14 Ocak 2015 Çarşamba

Bu Memlekette İşsizlik Var Dostum!

"Bu memlekette işsizlik var diyenin ağzına kürekle vuracağım."
Harfi harfine böyle bir cümleyle karşılaştım geçtiğimiz günlerde. Hiç bir şey demedim, gülümsedim...

Kendi kalıplarında yaşayan, kendi penceresinden başka pencere tanımayan kişilere, "gel benim penceremden bak." demek  bir sonuç doğurmayabiliyor. Bende blogumda kendi penceremden izlenimlerimi paylaştığımdan, yaklaşım hakkındaki fikirlerime burada yer vermek istedim.

İlk olarak "İşsizlik nedir?" sorusunu cevaplayalım;
İşsizlik, herhangi bir ekonomik toplumda çalışmak istediği halde  iş bulamayan yetişkinlerin bulunması durumu. (Vikipedi)
 Evet, burada kilit nokta; ortada bir çalışma isteğinin bulunup bulunmamasıdır. Çalışmak istemeyen kişileri ve umudunu kaybedenleri (maalesef) işsizden saymıyoruz.

Picture
Bulunduğu noktaya kadar iş hayatında bilnçsizce var olmuş, amacı  maaşı, sgk'sı, yolu birde yemeği olan ve bulunduğu düzlükte onu yaşatacak bir iş olan kişilerin işsizlik hallerindeki tavırlarını eleştirebilirsiniz. Ama, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde birinci basamakta kalmış bu kişilerle, kendini gerçekleştime amacıyla yoluna devam eden bireyleri aynı kefeye koyarsanız hata yaparsınız.


                                      
Bir sonraki basamağı hedefleyerek çizdiği yolunda ilerleyen kişiye başka bir merdiven gösterirseniz, o kişi gösterdiğiniz merdivene çıkmak istemeyecektir. Onun ağzına kürekle vurmayın, ki kimseye vurmayın güzel bir hareket değil yapacağınız.

Kariyer planlarını yapmış, bilinçli bir şekilde var olmaya çalışan bu kişiler; planları dahilinde bir meslekte uzmanlık kazanmak isterler. Bunun için zaman ve emek verirler. Verdikleri karşılığında yükselmek, aşama kaydetmek isterler. Planlar tıkırında gider gitmez... Umudunu kaybederler, pes ederler... Vazgeçerler, amaçlarını fiziksel ihityaçlarının konforuna indirirler, "maaşımı alırım, hayatıma bakarım" derler... O zaman başka merdivenlere göz koyabilirler. Bunlar olabilir ihtimaller. Ama inatçı bir kişiyse ona başka bir merdiven göstermeniz işe yaramayacaktır.

Emin olun, bahsettiğim kişiliklerin eğitimle bir alakası yok. Girdiği bir sınav sonucu, kılavuzdan seçmece bir bölüm okuyan kişiler çok fazla. Yapacakları işi sevme ihtimalini saçma bulan kişiler de... Onlar sizi dinleyebilirler.

"Çalışmak benim doğamda yok." diyen kişiler üzerinden ülkenin işsizlik durumunu genelliyorsanız, hatalısınız!

Bu memlekette işsizlik var dostum.

Olmayan ne mi?

  • İstediği işi yapabilme lüksünü kişilere sağlayan bir sistem YOK!
  •  Kariyer planlaması bilincini sağlayan bir eğitim sistemi YOK!
  • Kariyer planını yapabilen kişilere ise yardımcı olacak, onlara güven verecek bir ortam YOK!
Daha devam etmeyeyim olmayanlara. Demek istediğimi anlatabilmişimdir umarım.

Öğretmen olmak isteyen kişinin polis olmak zorunda bırakıldığı (ki bu zorunda kalınan hal bir çoğuna göre olumlu), Fizik mezunu birinin  İş ve Meslek Danışmanlığı sınavlarında ter döktüğü, Seramik Mühendisi bir kişinin İş Güvenliği Uzmanı olabildiği için sevindiği bir ortamda işsizlik var diyenlere hala kızıyorsanız, diyecek başka bir şeyim YOK... (O bölümler kariyer planlaması dahilinde mi okundu diye sorarsanız, -sistem böyle.)

Sevgiyle kalın...

*Görsel; Maslow'un İhtiyaçlar hiyerarşisi





5 Ocak 2015 Pazartesi

Kendini Tanırken Kendini Sınırlayanlardan mısın?



Kalkıştığımız her işte elimizde bulunan en büyük kaynak kendimizden ötesi değildir. Elimizde bir "BEN" varken onu tanımak gerektiğini herkes söyler. Başarının sırlarının başında "Kendini Tanımak" gelir, bunun aksinin iddia edildiğini aklıma düşen soruya cevap ararken göremedim.



Kendimizi tanımak nedir?

Kendimizi tanımak içsel bir yolculuktur. Aynanın karşısına geçmek yetmez bu yolculukta. Bir sorgulama sürecidir. İnsan kendisine yalan söyleyemez. Bol keseden sözlerle anlatsa da, kesenin içinde ne olduğunu kendisi her zaman bilir.

Kendimizi tanımanın ilk fonksiyonu; elimizde olanları bilmektir. Bu yeter mi? Yetmez... Bilmek farkında olmak demek değildir. O yüzden, elimizde olanların farkında olmak önemli bir etkendir, ama en önemlisi; farkında olduklarımızı ne kadar değerlendirebildiğimizdir.

Değerlendirebilenlerdensen , şanslısın. Başarıya ulaşmış olmalısın. Farkında olup değerlendiremeyenlerdensen ; Farkında olan kazanır, sen iste yeter, sen bir süper kahramansın... gibi cümleler kurmayacağım. Her şeyi toz pembe gören kişisel gelişimcilere hak vermeyenlerdenim çünkü. Ekonomi, sosyal çevre, eğitim vs. gibi seninle alakalı ama senin dışında olabilecek her şey seni etkileyecektir. Bu dış etkenler yüzünden özgüvenini ve kendisine duyduğu özsaygısını kaybeden insanlar varken; "Hadi uç, sen bir süper kahramansın" demek yanlış olur.

Kendimizi tanıma aşamasında, doğru yer ve zamana olan konumumuzu ve sınırların üzerinde gösterebileceğimiz esnetme gücünü görmezden gelmemek gerekiyor. İşte, beni düşündüren nokta burası. Artıların farkında olmak işe yararken, eksik olanların farkında olmak bizi daha da sınırlandırır mı?

Hareket etme aşamasına gelindiğinde, eksik olanın farkında olmak cesareti kırabilecek etkiye sahip olabiliyor. Cesur olamama durumu ise kişinin durgun limanlarda, güvenli yollarda yol almasına sebep oluyor. Riskli gördüğü, ilerleyemem dediği yollara girmeye cesaret edemeyince de, hiç bir zaman bilmediği altın meyveye ulaşma şansını ellerinden kaçırıyor belkide. Burası bilinmez!

Peki, kendimizi tanıma faslından vazgeçip kendimize cahil olmayı seçseydik ne değişirdi?

Halk arasında "Cahil Cesareti" olarak bilinen durumun psikolojideki adı; Dunning-Krugner Sendromu

Bu sendromu yaşayan kişiler cesaretini bilgisizlikten almaktadır. Kendilerini överler, her işte ön plana geçmeye çalışırlar, mesleki yeterliliklerinden şüphe duymazlar. Eksikliklerini bu metotlarla artıya dönüştüren Dunning-Krugner sendromlu kişiler başarılı pozisyonlara gelebilmektedir.

"Çok başarılı ve üstün bir kariyere sahip olan kişiler ile bilgisi az olan ve alanında uzman olmadığı halde başarılı bir pozisyona gelen kişileri anlatmaktadır. Çoğumuz bazı insanların nasıl bu başarıya geldiklerini ya da alanı olmadığı halde ve bizden daha düşük bilgiye sahip oldukları halde neden daha üst mevkide olduğunu merak eder anlam veremeyiz. Hatta gündelik hayatta televizyonda iki lafı bir araya getiremeyen ya da oyunculuğu beceremeyen kişiler nasıl bu pozisyona geldi diye hayıflanırız. "

Hayıflanmak ise bir işe yaramaz. Kendilerini bilenler, eksikliklerinin farkındalığıyla cesaret edemez ve girişimde bulunmazsa; kendine cahil olanlar her zaman haddini bilmeden ön planda bulunma çabasını göstereceklerdir.

Eksiklerimizi cesaret kırıcımız yapar, sınırlarımızı onlara göre belirlersek hep güven noktalarında yaşamayı tercih ederiz. Riskli yollardan kaçarız belki ama altın meyveyi cesur olanın bulmasını kabul etmiş oluruz aynı zamanda.

Şunu da söylemek lazım; teorinin sonuçlarına göre niteliksiz olanlar niteliksizliklerini ancak eğitimle farkederler. O yüzden nitelikliler bildiklerini hiç bir zaman paylaşmaktan çekinmesinler. Evet, eksik olabiliriz, doğru yer ve doğru zamanda olmayabiliriz ama yapamayacaklarımız yüzünden yapacaklarımızı küçümseyecek kadar kendimizden uzaklaşmamalıyız.

 *** 5 Ocak 2013 tarihinde yazmaya başladığım blogum bugün 2 yaşında. 2 Senedir gözlemlerimle, okuduklarımla, düşündüklerimle yazıyorum. Hiç bir zaman birisi olmaya çalışmadım yazılarımda, hep ben oldum. Geri bildirimlerle mutlu ettiniz. 

ik yolcusuSahip olduğum her şeye emeklerimle, sınavlardan geçerek sahip oldum. Tepsiyle sunulmadı, paketle kabul etmedim. Bol sınavlı günlerden geçiyorum bugünlerde. İnanıyorum ki; sınavlarımın sonucunu deneyimle harmanlanmış yazılarda göstereceğim. 

Yeni yıldan, yeni yaşımdan dileğim; CESARET

İyi yolculuklar.

*** Dunning Kruger Sendromu Hakkında