7 Mart 2016 Pazartesi

Vizyon Savaşları



Vizyon kelime anlamı olarak TDK'da şöyle geçiyor; görünüm, ülkü, sağgörü, ileri görüş...

Kelimelerin anlamlarına önem vermeliyiz. Açıklamalarda saklanan anlamlarıyla var olan kelimeler için buna daha fazla dikkat etmemiz gerekiyor.

Dersimiz Türkçe olmadığı için kelime anlamı kısmını burada sonlandırıyorum ve asıl anlatmak istediklerime geçiyorum. Başlığımız; "Vizyon Savaşları" Bu başlık aklıma yaklaşık 2 sene önce kazındı, altının dolması için ise bugünü bekledi.

İnsanız, etkileniyoruz, alışıyoruz, kabulleniyoruz... Bu kelime dizisi çok tehlikeli olmakla birlikte belirli noktaların anahtarlarını içinde barındırıyor. Alışmak ve kabullenmek kısmı özellikle bazı durumlarda kaybetmek anlamıyla eşdeğer olabilir.

Etkilenmek kısmı ise varoluşumuzun en doğal eylemlerinden birisi. Ama sadece oyunun etkilenen kısmında olursak şahsımız için artı değerden söz edemeyiz. Artı değer için bu oyunun etkenlerinden biri olup, etkileyende olmalıyız.

Aile, okul, iş yaşam dizisinde birde geniş küme olarak toplumu belirtirsek; bu kümede sahip olduğumuz vizyonla oluşturduğumuz fikirlerimiz ya alıp başını yürüyecek ya da kötürüm haliyle kendi köşesinde yok olup gidecektir.

Vizyoner bakış açısına sahip olmak için medyum olmaya gerek yok. Bana göre hayal kurabilme zenginliğine sahip olup, farkındalık yeteneğiyle birlikte değişimin gerekliliğini algılamak yeterlidir. Ama hayal ürünü olan işlerde bile standartların dayatıldığı eğitim yuvalarımızdan çıkıp, kimsenin başına icat çıkarıp, huzur bozmadığımız ailelerimizden uzaklaştığımızda içine daldığımız iş hayatında durum çok mu farklı?

Özellikle değirmenin dönmesinin yeterli olarak görüldüğü iş yerlerinde inovatif gözlüklerini kırmak isteyen çok olacaktır.

Okulda öğretmeninin tavrı olan söylediklerimi ezberle, geç, ailede eski köye yeni adet getirme tavrı iş ortamında da aynen vuku bulabilir; işini yap, maaşını al, sorgulama!

Vizyonsuz şirketlerde çalışanların değer üretmesinden kimse bahsetmez. Fikri gelen beyinlere bozuk parça muamelesi yapılır, bant görevi gören parayla susturulabiliyorsa susturulur, olmuyorsa ; Güle güle!

Bu şirketlerin organizasyonel özelliklerinden birisi de içinde lider barındıramaması olarak gösterilebilir. Bu şirketlerde amir olur genellikle. Birinci derece susturucu görevi gören amirler kendi bölümünde ses çıkaran parçadan sorumludur. Yılların getirdiği bu sorumluluk baskısıyla onların fikirleri çoktan ölmüştür. Yeni ve genç enerjiyle aynı dili konuşamadıklarından bu duruma bir ad bulmaları gerekmiştir. Bunada; kuşak çatışması demişlerdir.

Yeni fikre kapalı yönetim anlayışı, böyle gelmiş böyle gidecek baskısı altında kalmış amirleri doğurmuş ve sorgulanmayan işlerin yürütüldüğü sistemleri oluşturmuştur.

O yüzden ne kadar yenilikçi olursan ol, ne kadar değer yaratma konusunda ısrarcı olursan ol, küçük bir nokta tanesi olarak makinanın işlemesine yarayan bir parçaysan bir adım öteye gidemezsin.

Sen sen ol varlığının değersizleştirildiği, fikirlerinin önemsenmediği yerlerde durmak için inat etme!

He eğer daha dur, daha vakit var diyorsan; tuhaflıklarına devam et. Bu tuhaflıkların da bir gücü var. ;)


1 Mart 2016 Salı

Şirketler Ezber Bozmaz, Bireyler Ezber Bozar

Kişisel gelişim merkezli oturumların çokça bulunduğu bir İk zirvesini daha geride bıraktık.

Ben MCT’nin düzenlediği İk zirvelerini hep çok sevmişimdir. Çünkü hepsinden farklı olmasına sebep olan güzel insanları var. Didem Tekay, Alper Utku ve Tanyer Sönmezer öncülüğünde tüm MCT çalışanlarına teşekkür ediyorum.

AKILCI SADELİK

Karmaşıklaşan dünyanın, karmaşıklaşan organizasyonlarının, karmaşık beyinleri olarak oradaydık. Mevzuumuz; Akılcı sadelikti.

“Şirketler ezber bozmaz bireyler ezber bozar “ temelinde katılımcılardan sadeleşmenin tüyolarını aldık. Bu tüyolar kimlerde işe yarar bilemem ama umarım bir iz bırakır bazılarında. Yoksa hepimiz karmaşıklığın içinde boğulup silineceğiz.

Ezber bozmak, yıkıcı güç olmak cesaret gerektiren işler. Fikrimce kimsenin ezber bozan olacak kadar cesareti yok.  Hiç kimse elindeki kahvenin getirdiği mutluluğu (!) bırakıp bisiklete atlayacak ve varlık sebebini arayacak kadar meraklı değil.

Yine ezber bozmanın getirdiği yalnızlık halini hiç kimse, instagramda paylaştığı kalabalık içindeki fotoğraflarının yerine koyacak kadar bağlı değil varlığına...

Varlık sebebi olan şirketlerin rahatını bozmak şu yana dursun, “peki efendim” in getirdiği kişisel rahatlığını bile bozmak istemeyen kişilerin sayısı oldukça ciddi boyuttadır.

Birde bilmiyorum diyecek kadar cesur olmak var. Herkesin her şeyi bildiği bir dünyada bilmiyorum diyebilmenin farkını cevaplar yerine sorulara odaklanmayı öğrendiğimiz zaman anlayacağız...

Cesur değilsin, yapamazsın, rahatını bozamazsın, sahte kalabalıkların insanısın gibi söylemler okuyanın üstüne alındığı boyutta rahatsız edeci söylemler olabilir.

Ama etrafında rengârenk balonlarla gezdiğin yerler seni gri dünyandan ne kadar uzaklaştıracak. Herkesin bulunma amacının belli olduğu bir yerde şirketlerinizin rahatını bozun gibi söylemler bana uzak geliyor.

Evet, bir değişim döneminin insanları olabiliriz. Ezber bozacak fikirler işte tamda sahnede söylenilenler olabilir. Ama bunu dinleyenler kim? Görüşmeye takım elbisesi ile gelmedi diye adayı küçük düşüren, adayları 2 saat kapıda bekleten, mülakat sırasında özel telefon görüşmesini yapmaktan çekinmeyen, görüşme sonucunda anlaşılan ücretten farklı bir ücretle ay sonunda adayın karşısında duran ik’cılar mı? Genelleme yapmıyorum. Ama saydığım ve daha sayabileceğim birçok örnek gerçekleriyle şahsımda mevcuttur.

İlk önce aynı toprağın mahsulü olduğumuz bozuk olanları şöyle bir ayıralım. Toprağı verimsizleştiren taşları eleyelim. Parlayacak olan zaten parlayacak ve o sahnede kendine günü geldiğinde yer bulacaktır.

Yerelleşmek gericilik değildir. Toprağımızı değiştirmeden ektiğimiz çiçekler hep yapay, hep eğreti kalacaktır. 

Organizasyon için bir şey söylemeyeceğim başka. Başta da dediğim gibi ben MCT’yi ve organizasyonlarını çok seviyorum. Önümüzdeki yılı bende tüm MCT’liler gibi merak ve heyecanla bekliyorum.


Görüşmek üzere…