21 Aralık 2015 Pazartesi

Sedolinka ile Mehmet'in Gezegenine Yolculuk

     

Bilindiği üzere 16-17 Kasım tarihlerinde Peryön İnsan Yönetimi kongresindeydik. Daha önce hiç füzyon deneyimi yaşamamıştık. İlk füzyon denememize Mehmet Akbay'ın sözleri sebep oldu. Gezegen Mehmet olarak tanıdığımız Mehmet Akbay çoğunluğunu İk profesyonellerinin oluşturduğu ortamda bize göre çarpıcı söylemlerde bulundu. Bizde Sedolinka ile bu söylemlere kendi yorumlarımızı katmak istedik. Buyurun efendim...

Gezegen Mehmet Ne Dedi?

1) "Ben olmadığım zaman Kral batarsa, ben görevimi yerine getirememiş olurum. Yönetimden markayı korumaya çalışıyorum ve sistem kuruyorum."

Marka yönetimden korunacak bir şey mi? Ya da yönetimler markanın kötülüğünü mü ister diye sormak doğru olacaktır. Kişisel egoların hüküm sürdüğü yönetimler markaya iyilik yaptığını zannederken kötülük yapabilirler çoğu zaman. Sistem kurulmasına olanak tanımayan yöneticiler tek adamlığa oynamaya meyillidirler. Tek adam profili çoğu zaman güç ve kontrolü beraberinde getirse de devamlı işlemesi gereken mekanizmaları tıkayacak en büyük engelleri oluşturmaktadır. Mehmet Akbay'ın bu söylemi için üslup konusunda sıkıntılardan söz edilebilir, ama koltuğa yapışan yöneticinin samimiyetle söyleyebileceği bir cümle değil. Bir yönetici kendi hazinesinde bulundurduklarını sadece kendi belleğinde tutmuş, aktarmamış ve kendinden sonra hiç kimseye bilgi dokundurmamışsa kendi haline vahlamalıdır.

2) Patronu Ferit Şahenk; Gezegen Kral çok iyi gidiyor dediğinde kendisinin sizin sayenizde efendim dediğini neden sorusuna yanıt olarak ise çünkü siz bana karışmıyorsunuz diye bir cevap verdiğini de aktardı. 

Bu ne demek oluyor? Patronun karışmaması şirket için ne anlama geliyor? Yine burada da tek adam rolünü benimseyen patronlardan söz edebiliriz. Bir sistemin iyi işleyebilmesi için o sistemin uzmanlara ihtiyacı vardır. Patron olmak demek her sürecin uzmanı olabilmek için gerekli yetkinliklere sahip olmak demek değildir. Yetki devrinin mekanizmaların hızlı ve sorunsuz çalışmasında önemli bir rolü vardır. Her şeye karışan bir patron kağnı hızında ilerlemeyi göze almış bir patrondur. O yüzden işini uzmanına bırakın, karışmanız gereken noktaları iyi yönetin. Sistem işlemiyorsa zaten sorun büyüktür. İşi uzmanına bırakmak patronun hiçbir şeye dokunmaması, her şeyden bihaber olması demek olarak yorumlanabilir. İşi uzmanına bırakmak bu düşünceyi desteklemez. Şirket içinde ne olup bitiyor, iş akışı nasıl işliyor, kim hangi işi en iyi yapıyor... gibi noktalar patronun bilgisi dahilinde olabilir. Tabii bunu büyük organizasyonlar için söyleyemeyiz. Butik iş yerlerinin patronu ile binleri bünyesinde barındıran organizasyonların patronlarını aynı değerlendirmemek lazım. Koltuklar işin uzmanlarına bırakıldığı zaman temsil ettiği makamlar değerlenecektir. Ben uzmanı aldım köşeme çekildim denildiğinde her zaman "everything is okey" olmuyor. Kontrol mekanizmasını iyi yönetmek sizin elinizde.


3) "Yöneticiler sistemi kıyafet gibi giyiyorlar. Onlar gidince şirket batıyor. Bundan gurur duyuyor. Sen hainsin o zaman."

Sistem kurmak kolay iş değil. Zaten içten içe adı konulmadan yürüyen bir sistem vardır. Bu ortamlarda sistemin isminin konulması kuşkusuz daha kolay olacaktır. Sistemi sen kurabilirsin, sen yürütebilirsin, büyütebilirsin. Ama sen gittiğin zaman o sistem batacak noktaya geliyorsa evet sen hainsindir. Dünyayı sen kurtarmayacaksın beyaz yakalı, her yerde bilgi paylaşımını destekliyorum, insanları seviyorum ve ekip ruhunu önemsiyorum diyorsun ya, "me me me" dersen bu dediğinle çelişiyorsun bizden söylemesi. Şimdi o sistemsel kıyafetini sakince 3'e 5'e böl ve farklı modellerde kıyafet yarat, sistemini çoğalt.

4) "Sen olmazsan olmazı çalışana hissettirirsem onun ahlakını bozarım."

Böyle  bir söylem sevgi dolu bir yöneticinin söylemi olabilir mi? Akıllı bir çalışan zaten ben olmazsam da olur diyebilen çalışandır. Ahlak bozmak faslı küçük düşürücüdür. Sen benim değerli olduğumu hissettir ben bensizlikte batacağını düşünmem. He sen bu bakış açısıyla sen gidersen yerine milyonlar var sen olmazsan da olur diye bas bas bağırırsan turnoverin allahını yaşarsın ahlakın bozulur!

5) "İnstagramına kadar bakarım. Gezmiş mi eğlenmiş mi sosyal hayata katılmış mı?"

Sosyal medyanın iş hayatına etkisi bla bla bla. Kontrol aşamasını sorgulamıyoruz ama kontrol sonucundaki değerlendirme aşaması benim gözümde farklı yorumlara sebep olabilir. Şöyle ki kuşaklar kavramı böyle çok çok konuşulmadan önce  ya da sosyal medyanın deliler gibi kullanılmadığı, her şeye ulaşımın kolay olmadığı zamanlar da işe alımlar sosyal medyasız hep bir eksik, hep bir yalnız mıydı? İk'cılar "ah dostum bir şeyleri eksik yapıyoruz" mu diyorlardı. Tamam meraktan bak ama işe alımda da lütfen sonuç olmasın. Yeteneği keşfet, al, geliştir ve elinde tut. Bunlar için düşün, bu konuda bir şeyleri eksik yaptığını düşün. Bırak sosyalse ona anti sosyalse de ona. Zaten işe alırken bir sürü testten geçiriyorsun, sosyal medyada ona kalsın. :)


6) "Mesaiye kalmak takdir sebebi değildir. Sen işini yapmamışsındır."

Ortak düşüncelerimizden biri daha. Mesai gerekli durumlarda olabilir. Ama fazla çalıştığı için gurur duyan eski beyinler mesaiye kalınca kendini kahraman ilan etmektedir. Sen verimli çalışmayı öğren diyorum onlara. Nitelik nicelik meselesi...Bir gün herkes için 24 saat unutma.

7) "Benim haberim olmadan ik benim çalışanımı uyaramaz."

Uyaramaz mı? Bunu iş hukukçularda söylüyor kendinizi değersiz hissetmeyin eli sopalı ik'cılar (!). Evet, ik haber verebilir yöneticisine. Yöneticisi uyarabilir. Ön uyarılar yöneticidedir. Sen hukuki süreçte devreye gireceksin. Suratını asma hemen. Erdem hoca ne demiş peki; Disiplin cezasını sadece ik vermez, yöneticide vermeli. Birinci kademe cezalar, uyarı vs. yöneticinin elinde olmalı...Hukukun üstüne söz söyleyecek değiliz ama burada yorum yapmak lazım. Şirkette en ufak sorunda (servis basamağı yamuk basamıyoruz...) İk'ya gelen beyaz yakalı (?) , söz konusu uyarı olduğunda mı departmanı, yöneticisi aklına geliyor. Her şeyden sorumlu İk'nın neden bu konuda söz hakkı olmasın? Bu söz hakkının varlığından söz etmek İk'nın ehli kişi olması demek değildir. İlgili departmandan sorumlu kişiye bildirirsin ve o kişide çalışanını uyarır. Ama genel olarak PDKS takibini yapıyor ve eksik bir şey varsa veya diğer süreç takiplerinden İk sorumlu ise ve o yetki ona verilmiş ise  neden gerektiği zaman duruma dahil olmasın ki?
(?) Tüm çalışanlar beyaz yaka değildir!

8) "İK, Satın alma, İdari işler markaların taşeronudur."

Taşeronudur deyince kabardık hemen. Sakin söylemle destek elemandır diyebiliriz. Zirvelerde kendini büyütüyorsun ya bilki kara etkin ne kadarsa o kadar etkin eleman olacaksın. Yoksa taşeron derler sana üzülürsün.

9) "İk'cılar bize seçenekler getirecekler."

Evet, bu da doğru. Biz çalışma ilişkisini bilen tarafız  ama karar mekanizması değiliz. Son karar yöneticinin. Gönlümüzde böyle olmasa da uygulamada böyle. Biraz uygulamaya gelsenize...

10) "Bir yönetici olarak toplum içinde çalışanımdan özür dilemem, özrümü davranışımla belli ederim."

Bu düşünceye denilebilecek sadece; Yazık... Yönetici olmadan önce insansın bunu unutma. Özür dileme mevzusunu küçük düşürücü bir eylem olarak görme. Yüreğinden gelsin, kendini mecbur hissetme. Özür dile küçülmezsin, yücelirsin... Özür dilemek otorite sarsmaz. ;)


11) "Bir çalışanın işten atılırsam ne yaparım korkusu varsa onu işten atın. Bir işe yaramıyordur. Ben onu kaybedersem ne yaparım demem lazım."

Söylem yumuşak olsa ne kadar doğru şeyler. Bir çalışanın eğer piyasada değeri varsa o iyi çalışandır  ve atılırsam  ne yaparım korkusu yaşamaz. Atılırsam ne yaparım korkusu yaşayan personel kendinin bile inanamadığı pozisyondadır. Atın gitsin demiyorum ama, ne yapacağınızı bu açıdan bakarak düşünün. ;)  Direk hesap kesen İk'cılardan değilseniz şöyle de diyebiliriz; kişinin bu şekilde bir korkusu olmasının da nedeni vardır elbet. Kendisini yetersiz mi buluyor, hata üstüne hata mı yapıyor ki bu korku ağı içerisinde bulunuyor. Ama belliki bu kişiye eksik anlatılan bir şeyler var, bu durumun farkındaysanız lütfen çıkartmaya değilde iyileştirmeye odaklanın. O kişi öğrendikleriyle size değer katacak ve geliştirecek. Bırakın o da piyasada değeri olan bir çalışan haline gelsin.


12) Panelin sonunda ise benim gözümde iyi yönetici dedi ve ; Sistemini oluşturabilen ve hesap verebilen, 360 derece gözlem yapabilen, dedikodudan ziyade hataları konuşan, adil olabilen, hata yapandan değil hatasını saklayan çalışandan çekinen ve yeni başlayandan şapkadan tavşan çıkartmasını beklemeyendir dedi ve noktasını koydu.

Neyi, nasıl yaptığını bilen, sürece hakim yönetici zaten hesap verebilirlik kısmında sıkıntı yaşamaz. Dedikodu gibi kemirgen mobbing yolunu tercih etmez iyi bir yönetici, başkalarının da bu yolu kullanmasına müsaade etmez. Varlığını hissettiren adil yönetim anlayışı zaten çalışanların iç motivasyonunu en çok artırandır. İyi yönetici bu noktayı kaçırmaz. İyi yönetici hatadan korkmaz, hata yapan çalışanı hedef almaz, hatalarından ders çıkaran çalışanları görmek ister. Yeni başlayanın şapkasını eskitmez, onu işe aldıktan sonra sorgulamaz. Yoğun ve yorucu sorgulama sürecini geçirdiğini bilir, yeteneklerini, yetkinliklerini ve değerlerini göz önüne alarak yapabileceklerini tahmin eder. Oryantasyon sürecini sindirmesine izin verdikten sonra şapkadan çıkardığı tavşanları keyifle izlemeye koyulur.

Maddeler halinde Gezegen Mehmet'in söylediklerini yazdık, kimini desteklerken kimine yazık dedik. İşletme yapıları, yönetim anlayışları değişiyor. Değişime direnenler bile bu değişimden etkileniyor. Zaman değişiyor, zamanla birlikte insanlar, kafa yapıları değişiyor. Ben çalışanımdan özür dilemem dersen sende unutulursun elbet bir gün...


Seda Küçük - Duhan Gevren