22 Kasım 2015 Pazar

23. Peryön İnsan Yönetimi Kongresi İzlenimleri


23. Peryön İnsan Yönetimi Kongresi  16-17 Kasım 2015 tarihlerinde Haliç Kongre Merkezinde gerçekleşti.Lütfi Kırdar'a gidip dönmedim ama 15 Kasım'ın son anlarına kadar Lütfi Kırdar'a gitmeyi planlıyordum. 

Neyse ki başıma böyle bir şey gelmeden 16'sının sabahında kendimi Haliç'te buldum. Pek bir güzel geldi ortam. İlk defa gitmemin beğenmeme etkisi yok, kesinlikle oturum aralarında Haliç kenarında nefes almayı tüm kongre merkezlerine tercih ederim.

Kongre yazımı oturumlar ve organizasyon hakkında aklıma takılanlardan bahsettikten sonra, tebrik ve teşekkür faslıyla noktalayacağım. Başlayalım...
  
OTURUMLAR

Kongre bittikten sonra aldığım notlara bile bakmadan düşündüm sadece. Hangi oturumu hangi duygularla anımsıyorum diye sordum kendime. Cevaplar peşi sıra geldi... En faydalı, en gülümseten, en ilham veren... gibi bende yer edinen oturumlar hangisiyse kısaca onlardan bahsedeceğim bu yazımda.





Benim için en faydalı oturum; Erdem Özdemir ve İpek Aral’ın katılımıyla gerçekleşen “İşe iade davalarında uzman görüşü ile güncel gelişmeler” başlıklı oturumdu. Günümüz trendleri daha soyut kavramlar olsa da hiçbir zaman ikinci plana atamayacağımız bir alan; iş hukuku... İnsan kaynakları alanındaki uzmanlığını kanıtlamış İpek Hanım ve İş Hukuku alanında ismi akla ilk gelenlerden olan Erdem hocanın iş birliğinde harika bir oturum gerçekleşti. Ayakta kalan, basamaklarda oturan katılımcılar bu tarz oturumların ana oturum olması gerektiğini net bir şekilde belirttiler. 






En huzur veren oturum; Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Dr. Erdal Karamercan’ın sunumuyla gerçekleşen “Başarının Sırrı; Duygusal Zekâ” başlıklı oturumdu. Daha fazla öğrencinin katılımıyla gerçekleşen organizasyonların olması gerektiğini belirten Karamercan, bilenlerin bilenlere anlatmasının bir faydası olmadığına dikkat çekti. Kulak misafiri olduğum ya da katıldığım sohbetlerde de aynı söylem vardı; “Bilmediğim hiçbir şey duymadım...”


İyi yöneticiyi tanımladığımız oturumda IQ’ su 140+ olan çalışanların IQ ‘su 100 ve civarı olan yöneticilerle çalıştığını söyleyen Erdal Karamercan; hayatta başarı için IQ  %20 etkili iken EQ yani duygusal zekânın etkisinin %80 civarında olduğunu sözlerine ekledi. Bu oturumu huzur veren olarak tanımlamamın nedeni ise Erdal Karamercan’ın tavrı ve katılımcıların dikkatini gülen gözlerle kendi üzerinde toplamasıydı.

En ilham/enerji veren oturum olarak bende kalan oturum ise Ümit Öztürk moderatörlüğünde ve dört genç adamın katılımıyla gerçekleşen; İçeride, dışarıda ‘Sıra dışı performans’ oturumuydu. Bu oturumun teması olan sporla ne yazık ki ilgilenebildiğim söylenemez. Karşımda yaş ortalaması 50-60 arası olan, triatlondan, ıronman olmaktan bahseden ve üstüne üstlük iş hayatında başarılı olmuş kişileri bulunca ilham ve enerji almamak elde değildi. Spor ve iş hayatının ortak noktalarına değindiğimiz oturumda anahtar kelimelerimiz; disiplin, hedef, planlama, ful konsantrasyon, toplumsal iletişim ve performans oldu. Sporun toplumsal iletişime katkısını Mehmet Nazmi Ertem şu sözlerle çok güzel özetledi; “Bir yarış sırasında bankamızda staja başlayan genç arkadaşımıza kas masajı yaparken buldum kendimi...” Toplumsal hayatta hiçbir hiyerarşik ilişkide bulunmadığımız insanların bile ful egosuyla karşılaşırken, bir yönetim kurulu başkanının bir stajyerine masaj yaptığını söylemesi sporun etkisi mi, yoksa karakterin getirisi mi siz karar verin.

En “işte bu” dediğim oturum ise; Murat Yeşildere, Yiğit Oğuz Duman ve Nevzat Aydın üçlüsünün gerçekleştirdiği “Girişimcilik, bağlılık ve liderlikte fark yaratmak” konu başlıklı oturumdu. Söylenilenlerden değil davranışlardan ders çıkarın dediğim bir oturum oldu. Yiğit Oğuz Duman ve Nevzat Aydın’ın söylemleri alkışlanacak cinstendi. Kendi liderliklerini anlatırken “Yöneticini motive edersen başarılı olursun” gerçeğini de aşıladılar.

En tartışmaya açık oturum olarak nitelendirdiğim oturumu; “Hizmet ve eğlence sektöründe insan yönetimi” başlığı ile Cengiz Semercioğlu, Fırat Kasapoğlu ve Mehmet Akbay gerçekleştirdi. Özellikle Gezegen Mehmet olarak tanıdığımız Mehmet Akbay’ın söylemleri salonda çoğunluk olan İK Profesyonelleri açısından çarpıcı denilecek cinstendi. Söylediği her şeyi hemen hemen not almışım neredeyse. Topladığım parçaları mantık iskelesinde bir bütün haline getirebilirsem sizinle paylaşmayı düşünüyorum, bakalım...

En gülümseten oturum; Tabii ki İlber hocanın oturumuydu. Engin bilgisi ve umursamaz tavrını harmanladığı sunumunu dinleme şansını yakaladığım için mutlu oldum, gülümsedim. İş hayatında cahillerle baş etme yöntemlerini anlatmadı tabii, 1800’lerin Avusturya’sından girdik, Enderun’dan çıktık... Benim öğrencilik profilime uygun bir hoca olmamasının nedeni benim cahilliğim olsa gerek. :)

Benim gözümde “EN” olan oturumlardan bahsettikten sonra bir oturumdan da kısaca bahsetmek istiyorum. Bulut Öncü, Volkan Yılmaz ve Türker Vatansever’in katılımıyla gerçekleşen “Çeşitlilik yönetimi: Çalışma yaşamında LGBTİ’ler” başlıklı oturuma katılım oranı aslında söylemek istediklerimin cevabını verdi. Yazımın başlarında geçen bir cümle; “bilenler bilenlere anlatıyor...” un temelinde kurulacak birçok cümle bu durum etrafında kurulabilir. İnsan ne seviyede olursa olsun kendini destekleyeni duymak istiyor, kendini doğrulamak istiyor. Toplumun içinde var olan, ister büyük bir kitleyi temsil etsin ister küçük bir noktayı, hepsini dinlemek istiyorum. Bu fırsatı veren Peryön’e özellikle bu noktada teşekkür etmek isterim.

ORGANİZASYON

3000'e yakın İK profesyoneline ev sahipliği yapan organizasyon zaman bakımından sarkmalarla ilerledi. Saatimiz ile elimizdeki program bir türlü denk gelmedi. Evdeki hesabın çarşıya uymadığı bir toplumda yaşadığımızdan eleştirilecek bir nokta olarak görmüyorum bunu. Sonuca bakmak yeterli olacaktır. :)

Organizasyon ile ilgili yemek muhabbetini de yapmak gerekirse; yemekler güzeldi ama ben böyle organizasyonlarda self-servis ve kokteyl tarzını pek sevmiyorum. Bu yüzden ikinci gün beslenme çantası oturumuna katıldım. Yemek servisi konusundaki yoğunluğun ortadan kaldırılması için kesinlikle beslenme çantası oturumları güçlendirilmeli. Reklam kokmayan oturumlara ağırlık verilebilir mesela...

Reklam demişken sponsor merkezli oturumlara değinmek isterim. Sevmiyorum desem ne fayda? Burada "Amaç" faktörü devreye giriyor. “Peryön'ün amacı ne? , Katılımcının amacı ne? , Konuşmacının ve sponsorun amacı ne?” gibi soruları cevapladıktan sonra herkesin yüzünün gülümsediğini görmüş olacağız. :)

Organizasyonla ilgili yorumlarımı yaptıktan sonra son olarak bir konuya daha değinmek istiyorum; oturumlar başlarken dağıtılan anketler... Bu anketleri kimsenin doldurduğunu görmedim. Merak ediyorum bu anketlerin sonuçları beklentiyi karşılıyor mu? Karşılamıyorsa ya da karşılanması beklenen bir beklenti yoksa dijital anketler yeterli olmalı bence.

TEBRİK ve TEŞEKKÜR

İK Blog Ödülleri Sahiplerini Buldu!
 ödüller
Geleceğini merak ettiğim İK Blog ödülleri bu sene 3. Kez kongrede sahipleriyle buluştu. Hak edenin ödüllendirildiği yarışta birinci olan Ezgi Feda’yı ve finalistler; Ali Cevat Ünsal ve Merdiye Eker’i bir kez daha kutluyorum. Yarışan veya yarışmayan, yazım hatası yapan ya da yapmayan, emek veren tüm blogerları da ayrıca emeklerinden dolayı tebrik ediyorum. Tüm hatalar düzelir, yeter ki umutlar kırılmasın. :)

PERYÖN ailesine, Özlem Helvacı öncülüğünde teşekkürlerimi sunuyor, başarıyla tamamladıkları organizasyon için kutluyorum. Nicelerini yapacaklarına itimadım tamdır.

Daha sık görüşmek dileğiyle...


21 Kasım 2015 Cumartesi

Özeleştiri Vakti Geldi!



Gökhan Yılmaz ve Burçin Şoray Erdağ ortak olarak "İnsan Kaynakları Bloglarına Eleştirel Bakış" isimli bir çalışmaya imza attılar. Biz İK bloggerları için güzel bir pas oldu bu çalışma ve ilk olarak topu Alper Yılmaz alarak "Kendine Ayna Tutabilmek" başlıklı özeleştiri yazısıyla isabetli bir başlangıç yaptı. Sonrasında Müge Arslan "#blogumunözeleştirisi bir başlık olsa ve hepimiz yapsak. Sıra bende..." diyerek özeleştiri akımına katıldı. Anlaşılan o ki;bu akım bir süre daha devam edecek. Umarım etkileri kalıcı olur ve İK Blog ekosisteminde güzel sonuçları beraberinde getirir.

İK Blog ödüllerinden önce değerli hocamız Ahmet Eryılmaz " Peryön İK blog yarışması adayları üzerine" başlıklı yazısında şahsıma yer vermiş ve şu cümleleri kurmuştu;


 Blogum için yapılan bu güzel yorumdan sonra kendime eleştirilerimin çok daha fazla olduğunu belirtmiştim. Şimdi özeleştirimi yapma sırası bana geldi. Buyrun bakalım...

  • Teknik altyapı yetersizliği blogumun her noktasında kendisini gösteriyor. Teknik destek almalıyım!
  • En önemlisi; tembellik hissi uyandıracak seyreklikte içerik üretimi olsa gerek...İstikrarı sağlamalıyım!
  • Her zaman farklı pencerelerin varlığından söz ederken bakış açımı tek pencereye indirgediğimi hissettiren yazılarım olmaya başladı. Bu beni uzun süre önce rahatsız etmiş olacak ki yazmayalı epey bir süre oldu.Bakış açımı genişletmeliyim!
  • Blogumu kişisel marka oluşturma konusunda fırsata henüz çeviremedim. İK Amatörü'nden bu konuda hepimizin öğrenecekleri olmalı. :)
  •  Sosyal medya kanallarım ile blogumu entegre bir şekilde yürütme konusu da zayıf noktalarımdan birisi. Bu alanlarda daha fazla ve etkin olarak yer almalıyım!
  •  Altı doldurulmayan ve güncel tutulmayan kategorilerim var. Bunları ya tamamen kaldırmalıyım, ya da çekidüzen vermeliyim!
Bunların dışında tabii ki benimde içsel yolculuğumda gerçekleştirmem gereken bir çok madde var. Bakalım bu farkındalıklarımı kendi yararıma olacak şekilde değerlendirip bir sonuca ulaşabilecek miyim? İzleyip görelim. :)

Tembel bloggerınız hepinize sevgilerini sunar.