1 Aralık 2014 Pazartesi

Digital HR ; Dokunun, Hissettirin, İz bırakın

Digital HR 26 Kasım Çarşamba günü Salt Galata'da gerçekleşti.Bu senenin ana teması olan "İşveren Markası" merkezinde yapılan konuşmalarda konuşmacılar birbirinden değerli bilgiler paylaştılar.

Şahsen Digital HR'ı, butik havası, samimi ortamı, etkileyici mekanı ve içerik kalitesiyle ayrıca sevdiğimi belirtmeliyim.

Fatoş Karahasan'ın sunumunda gerçekleşen programda,  bütüne ulaşmak için parçalar sunuldu katılımcılara. Fatoş Hanım'ın bütüne olan hakimiyeti sayesinde aradaki bağlantılar çok daha kolay yakalandı. En sonunda elde ne var dediğimizde; cevabımız belirsizlikte değildi. 


Sosyal medya kullanımının TİK haline dönüştüğü bir dönemdeyiz ve "Her TİK;odaklanmayı etkilemektedir." Sosyal medyanın getirilerinden vazgeçmiyoruz, odaklanma problemi doğursa da, bununla başedebilmenin yollarını arıyoruz.

Sosyal medya;bireyler açısından da, kurumlar açısından da marka yaratmanının kapılarını açan en uygun kanalların başında geliyor. Bireyler;kişisel marka/imajlarını oluştururken, kurumlar ise; pazardaki ismiyle birlikte işveren markasını oluşturmanın yollarını bu kanalda arıyor.

Tabii, işveren markası oluşturulmak istendiği için oluşturulabilecek basitlikte değil. Sağlam temeller ve gerçekler gerektiriyor. Çalışanlar iç müşteriler ve marka elçileri olarak görülmeli, çünkü; tüm markayı kulaktan kulağa referans ile oluşturacak ve büyütecek en büyük güç onlardır.

Bu durumda çalışanlar ve yöneticiler arasındaki ilişkiye yoğunlaşmak gerekiyor. Kurulacak ilişkinin temelinde arayacağımız noktalar var. Nilsen Altıntaş "Tango iki kişiyle yapılır" konuşmasında bu ilişkinin sırrının;tutku, sevgi, hırs ve adanmışlıktan geçtiğini belirtti.

Çalışanlarla ortak amaçlar ve değerlerde buluşmalı, onlarla geleceği kurmalı, hikayemize inançla bağlanmalı ve güven çatısı altında birleşmeliyiz. Bu durumda işveren markası oluşumunda çalışanların faydası maksimize olacaktır. Yapılan işle duyulan gururun azaldığı günümüzde, çalışanlar değer kattığını hissederse, duyduğu gururun ışığını çok daha fazlasına ulaştıracaktır.

 Marka yönetiminde başarılı olmanın sırrının geçtiği önemli noktalardan biri ise; görünür olmakta. 

http://www.youtube.com/watch?v=rwDbOmPQNx0Sosyal medyanın beraberinde getirdiği hızlı içerik tüketimi videodaki gibi anlık görünür olma çabası içerisindekileri çoğaltsa da, yetenek; görünür olmakla birlikte hatırda kalacak kaliteli içerik üretmektedir. Nokta atışlarla bir anda gündeme gelebilir, like alabilir, tt olabilirsiniz. Kültüre yerleşen tüm artı değerler gönüllü aracılar sayesinde hep gündemde kalacaktır. Buradaki anahtar kavram ise; kültür. İş güvenliğiyle ilgili en iyi uygulamayı kağıt üzerinde siz yapabilirsiniz ama, kültürle birlikte uygulamada görünmedikten sonra bunun bir önemi kalmayacaktır.

Sağlam duygularla oluşmuş bir şirket kültürü işveren markası olarak geri dönecektir. Çalışanlar kurum kültürünü ne kadar benimserse "marka elçiliği" tavırları o kadar kurumların yararına olur.

Yeteneğin bize geldiği değil, bizim yeteneğe koştuğumuz dönemdeyiz.Bu durum rekabeti doğurmaktadır. Yarışta işveren markasıyla ön sıraya geçmek mümkün olabilir. Özellikle pasif adaylar konusunda işveren markası önemini arttıracaktır. Çalışanların %80'i iş aramıyor olsa da, bunun %60'ı yeni iş fırsatlarına açıktır. Pasif adayların ilgili kalmasını sağlamak, ileride çıkacak potansiyel fırsatlarda önemini gösterecektir. Ne kadar popülersen, yetenekleri o ölçüde çekersin!

Tüketicininde, çalışanında insan olduğunu unutmamak gerek. Her ne kadar dijital çağda olsak da, duygularımız bizim için önemli. Özellikle içinde bulunduğumuz toplumda vefanın her zaman var olduğunu düşünüyorum. Karşılıklı adanmışlık, karşılıklı vefa noktasına ulaşmak için; dokunun , hissettririn, iz bırakın. 


Çalışanlar değişiyor, koşullar değişiyor, dünya değişiyor... İnsan kaynaklarına bu değişimin yöneticisi olmak düşüyor. Dijitalleşmede yerel anlamda benchmark yok. Bu yüzden değişimi, işi iyi anlamalı ve dünyayı takip etmeliyiz.



                         #dijitalik / #digitalhr

# Duygularla yönetmek istiyorsak; plazalardan kurtul, çeşitliliği kucakla, yeni kuşağı anla, bireysel özgürlüğe saygı duy,dinle!

# Marka; siz olmadığınızda insanların hakkınızda söyledikleridir. Dijital ortamda olmak istemesinizde hakkınızda konuşanların olacağını unutmayın!

# Günde 150(!) kez telefonumuzu kontrol ediyoruz. "Telefonumu kaybedeceğime alyansımı/cüzdanımı kaybederim." diyenlerin oranı gün geçtikçe artıyor.

# Karşılıklı güven ve saygı ortamında; gerçekçi,tutarlı,beklentileri iyi yöneten sosyal bir sözleşme ile çalışana yönelmeli/dokunmalı.

# En iyi olabilmek için; çalışanlar misyonu benimsemeli, değer yarattığına inanmalı,ortak değerlerde kendi varlık nedenini bulmalı, dürüst iletişim ortamı kurulmalıdır.

# Y kuşağı olarak öğrenmeyi kendimiz üstlendik, yasakları sevmeyiz. İnternetin yavaşlaması bile süreci aksatıyor.

# İK'cıların en önemli görevi; kültür bakanlığıdır. En mutlu İK'cı ise bu görevi yerine getirebileceği yerde çalışan.

# Teknoljiyi çok çabuk kabul edebiliyoruz, sorunu içerikte yaşıyoruz.

# Her 3 dakikada bir Facebook'u kontrol etme ihtiyacı duyuyoruz. Bu da İnternet bağımlılığı bozukluğunu (IAD) ortaya çıkartıyor.

# Mükemmel işyeri olabilmek için çalışanların sizi "mükemmel" olarak nitelendirmesi gerekiyor. Sizlerin jürisi çalışanlardır!

# Güvenirsek mutlu oluyoruz. İşveren markası güven temeli üzerine kurulmalı.

Teşekkür; Böyle bir ortamda bulunmanın mutluluğunu davetiyle bir kez daha yaşattığı için Müge Ateş'e, samimi sunumu ve bloggerlerın varlığını programda hissettirdiği için Fatoş Karahasan'a, bütüne ulaşmak için parçaları bulmamızı sağlayan tüm konuşmacılara ve organizasyonda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.














0 yorum:

Yorum Gönder