21 Aralık 2015 Pazartesi

Sedolinka ile Mehmet'in Gezegenine Yolculuk

     

Bilindiği üzere 16-17 Kasım tarihlerinde Peryön İnsan Yönetimi kongresindeydik. Daha önce hiç füzyon deneyimi yaşamamıştık. İlk füzyon denememize Mehmet Akbay'ın sözleri sebep oldu. Gezegen Mehmet olarak tanıdığımız Mehmet Akbay çoğunluğunu İk profesyonellerinin oluşturduğu ortamda bize göre çarpıcı söylemlerde bulundu. Bizde Sedolinka ile bu söylemlere kendi yorumlarımızı katmak istedik. Buyurun efendim...

Gezegen Mehmet Ne Dedi?

1) "Ben olmadığım zaman Kral batarsa, ben görevimi yerine getirememiş olurum. Yönetimden markayı korumaya çalışıyorum ve sistem kuruyorum."

Marka yönetimden korunacak bir şey mi? Ya da yönetimler markanın kötülüğünü mü ister diye sormak doğru olacaktır. Kişisel egoların hüküm sürdüğü yönetimler markaya iyilik yaptığını zannederken kötülük yapabilirler çoğu zaman. Sistem kurulmasına olanak tanımayan yöneticiler tek adamlığa oynamaya meyillidirler. Tek adam profili çoğu zaman güç ve kontrolü beraberinde getirse de devamlı işlemesi gereken mekanizmaları tıkayacak en büyük engelleri oluşturmaktadır. Mehmet Akbay'ın bu söylemi için üslup konusunda sıkıntılardan söz edilebilir, ama koltuğa yapışan yöneticinin samimiyetle söyleyebileceği bir cümle değil. Bir yönetici kendi hazinesinde bulundurduklarını sadece kendi belleğinde tutmuş, aktarmamış ve kendinden sonra hiç kimseye bilgi dokundurmamışsa kendi haline vahlamalıdır.

2) Patronu Ferit Şahenk; Gezegen Kral çok iyi gidiyor dediğinde kendisinin sizin sayenizde efendim dediğini neden sorusuna yanıt olarak ise çünkü siz bana karışmıyorsunuz diye bir cevap verdiğini de aktardı. 

Bu ne demek oluyor? Patronun karışmaması şirket için ne anlama geliyor? Yine burada da tek adam rolünü benimseyen patronlardan söz edebiliriz. Bir sistemin iyi işleyebilmesi için o sistemin uzmanlara ihtiyacı vardır. Patron olmak demek her sürecin uzmanı olabilmek için gerekli yetkinliklere sahip olmak demek değildir. Yetki devrinin mekanizmaların hızlı ve sorunsuz çalışmasında önemli bir rolü vardır. Her şeye karışan bir patron kağnı hızında ilerlemeyi göze almış bir patrondur. O yüzden işini uzmanına bırakın, karışmanız gereken noktaları iyi yönetin. Sistem işlemiyorsa zaten sorun büyüktür. İşi uzmanına bırakmak patronun hiçbir şeye dokunmaması, her şeyden bihaber olması demek olarak yorumlanabilir. İşi uzmanına bırakmak bu düşünceyi desteklemez. Şirket içinde ne olup bitiyor, iş akışı nasıl işliyor, kim hangi işi en iyi yapıyor... gibi noktalar patronun bilgisi dahilinde olabilir. Tabii bunu büyük organizasyonlar için söyleyemeyiz. Butik iş yerlerinin patronu ile binleri bünyesinde barındıran organizasyonların patronlarını aynı değerlendirmemek lazım. Koltuklar işin uzmanlarına bırakıldığı zaman temsil ettiği makamlar değerlenecektir. Ben uzmanı aldım köşeme çekildim denildiğinde her zaman "everything is okey" olmuyor. Kontrol mekanizmasını iyi yönetmek sizin elinizde.


3) "Yöneticiler sistemi kıyafet gibi giyiyorlar. Onlar gidince şirket batıyor. Bundan gurur duyuyor. Sen hainsin o zaman."

Sistem kurmak kolay iş değil. Zaten içten içe adı konulmadan yürüyen bir sistem vardır. Bu ortamlarda sistemin isminin konulması kuşkusuz daha kolay olacaktır. Sistemi sen kurabilirsin, sen yürütebilirsin, büyütebilirsin. Ama sen gittiğin zaman o sistem batacak noktaya geliyorsa evet sen hainsindir. Dünyayı sen kurtarmayacaksın beyaz yakalı, her yerde bilgi paylaşımını destekliyorum, insanları seviyorum ve ekip ruhunu önemsiyorum diyorsun ya, "me me me" dersen bu dediğinle çelişiyorsun bizden söylemesi. Şimdi o sistemsel kıyafetini sakince 3'e 5'e böl ve farklı modellerde kıyafet yarat, sistemini çoğalt.

4) "Sen olmazsan olmazı çalışana hissettirirsem onun ahlakını bozarım."

Böyle  bir söylem sevgi dolu bir yöneticinin söylemi olabilir mi? Akıllı bir çalışan zaten ben olmazsam da olur diyebilen çalışandır. Ahlak bozmak faslı küçük düşürücüdür. Sen benim değerli olduğumu hissettir ben bensizlikte batacağını düşünmem. He sen bu bakış açısıyla sen gidersen yerine milyonlar var sen olmazsan da olur diye bas bas bağırırsan turnoverin allahını yaşarsın ahlakın bozulur!

5) "İnstagramına kadar bakarım. Gezmiş mi eğlenmiş mi sosyal hayata katılmış mı?"

Sosyal medyanın iş hayatına etkisi bla bla bla. Kontrol aşamasını sorgulamıyoruz ama kontrol sonucundaki değerlendirme aşaması benim gözümde farklı yorumlara sebep olabilir. Şöyle ki kuşaklar kavramı böyle çok çok konuşulmadan önce  ya da sosyal medyanın deliler gibi kullanılmadığı, her şeye ulaşımın kolay olmadığı zamanlar da işe alımlar sosyal medyasız hep bir eksik, hep bir yalnız mıydı? İk'cılar "ah dostum bir şeyleri eksik yapıyoruz" mu diyorlardı. Tamam meraktan bak ama işe alımda da lütfen sonuç olmasın. Yeteneği keşfet, al, geliştir ve elinde tut. Bunlar için düşün, bu konuda bir şeyleri eksik yaptığını düşün. Bırak sosyalse ona anti sosyalse de ona. Zaten işe alırken bir sürü testten geçiriyorsun, sosyal medyada ona kalsın. :)


6) "Mesaiye kalmak takdir sebebi değildir. Sen işini yapmamışsındır."

Ortak düşüncelerimizden biri daha. Mesai gerekli durumlarda olabilir. Ama fazla çalıştığı için gurur duyan eski beyinler mesaiye kalınca kendini kahraman ilan etmektedir. Sen verimli çalışmayı öğren diyorum onlara. Nitelik nicelik meselesi...Bir gün herkes için 24 saat unutma.

7) "Benim haberim olmadan ik benim çalışanımı uyaramaz."

Uyaramaz mı? Bunu iş hukukçularda söylüyor kendinizi değersiz hissetmeyin eli sopalı ik'cılar (!). Evet, ik haber verebilir yöneticisine. Yöneticisi uyarabilir. Ön uyarılar yöneticidedir. Sen hukuki süreçte devreye gireceksin. Suratını asma hemen. Erdem hoca ne demiş peki; Disiplin cezasını sadece ik vermez, yöneticide vermeli. Birinci kademe cezalar, uyarı vs. yöneticinin elinde olmalı...Hukukun üstüne söz söyleyecek değiliz ama burada yorum yapmak lazım. Şirkette en ufak sorunda (servis basamağı yamuk basamıyoruz...) İk'ya gelen beyaz yakalı (?) , söz konusu uyarı olduğunda mı departmanı, yöneticisi aklına geliyor. Her şeyden sorumlu İk'nın neden bu konuda söz hakkı olmasın? Bu söz hakkının varlığından söz etmek İk'nın ehli kişi olması demek değildir. İlgili departmandan sorumlu kişiye bildirirsin ve o kişide çalışanını uyarır. Ama genel olarak PDKS takibini yapıyor ve eksik bir şey varsa veya diğer süreç takiplerinden İk sorumlu ise ve o yetki ona verilmiş ise  neden gerektiği zaman duruma dahil olmasın ki?
(?) Tüm çalışanlar beyaz yaka değildir!

8) "İK, Satın alma, İdari işler markaların taşeronudur."

Taşeronudur deyince kabardık hemen. Sakin söylemle destek elemandır diyebiliriz. Zirvelerde kendini büyütüyorsun ya bilki kara etkin ne kadarsa o kadar etkin eleman olacaksın. Yoksa taşeron derler sana üzülürsün.

9) "İk'cılar bize seçenekler getirecekler."

Evet, bu da doğru. Biz çalışma ilişkisini bilen tarafız  ama karar mekanizması değiliz. Son karar yöneticinin. Gönlümüzde böyle olmasa da uygulamada böyle. Biraz uygulamaya gelsenize...

10) "Bir yönetici olarak toplum içinde çalışanımdan özür dilemem, özrümü davranışımla belli ederim."

Bu düşünceye denilebilecek sadece; Yazık... Yönetici olmadan önce insansın bunu unutma. Özür dileme mevzusunu küçük düşürücü bir eylem olarak görme. Yüreğinden gelsin, kendini mecbur hissetme. Özür dile küçülmezsin, yücelirsin... Özür dilemek otorite sarsmaz. ;)


11) "Bir çalışanın işten atılırsam ne yaparım korkusu varsa onu işten atın. Bir işe yaramıyordur. Ben onu kaybedersem ne yaparım demem lazım."

Söylem yumuşak olsa ne kadar doğru şeyler. Bir çalışanın eğer piyasada değeri varsa o iyi çalışandır  ve atılırsam  ne yaparım korkusu yaşamaz. Atılırsam ne yaparım korkusu yaşayan personel kendinin bile inanamadığı pozisyondadır. Atın gitsin demiyorum ama, ne yapacağınızı bu açıdan bakarak düşünün. ;)  Direk hesap kesen İk'cılardan değilseniz şöyle de diyebiliriz; kişinin bu şekilde bir korkusu olmasının da nedeni vardır elbet. Kendisini yetersiz mi buluyor, hata üstüne hata mı yapıyor ki bu korku ağı içerisinde bulunuyor. Ama belliki bu kişiye eksik anlatılan bir şeyler var, bu durumun farkındaysanız lütfen çıkartmaya değilde iyileştirmeye odaklanın. O kişi öğrendikleriyle size değer katacak ve geliştirecek. Bırakın o da piyasada değeri olan bir çalışan haline gelsin.


12) Panelin sonunda ise benim gözümde iyi yönetici dedi ve ; Sistemini oluşturabilen ve hesap verebilen, 360 derece gözlem yapabilen, dedikodudan ziyade hataları konuşan, adil olabilen, hata yapandan değil hatasını saklayan çalışandan çekinen ve yeni başlayandan şapkadan tavşan çıkartmasını beklemeyendir dedi ve noktasını koydu.

Neyi, nasıl yaptığını bilen, sürece hakim yönetici zaten hesap verebilirlik kısmında sıkıntı yaşamaz. Dedikodu gibi kemirgen mobbing yolunu tercih etmez iyi bir yönetici, başkalarının da bu yolu kullanmasına müsaade etmez. Varlığını hissettiren adil yönetim anlayışı zaten çalışanların iç motivasyonunu en çok artırandır. İyi yönetici bu noktayı kaçırmaz. İyi yönetici hatadan korkmaz, hata yapan çalışanı hedef almaz, hatalarından ders çıkaran çalışanları görmek ister. Yeni başlayanın şapkasını eskitmez, onu işe aldıktan sonra sorgulamaz. Yoğun ve yorucu sorgulama sürecini geçirdiğini bilir, yeteneklerini, yetkinliklerini ve değerlerini göz önüne alarak yapabileceklerini tahmin eder. Oryantasyon sürecini sindirmesine izin verdikten sonra şapkadan çıkardığı tavşanları keyifle izlemeye koyulur.

Maddeler halinde Gezegen Mehmet'in söylediklerini yazdık, kimini desteklerken kimine yazık dedik. İşletme yapıları, yönetim anlayışları değişiyor. Değişime direnenler bile bu değişimden etkileniyor. Zaman değişiyor, zamanla birlikte insanlar, kafa yapıları değişiyor. Ben çalışanımdan özür dilemem dersen sende unutulursun elbet bir gün...


Seda Küçük - Duhan Gevren


22 Kasım 2015 Pazar

23. Peryön İnsan Yönetimi Kongresi İzlenimleri


23. Peryön İnsan Yönetimi Kongresi  16-17 Kasım 2015 tarihlerinde Haliç Kongre Merkezinde gerçekleşti.Lütfi Kırdar'a gidip dönmedim ama 15 Kasım'ın son anlarına kadar Lütfi Kırdar'a gitmeyi planlıyordum. 

Neyse ki başıma böyle bir şey gelmeden 16'sının sabahında kendimi Haliç'te buldum. Pek bir güzel geldi ortam. İlk defa gitmemin beğenmeme etkisi yok, kesinlikle oturum aralarında Haliç kenarında nefes almayı tüm kongre merkezlerine tercih ederim.

Kongre yazımı oturumlar ve organizasyon hakkında aklıma takılanlardan bahsettikten sonra, tebrik ve teşekkür faslıyla noktalayacağım. Başlayalım...
  
OTURUMLAR

Kongre bittikten sonra aldığım notlara bile bakmadan düşündüm sadece. Hangi oturumu hangi duygularla anımsıyorum diye sordum kendime. Cevaplar peşi sıra geldi... En faydalı, en gülümseten, en ilham veren... gibi bende yer edinen oturumlar hangisiyse kısaca onlardan bahsedeceğim bu yazımda.





Benim için en faydalı oturum; Erdem Özdemir ve İpek Aral’ın katılımıyla gerçekleşen “İşe iade davalarında uzman görüşü ile güncel gelişmeler” başlıklı oturumdu. Günümüz trendleri daha soyut kavramlar olsa da hiçbir zaman ikinci plana atamayacağımız bir alan; iş hukuku... İnsan kaynakları alanındaki uzmanlığını kanıtlamış İpek Hanım ve İş Hukuku alanında ismi akla ilk gelenlerden olan Erdem hocanın iş birliğinde harika bir oturum gerçekleşti. Ayakta kalan, basamaklarda oturan katılımcılar bu tarz oturumların ana oturum olması gerektiğini net bir şekilde belirttiler. 






En huzur veren oturum; Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Dr. Erdal Karamercan’ın sunumuyla gerçekleşen “Başarının Sırrı; Duygusal Zekâ” başlıklı oturumdu. Daha fazla öğrencinin katılımıyla gerçekleşen organizasyonların olması gerektiğini belirten Karamercan, bilenlerin bilenlere anlatmasının bir faydası olmadığına dikkat çekti. Kulak misafiri olduğum ya da katıldığım sohbetlerde de aynı söylem vardı; “Bilmediğim hiçbir şey duymadım...”


İyi yöneticiyi tanımladığımız oturumda IQ’ su 140+ olan çalışanların IQ ‘su 100 ve civarı olan yöneticilerle çalıştığını söyleyen Erdal Karamercan; hayatta başarı için IQ  %20 etkili iken EQ yani duygusal zekânın etkisinin %80 civarında olduğunu sözlerine ekledi. Bu oturumu huzur veren olarak tanımlamamın nedeni ise Erdal Karamercan’ın tavrı ve katılımcıların dikkatini gülen gözlerle kendi üzerinde toplamasıydı.

En ilham/enerji veren oturum olarak bende kalan oturum ise Ümit Öztürk moderatörlüğünde ve dört genç adamın katılımıyla gerçekleşen; İçeride, dışarıda ‘Sıra dışı performans’ oturumuydu. Bu oturumun teması olan sporla ne yazık ki ilgilenebildiğim söylenemez. Karşımda yaş ortalaması 50-60 arası olan, triatlondan, ıronman olmaktan bahseden ve üstüne üstlük iş hayatında başarılı olmuş kişileri bulunca ilham ve enerji almamak elde değildi. Spor ve iş hayatının ortak noktalarına değindiğimiz oturumda anahtar kelimelerimiz; disiplin, hedef, planlama, ful konsantrasyon, toplumsal iletişim ve performans oldu. Sporun toplumsal iletişime katkısını Mehmet Nazmi Ertem şu sözlerle çok güzel özetledi; “Bir yarış sırasında bankamızda staja başlayan genç arkadaşımıza kas masajı yaparken buldum kendimi...” Toplumsal hayatta hiçbir hiyerarşik ilişkide bulunmadığımız insanların bile ful egosuyla karşılaşırken, bir yönetim kurulu başkanının bir stajyerine masaj yaptığını söylemesi sporun etkisi mi, yoksa karakterin getirisi mi siz karar verin.

En “işte bu” dediğim oturum ise; Murat Yeşildere, Yiğit Oğuz Duman ve Nevzat Aydın üçlüsünün gerçekleştirdiği “Girişimcilik, bağlılık ve liderlikte fark yaratmak” konu başlıklı oturumdu. Söylenilenlerden değil davranışlardan ders çıkarın dediğim bir oturum oldu. Yiğit Oğuz Duman ve Nevzat Aydın’ın söylemleri alkışlanacak cinstendi. Kendi liderliklerini anlatırken “Yöneticini motive edersen başarılı olursun” gerçeğini de aşıladılar.

En tartışmaya açık oturum olarak nitelendirdiğim oturumu; “Hizmet ve eğlence sektöründe insan yönetimi” başlığı ile Cengiz Semercioğlu, Fırat Kasapoğlu ve Mehmet Akbay gerçekleştirdi. Özellikle Gezegen Mehmet olarak tanıdığımız Mehmet Akbay’ın söylemleri salonda çoğunluk olan İK Profesyonelleri açısından çarpıcı denilecek cinstendi. Söylediği her şeyi hemen hemen not almışım neredeyse. Topladığım parçaları mantık iskelesinde bir bütün haline getirebilirsem sizinle paylaşmayı düşünüyorum, bakalım...

En gülümseten oturum; Tabii ki İlber hocanın oturumuydu. Engin bilgisi ve umursamaz tavrını harmanladığı sunumunu dinleme şansını yakaladığım için mutlu oldum, gülümsedim. İş hayatında cahillerle baş etme yöntemlerini anlatmadı tabii, 1800’lerin Avusturya’sından girdik, Enderun’dan çıktık... Benim öğrencilik profilime uygun bir hoca olmamasının nedeni benim cahilliğim olsa gerek. :)

Benim gözümde “EN” olan oturumlardan bahsettikten sonra bir oturumdan da kısaca bahsetmek istiyorum. Bulut Öncü, Volkan Yılmaz ve Türker Vatansever’in katılımıyla gerçekleşen “Çeşitlilik yönetimi: Çalışma yaşamında LGBTİ’ler” başlıklı oturuma katılım oranı aslında söylemek istediklerimin cevabını verdi. Yazımın başlarında geçen bir cümle; “bilenler bilenlere anlatıyor...” un temelinde kurulacak birçok cümle bu durum etrafında kurulabilir. İnsan ne seviyede olursa olsun kendini destekleyeni duymak istiyor, kendini doğrulamak istiyor. Toplumun içinde var olan, ister büyük bir kitleyi temsil etsin ister küçük bir noktayı, hepsini dinlemek istiyorum. Bu fırsatı veren Peryön’e özellikle bu noktada teşekkür etmek isterim.

ORGANİZASYON

3000'e yakın İK profesyoneline ev sahipliği yapan organizasyon zaman bakımından sarkmalarla ilerledi. Saatimiz ile elimizdeki program bir türlü denk gelmedi. Evdeki hesabın çarşıya uymadığı bir toplumda yaşadığımızdan eleştirilecek bir nokta olarak görmüyorum bunu. Sonuca bakmak yeterli olacaktır. :)

Organizasyon ile ilgili yemek muhabbetini de yapmak gerekirse; yemekler güzeldi ama ben böyle organizasyonlarda self-servis ve kokteyl tarzını pek sevmiyorum. Bu yüzden ikinci gün beslenme çantası oturumuna katıldım. Yemek servisi konusundaki yoğunluğun ortadan kaldırılması için kesinlikle beslenme çantası oturumları güçlendirilmeli. Reklam kokmayan oturumlara ağırlık verilebilir mesela...

Reklam demişken sponsor merkezli oturumlara değinmek isterim. Sevmiyorum desem ne fayda? Burada "Amaç" faktörü devreye giriyor. “Peryön'ün amacı ne? , Katılımcının amacı ne? , Konuşmacının ve sponsorun amacı ne?” gibi soruları cevapladıktan sonra herkesin yüzünün gülümsediğini görmüş olacağız. :)

Organizasyonla ilgili yorumlarımı yaptıktan sonra son olarak bir konuya daha değinmek istiyorum; oturumlar başlarken dağıtılan anketler... Bu anketleri kimsenin doldurduğunu görmedim. Merak ediyorum bu anketlerin sonuçları beklentiyi karşılıyor mu? Karşılamıyorsa ya da karşılanması beklenen bir beklenti yoksa dijital anketler yeterli olmalı bence.

TEBRİK ve TEŞEKKÜR

İK Blog Ödülleri Sahiplerini Buldu!
 ödüller
Geleceğini merak ettiğim İK Blog ödülleri bu sene 3. Kez kongrede sahipleriyle buluştu. Hak edenin ödüllendirildiği yarışta birinci olan Ezgi Feda’yı ve finalistler; Ali Cevat Ünsal ve Merdiye Eker’i bir kez daha kutluyorum. Yarışan veya yarışmayan, yazım hatası yapan ya da yapmayan, emek veren tüm blogerları da ayrıca emeklerinden dolayı tebrik ediyorum. Tüm hatalar düzelir, yeter ki umutlar kırılmasın. :)

PERYÖN ailesine, Özlem Helvacı öncülüğünde teşekkürlerimi sunuyor, başarıyla tamamladıkları organizasyon için kutluyorum. Nicelerini yapacaklarına itimadım tamdır.

Daha sık görüşmek dileğiyle...


21 Kasım 2015 Cumartesi

Özeleştiri Vakti Geldi!



Gökhan Yılmaz ve Burçin Şoray Erdağ ortak olarak "İnsan Kaynakları Bloglarına Eleştirel Bakış" isimli bir çalışmaya imza attılar. Biz İK bloggerları için güzel bir pas oldu bu çalışma ve ilk olarak topu Alper Yılmaz alarak "Kendine Ayna Tutabilmek" başlıklı özeleştiri yazısıyla isabetli bir başlangıç yaptı. Sonrasında Müge Arslan "#blogumunözeleştirisi bir başlık olsa ve hepimiz yapsak. Sıra bende..." diyerek özeleştiri akımına katıldı. Anlaşılan o ki;bu akım bir süre daha devam edecek. Umarım etkileri kalıcı olur ve İK Blog ekosisteminde güzel sonuçları beraberinde getirir.

İK Blog ödüllerinden önce değerli hocamız Ahmet Eryılmaz " Peryön İK blog yarışması adayları üzerine" başlıklı yazısında şahsıma yer vermiş ve şu cümleleri kurmuştu;


 Blogum için yapılan bu güzel yorumdan sonra kendime eleştirilerimin çok daha fazla olduğunu belirtmiştim. Şimdi özeleştirimi yapma sırası bana geldi. Buyrun bakalım...

  • Teknik altyapı yetersizliği blogumun her noktasında kendisini gösteriyor. Teknik destek almalıyım!
  • En önemlisi; tembellik hissi uyandıracak seyreklikte içerik üretimi olsa gerek...İstikrarı sağlamalıyım!
  • Her zaman farklı pencerelerin varlığından söz ederken bakış açımı tek pencereye indirgediğimi hissettiren yazılarım olmaya başladı. Bu beni uzun süre önce rahatsız etmiş olacak ki yazmayalı epey bir süre oldu.Bakış açımı genişletmeliyim!
  • Blogumu kişisel marka oluşturma konusunda fırsata henüz çeviremedim. İK Amatörü'nden bu konuda hepimizin öğrenecekleri olmalı. :)
  •  Sosyal medya kanallarım ile blogumu entegre bir şekilde yürütme konusu da zayıf noktalarımdan birisi. Bu alanlarda daha fazla ve etkin olarak yer almalıyım!
  •  Altı doldurulmayan ve güncel tutulmayan kategorilerim var. Bunları ya tamamen kaldırmalıyım, ya da çekidüzen vermeliyim!
Bunların dışında tabii ki benimde içsel yolculuğumda gerçekleştirmem gereken bir çok madde var. Bakalım bu farkındalıklarımı kendi yararıma olacak şekilde değerlendirip bir sonuca ulaşabilecek miyim? İzleyip görelim. :)

Tembel bloggerınız hepinize sevgilerini sunar.


22 Ekim 2015 Perşembe

PERYÖN İK Blog Ödülleri 2015

 Peryön İnsan Yönetimi Kongresi 16-17 Kasım 2015 tarihlerinde 23. kez katılımcılarını ağırlayacak. Kongreye davetleri için tüm Peryön ailesine teşekkürlerimi iletiyorum.  


Bu yıl 3.'sü düzenlenen İnsan Kaynakları Blog Ödülleri adayları içinde bende varım!


http://www.peryonkongre.com/ik-blog-odulleri_2015/blog_oylama.htmlGeçen sene ilk kez katıldığım bu yarışta yer alan tüm bloggerlara başarılar dilerim. Bu işe emek ve gönül verenlerin başarılarını taçlandırmak istiyorsanız sizi şöyle alalım; Peryön İk Blog Ödülleri 2015 

Kongrede görüşmek üzere, sevgiyle kalın.  

26 Nisan 2015 Pazar

3G'nin Buluşma Noktası ; Türkticaret.net

İk Bloggerları olarak; Türkticaret.net ofis ziyaretimizi geçtiğimiz hafta gerçekleştirdik. Zorlu geçen bir yolculuğun ardından ayak bastığımız Bursa topraklarında büyük bir samimiyetle karşılandık.

Teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum yazıma;

Yaklaşık 2 ay önce başlayan ve 18 Nisan'da sona eren süreçte, tarafımıza karşı sergilediği özel ilgi ve samimiyeti için; Türkticaret.net insan kaynakları müdürü Seyhan Koçak'a ve son derece sıcak ev sahiplikleri için sayın Birgül Yanıklar ve Murat Yanıklar öncülüğünde tüm Türkticaret.net ailesine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.


Türkticaret.net ofisi alışılagelmiş ofislerden değil.  Konsept ofisleri dünya devlerinden duyduk bugüne kadar. Ülkemizde de e-ticaret sektörünün liderleri ofis konseptleriyle fark yaratmak istiyorlar. Türkticaret.net ofisinin hepsinden bir farkı var...

 "Geçmişten gelen gelenek ve değerlerimizi unutmayarak geleceği düşlemek!"
İşte başlıkta geçen 3G bu noktada varlık gösteriyor; Geçmiş, Gelenek ve Gelecek...


"Ailenizden çok iş arkadaşlarınızı görüyorsunuz, evinizden çok iş yerinizde vakit geçiriyorsunuz." cümlelerinin kurulduğu sistemde, "Peki iş yerlerimiz ne kadar yaşam alanı?" sorusuna zirve noktada  cevap veren Türkticaret.net ofisinde her detayın bir anlamı var. Anlamlar ise değerlerimizden geliyor.


Mudanya iskelesinde bir kayıkta toplantı yapabilir, ipek kozasının içinde full konsantre çalışabilir, teleferikte mülakata girebilirsiniz. Geleneksel Bursa sokaklarında dolaşırken sıcak ve renkli bir ortamda kahvenizi yudumlayarak enerjinizi arttırabilirsiniz. 

Böyle bir ortamda kim çalışmak istemez ki? sorusunu sorduğumda iç sesim "ortam yeterli mi?" diyor. Cevap sahneden geliyor; "Ofisle kazanılan verimlilik insan kaynakları ve eğitim faaliyetleriyle birlikte sürdürülebilirlik kazandı." Bu cevabı verebilecek farkındalığa sahip tüm yöneticilere teşekkür etmek gerek, değerliler onlar. 


Renkler solar, eşyalar eskir, insanoğlu somut olandan sıkılır bir süre sonra. Önemli olan kurum kültürüdür, değerlerdir. Somut olanın arkasını kültürle, değerlerle sağlamlaştırdığını hissettiğim Türkticaret.net'e  farklılığı ve farkındalığıyla örnek olmaya devam edeceği bir yolculuk diliyorum. 

İnsanı seven, insana değer katan tüm işletmelere...














12 Nisan 2015 Pazar

OTOBÜS İLE KARİYER YOLCULUĞU


Son model arabalarla yapılan kariyer yolculuklarını dinledik durduk bugüne kadar. Yoktan var edenleri gördük, canımsın dedik, unuttuk ertesinde. Hiçbir şeyin anlatılanlar gibi olmadığını anladığımızda ise teker teker indirdik; alkış için sahnede olanları sahnedeki yerlerinden. 


Durum aynen  bu karede olduğu gibi... "Kırmızı halılı yollardaysanız bu yazdıklarımı zaten anlamazsınız. Benim izlenimlerim otobüs koltuklarından.;) "

Her sene bu kalabalıklara binler ekleniyor. Kaynayanlar, itleme gücünü max. seviyede tutanlar vs. otobüse girebilmeyi başarıyor.

Önemli bir kelime; AZİM...

Şans senden yana oldu ve otobüste tutunacak bir nokta bulduysan kendine , sakın rahatlama! Azimli olmaya devam et. Çünkü her şeyin yoluna girdiğini söylemek için henüz erken.



Varolma mücadelesine hoşgeldin. Sıkı tutun gidiyoruz... Arkadaki boşluklar dolmaya başlayınca içeri girebileceksin. Sakın müsait bir yerde inme, hedeflediğin noktaya kadar devam et. Yol uzun olacak !


Kapılar kapandı ve bir sonraki aşamaya geçtiysek hemen onun temsilini de sunalım;


Konfor alanının ne kadar uzağındayız hesaplayabilecek olan var mı? İdeallerimizi   " Yolun başında ben takım elbisesine karşıyım diyenleri bitirme noktasında, babasının damatlığından bozma takım elbisesiyle gördüğümüzde" mi kaybettik yoksa? 

Neyse devam edelim, yorulmak bu yolculukta yasak! Mola verebilmek ise çok sonra ki aşamalarda lüks olmaktan çıkabilir. O aşamalarda konu ederiz onu da.



Karamsar bir yazı mı oldu, hayır! Kendim sordum kendim cevapladım ama;
 Ben o sahneye çıktığımda söyleyeceklerim çok yerel ve gerçek olacak. 

Benim şuan otobüste ki konumumu merak eden olursa; Vatan Şaşmaz olmama daha çok var...

Size teyzenin yerinden sevgilerimi gönderiyor, iyi yolculuklar diliyorum. :)
























23 Şubat 2015 Pazartesi

Renault Akademi "Drive the Change"

Değişim sürecinde sürüklenen değil, değişimin yöneticisi olmak isteyen Renault Mais, bu bağlamda Bilgi Üniversitesi Yönetim Geliştirme Merkezi ile ortaklaşa yürüttükleri Renault Akademi'yi biz İK  Bloggerlarına tanıttı.

Renault Mais Genel Müdürü İbrahim Aybar'ın katılımıyla gerçekleşen toplantıda, Renault Akademi MBA programına katılan katılımcılar da birebir yaşadıklarını ve kazanımlarını aktardı.


Markanın ikinci kuşak yetkili satıcılarını geleceğe hazırlamayı amaçladığı mini MBA programı, ülkemizin özgün aile şirketi kültürünü akademik formasyon ve etkili saha deneyimleri ile buluşturuyor. Sektörde ikinci kuşak yetkili satıcılara yönelik yapılan ilk program olduğunu da belirtmeden geçmemeli.


Renault Akademi Nasıl İşliyor?

Renault Akademi eğitim programı, katılımcılara yetkili satıcı ticari vizyonunu kazandırmayı, Renault markasının misyon, strateji ve kültürünü aktarmayı, yeni işletme metotlarını tanıtma ve uygulatmayı, ayrıca yetkili satıcılığa ve Renault markasına sadakati sağlayarak, kazan kazan felsefesi ile ortak dil yaratmayı hedefliyor. Maksimum 10 katılımcı ile gerçekleşen bu eğitim, 9 aya yayılmış şekilde toplam 26 gün sürüyor.

Renault Akademi Yönetici Yetiştirme Programı sonunda ikinci kuşak genç yetkili satıcılar; yetkili satıcılığı güncel ve modern metotlarla yönetmek, yetkili satıcılık faaliyetlerini geliştirebilmek, müşteri memnuniyetini sağlayabilmek ve Renault markasının belirlediği kriterlerde başarılı olmak gibi önemli yetkinlikler ediniyor.

Farklı sektörlerden katılımcılar ile zenginleşen içerik, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin akademil desteği ile öğretim görevlilerinin aktardıkalrı teorik bilgileri, Renault Mais yöneticilerinin teorik ve pratik bilgileri ile birleştirme olanağı veriyor. Ayrıca eğitim programına katılanlar, OYAK Renault fabrikaları ve Paris Otomobil Fuarı'nı da ziyaret ediyor.

Programın sonunda ise ilgililere katılım belgeleri her yıl düzenlenen Yetkili Satıcılar Toplantısı'nın Gala Gecesi'nde teslim ediliyor.

Geleneksel medyanın sosyallşmek zorunda kaldığı günümüzde değişim kaçınılmazdır. Değişimin yöneticisi olmak vizyonuyla projeler üreten Renault Mais, projelerini bloggerlarla paylaşarak vizyonları doğrultusunda ne kadar emin adımlarla ilerlediklerini göstermiş oldu. Projeleri ve düşünceleriyle örnek teşkil eden Renault Mais "Drive the change" (Değişimi Yönet) sloganıyla üretecekleri nice projelerin garantisini bugünden veriyor.

Nazik davetleri için Sayın İbrahim Aybar öncülüğünde tüm Renault Mais ailesine, İK Bloggerlarını ilk andan itibaren samimiyetiyle destekleyen Fatoş Karahasan'a ve her zaman bizimle iletişimde olan sevgili Müge Ateş'e teşekkürlerimi sunarım.
İK Bloggerları Renault Mais ev sahipliğinde biraraya geldi

Sahneye Çıkma ve Paylaşma Zamanı Geldi!

Dinle!

Bir araya gel, geçmişe bak, işbirliği yap, sorunları bul, soru sor, çalışmaların sonuç odaklı olup olmadığını gör ve yeni girişimlerde bulun.  İletişimi sağlam temellerde kurmak için; DİNLE!

MCT' nin düzenlediği 20. İK Zirvesi 11-12 Şubat 2015 tarihlerinde düzenlendi.

Son sözümün; "MCT bu işi çok iyi yapıyor" olduğu zirveden arda kalanları İK bloggerları teker teker bloglarında işliyor. Davetleri için bir kez daha başta; Alper Utku, Didem Tekay ve Tanyer Sönmezer olmak üzere tüm MCT ailesine teşekkürlerimi sunarım.

Zirvenin teması; "SAHNE SENİN" idi. Sonrası ise; Varlığınla Fark Yarat...

360 derece sahne konsepti "Sahne Senin" temasına en uygun olandı. Daha farklısı, daha iyisi yapılana kadar
kuşkusuz 360 derece sahne en iyisi olarak kalacak.

Ne Y kuşağıydı derdimiz, ne sosyal medya... Bütün kelamlar özümüz üzerineydi.

"İnsan ilk önce kendisini tanıyacak, varlığını farkedecek ki; fark yaratabilsin."

Dönüşüm alanındayız. Sahne kuruldu, zaman geldi.  Artık sahneye çıkma ve paylaşma zamanı.

Kalbimizin 4 odası var ve her birinin ayrı becerisi bulunmakta. Bunlar; Farkındalık, Cesaret, Yaratıcılık ve Bağlanabilme özelliği.  Sahip olduğumuz bu özellikleri farketmeliyiz.

Farkındalık için Nijerya'ya gittik Father Anselm Aboda'ya dokunduk. Cesaret için Ürdün'den Lina Covrage ile, Yaratıcılık için Hindistan'dan Dr. Radhike Khanna'yla, Bağlanabilme özelliği için ise Mısır'dan Dr. İbrahim Aboulesh ile tanıştık. 

Modern hayatta yarattığımız olgu; Meşguliyet

Zaman kimine göre en yetersiz olan. Boş zamanımızın yokluğundan dem vururuz. Meşguliyeti yaratanın ve değerli hale getirenin kendimiz olduğunu bilmeden. Bu durum stresi beraberinde getiriyor ve üretkenliğimiz olumsuz yönde etkileniyor. Günde 20 dk. bile olsa ideal olabilmeyi başardığımızda ise yaratıcılık bizi buluyor. Meşguliyetten uzak olduğumuz o an kendimizi keşfetmemiz mümkün hale geliyor. 

Gelişmek için ihityacımız olan; yalnızlık olsa da eyleme geçmek için diğer insanlara ihtiyacımız var. Doğduğumuz andan itibaren diğerleri tarafından yüklenen kimliklerimiz var. Bunlar bizim sırt çantamız oluyor. Büyüdükçe kendi kimliğimizi seçmeye başlıyoruz. Bu iki kimlik arasında seyrüsefer etmeyi bilmek lazım. 

Farklılıkların gücü ile birliğin kuvvetini birleştirebildiğimiz noktada artı değere geçiyoruz. Kimliğimizden çıkıp kültürlere gittiğimiz zaman da böyle. Bu noktada öz cümle;

"Küresel düşün, yerel haraket et!"

Konuşmacılardan biri; " Böyle toplantılarda sıkıldığım her an için 1 dolar alsaydım burada olmazdım. Tanyer (Sönmezer) sıkmadan devleşiyor." demişti. Tanyer Sönmezer'in sunumunu sahne gösterisi olarak nitelersek yanlış olmaz sanırım. Sahnede var olmanın ötesinde devleşenlerden kendisi.

Tiyatral sunumunda liderlerin sahnede olmadıkları anda, haklarında oluşturulan mitlerle nasıl var olduklarını aktaran Sönmezer İK Zirvesi'16 kapsamında merakla beklenen kişilerin başında yer alıyor. 

Sunumun sonunda MCT çalışanlarının şenliği görülmeye değerdi. Samimiyetin, varlıklarıyla fark yaratanların en güzel örneğini sundular katılımcılara. Bu enerji daha nice İK Zirvelerini beraberinde getirir.

"Ben uzmanı olun" diyen bir ikili vardı sahnede. Ece Sueren Ok ile Mehmet Namık Aydın'dan bahsediyorum. Geçmişten gelen birikimle farkındalık yaratan bir sunum gerçekleştirdiler.

Farkında olmaya verilen örnek "işte bu" dedirten cinstendi. İnsanoğlu varolduğundan beri nefes alıyor ama oksijen 1774 yılında bir element olarak bulunuyor. Bu örnekten yola çıkarak diyeceğim; Sahip olup farkında olmadıklarımızın bizim açımızdan değerini bildiğimiz o gün kendi oksijenimizi bulacağımız gerçeğidir. Oksijenimizi başkalarının bulmasına izin vermeyelim ve senin oksijenini ben biliyorum diyene inanmayalım. 

Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu senede akılda kalan bir sunum gerçekleştirdi Mehmet Kızıltaş. Sahneye çıkmadan verdi dersimizi. Aramızdaydı, bizimleydi. Ne kadar görebildik, farkedebildik? Sormak lazım. Katılımcıların elleri havadayken bir soru geldi; "Kaçınız engellilerle ilgili bir projeye destek verdi?" Cevabı olumlu olanlar ellerini indirsin dediğinde ise tablo ortadaydı, büyük çoğunluk elleri havada kaldı. Elini indirenlerden olsam da, eksiğim ve farkındayım. Geçen senenin süpermen'i bu senenin Don Kişot'u olan Mehmet Kızıltaş'ı bir kez daha ayakta alkışlıyorum. 

      sedolinka.com

Son olarak paralel oturumlarda ,online sunumlar ile sahnede yer alan Zuhal Aslan ile Müge Arslan'dan bahsetmek istiyorum. Onlar blogger hem de ödüllü bloggerlardan, onlar bizden biri. Müge Arslan Ters yüz öğrenme sistemiyle ilgili hazırladığı video'ya değinirken, Zuhal Aslan ise blog yazarlığı ile ilgili hazırladığı videodan bahsetti. Sahnede varlıklarının artarak devam etmesini diliyorum.

İK Zirvesi'16 için gün saymaya başlayabiliriz...



IK ZİRVESİ!16



Bizlere değer katan tüm konuşmacılara, bu katma değer ortamında varlığımızı sağlayan MCT'ye tekrar teşekkürlerimi sunarım.

 Biz İK bloggerları olarak İnsana Dair; Farkında olmaya ve Fark yaratmaya devam edeceğiz. Takipte kalın.:) 


14 Ocak 2015 Çarşamba

Bu Memlekette İşsizlik Var Dostum!

"Bu memlekette işsizlik var diyenin ağzına kürekle vuracağım."
Harfi harfine böyle bir cümleyle karşılaştım geçtiğimiz günlerde. Hiç bir şey demedim, gülümsedim...

Kendi kalıplarında yaşayan, kendi penceresinden başka pencere tanımayan kişilere, "gel benim penceremden bak." demek  bir sonuç doğurmayabiliyor. Bende blogumda kendi penceremden izlenimlerimi paylaştığımdan, yaklaşım hakkındaki fikirlerime burada yer vermek istedim.

İlk olarak "İşsizlik nedir?" sorusunu cevaplayalım;
İşsizlik, herhangi bir ekonomik toplumda çalışmak istediği halde  iş bulamayan yetişkinlerin bulunması durumu. (Vikipedi)
 Evet, burada kilit nokta; ortada bir çalışma isteğinin bulunup bulunmamasıdır. Çalışmak istemeyen kişileri ve umudunu kaybedenleri (maalesef) işsizden saymıyoruz.

Picture
Bulunduğu noktaya kadar iş hayatında bilnçsizce var olmuş, amacı  maaşı, sgk'sı, yolu birde yemeği olan ve bulunduğu düzlükte onu yaşatacak bir iş olan kişilerin işsizlik hallerindeki tavırlarını eleştirebilirsiniz. Ama, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde birinci basamakta kalmış bu kişilerle, kendini gerçekleştime amacıyla yoluna devam eden bireyleri aynı kefeye koyarsanız hata yaparsınız.


                                      
Bir sonraki basamağı hedefleyerek çizdiği yolunda ilerleyen kişiye başka bir merdiven gösterirseniz, o kişi gösterdiğiniz merdivene çıkmak istemeyecektir. Onun ağzına kürekle vurmayın, ki kimseye vurmayın güzel bir hareket değil yapacağınız.

Kariyer planlarını yapmış, bilinçli bir şekilde var olmaya çalışan bu kişiler; planları dahilinde bir meslekte uzmanlık kazanmak isterler. Bunun için zaman ve emek verirler. Verdikleri karşılığında yükselmek, aşama kaydetmek isterler. Planlar tıkırında gider gitmez... Umudunu kaybederler, pes ederler... Vazgeçerler, amaçlarını fiziksel ihityaçlarının konforuna indirirler, "maaşımı alırım, hayatıma bakarım" derler... O zaman başka merdivenlere göz koyabilirler. Bunlar olabilir ihtimaller. Ama inatçı bir kişiyse ona başka bir merdiven göstermeniz işe yaramayacaktır.

Emin olun, bahsettiğim kişiliklerin eğitimle bir alakası yok. Girdiği bir sınav sonucu, kılavuzdan seçmece bir bölüm okuyan kişiler çok fazla. Yapacakları işi sevme ihtimalini saçma bulan kişiler de... Onlar sizi dinleyebilirler.

"Çalışmak benim doğamda yok." diyen kişiler üzerinden ülkenin işsizlik durumunu genelliyorsanız, hatalısınız!

Bu memlekette işsizlik var dostum.

Olmayan ne mi?

  • İstediği işi yapabilme lüksünü kişilere sağlayan bir sistem YOK!
  •  Kariyer planlaması bilincini sağlayan bir eğitim sistemi YOK!
  • Kariyer planını yapabilen kişilere ise yardımcı olacak, onlara güven verecek bir ortam YOK!
Daha devam etmeyeyim olmayanlara. Demek istediğimi anlatabilmişimdir umarım.

Öğretmen olmak isteyen kişinin polis olmak zorunda bırakıldığı (ki bu zorunda kalınan hal bir çoğuna göre olumlu), Fizik mezunu birinin  İş ve Meslek Danışmanlığı sınavlarında ter döktüğü, Seramik Mühendisi bir kişinin İş Güvenliği Uzmanı olabildiği için sevindiği bir ortamda işsizlik var diyenlere hala kızıyorsanız, diyecek başka bir şeyim YOK... (O bölümler kariyer planlaması dahilinde mi okundu diye sorarsanız, -sistem böyle.)

Sevgiyle kalın...

*Görsel; Maslow'un İhtiyaçlar hiyerarşisi





5 Ocak 2015 Pazartesi

Kendini Tanırken Kendini Sınırlayanlardan mısın?



Kalkıştığımız her işte elimizde bulunan en büyük kaynak kendimizden ötesi değildir. Elimizde bir "BEN" varken onu tanımak gerektiğini herkes söyler. Başarının sırlarının başında "Kendini Tanımak" gelir, bunun aksinin iddia edildiğini aklıma düşen soruya cevap ararken göremedim.



Kendimizi tanımak nedir?

Kendimizi tanımak içsel bir yolculuktur. Aynanın karşısına geçmek yetmez bu yolculukta. Bir sorgulama sürecidir. İnsan kendisine yalan söyleyemez. Bol keseden sözlerle anlatsa da, kesenin içinde ne olduğunu kendisi her zaman bilir.

Kendimizi tanımanın ilk fonksiyonu; elimizde olanları bilmektir. Bu yeter mi? Yetmez... Bilmek farkında olmak demek değildir. O yüzden, elimizde olanların farkında olmak önemli bir etkendir, ama en önemlisi; farkında olduklarımızı ne kadar değerlendirebildiğimizdir.

Değerlendirebilenlerdensen , şanslısın. Başarıya ulaşmış olmalısın. Farkında olup değerlendiremeyenlerdensen ; Farkında olan kazanır, sen iste yeter, sen bir süper kahramansın... gibi cümleler kurmayacağım. Her şeyi toz pembe gören kişisel gelişimcilere hak vermeyenlerdenim çünkü. Ekonomi, sosyal çevre, eğitim vs. gibi seninle alakalı ama senin dışında olabilecek her şey seni etkileyecektir. Bu dış etkenler yüzünden özgüvenini ve kendisine duyduğu özsaygısını kaybeden insanlar varken; "Hadi uç, sen bir süper kahramansın" demek yanlış olur.

Kendimizi tanıma aşamasında, doğru yer ve zamana olan konumumuzu ve sınırların üzerinde gösterebileceğimiz esnetme gücünü görmezden gelmemek gerekiyor. İşte, beni düşündüren nokta burası. Artıların farkında olmak işe yararken, eksik olanların farkında olmak bizi daha da sınırlandırır mı?

Hareket etme aşamasına gelindiğinde, eksik olanın farkında olmak cesareti kırabilecek etkiye sahip olabiliyor. Cesur olamama durumu ise kişinin durgun limanlarda, güvenli yollarda yol almasına sebep oluyor. Riskli gördüğü, ilerleyemem dediği yollara girmeye cesaret edemeyince de, hiç bir zaman bilmediği altın meyveye ulaşma şansını ellerinden kaçırıyor belkide. Burası bilinmez!

Peki, kendimizi tanıma faslından vazgeçip kendimize cahil olmayı seçseydik ne değişirdi?

Halk arasında "Cahil Cesareti" olarak bilinen durumun psikolojideki adı; Dunning-Krugner Sendromu

Bu sendromu yaşayan kişiler cesaretini bilgisizlikten almaktadır. Kendilerini överler, her işte ön plana geçmeye çalışırlar, mesleki yeterliliklerinden şüphe duymazlar. Eksikliklerini bu metotlarla artıya dönüştüren Dunning-Krugner sendromlu kişiler başarılı pozisyonlara gelebilmektedir.

"Çok başarılı ve üstün bir kariyere sahip olan kişiler ile bilgisi az olan ve alanında uzman olmadığı halde başarılı bir pozisyona gelen kişileri anlatmaktadır. Çoğumuz bazı insanların nasıl bu başarıya geldiklerini ya da alanı olmadığı halde ve bizden daha düşük bilgiye sahip oldukları halde neden daha üst mevkide olduğunu merak eder anlam veremeyiz. Hatta gündelik hayatta televizyonda iki lafı bir araya getiremeyen ya da oyunculuğu beceremeyen kişiler nasıl bu pozisyona geldi diye hayıflanırız. "

Hayıflanmak ise bir işe yaramaz. Kendilerini bilenler, eksikliklerinin farkındalığıyla cesaret edemez ve girişimde bulunmazsa; kendine cahil olanlar her zaman haddini bilmeden ön planda bulunma çabasını göstereceklerdir.

Eksiklerimizi cesaret kırıcımız yapar, sınırlarımızı onlara göre belirlersek hep güven noktalarında yaşamayı tercih ederiz. Riskli yollardan kaçarız belki ama altın meyveyi cesur olanın bulmasını kabul etmiş oluruz aynı zamanda.

Şunu da söylemek lazım; teorinin sonuçlarına göre niteliksiz olanlar niteliksizliklerini ancak eğitimle farkederler. O yüzden nitelikliler bildiklerini hiç bir zaman paylaşmaktan çekinmesinler. Evet, eksik olabiliriz, doğru yer ve doğru zamanda olmayabiliriz ama yapamayacaklarımız yüzünden yapacaklarımızı küçümseyecek kadar kendimizden uzaklaşmamalıyız.

 *** 5 Ocak 2013 tarihinde yazmaya başladığım blogum bugün 2 yaşında. 2 Senedir gözlemlerimle, okuduklarımla, düşündüklerimle yazıyorum. Hiç bir zaman birisi olmaya çalışmadım yazılarımda, hep ben oldum. Geri bildirimlerle mutlu ettiniz. 

ik yolcusuSahip olduğum her şeye emeklerimle, sınavlardan geçerek sahip oldum. Tepsiyle sunulmadı, paketle kabul etmedim. Bol sınavlı günlerden geçiyorum bugünlerde. İnanıyorum ki; sınavlarımın sonucunu deneyimle harmanlanmış yazılarda göstereceğim. 

Yeni yıldan, yeni yaşımdan dileğim; CESARET

İyi yolculuklar.

*** Dunning Kruger Sendromu Hakkında