31 Aralık 2014 Çarşamba

Bir Kaçış Noktası; Yüksek Lisans

Lisans hayatın bitti. İş piyasasına dahil olmak isterken, işsizlik piyasası tüm heybetiyle seni kendine çekmeye çalışıyor.


İşsizlik oranı iki hanelilerde. Genelden özele inince; "Genç Nüfus İşsizlik Oranı" geneli aratacak cinsten. Neredeyse iki katı!


Ayaklarından işsizlik piyasası tutmuş, ellerinden iş piyasası... Aşağıya baksan uçurum... Kendini kurtarmaya çalışıyorsun!

Dilinde bir şarkı; Ben nasıl büyük adam olucam?


İşte bu durumda bir köprüye ihtiyacın var.Bu köprü istediğin kıyıya ulaşman için değil; belirli bir süre ayaktaymış hissini yaşaman için oluşacak.

Kendine vereceğin cevap için; İşsiz değilim, öğrenciyim!
Topluma vereceğin cevap için; İşsiz değil, YÜKSEK Lisans öğrencisiyim!

YÜKSEK! İhtişam katıyor biraz işin içine. Başarıyı sayılarla, kademelerle ölçen bir toplum için doyurucu bir cevap olabilir, evet.

Akademik kariyer düşünmüyorsun, uzmanlık alanında sıfır deneyimle yüksek yüksek devam ediyorsun öğrenciliğe. Yaptığın doğru mu? Bilmiyorsun...

Haklısın, çıkıp pazarda limon mu satacaksın? (Pazarda limon satmayı tabiiki küçümsemiyorum, kendimizi büyük görmemizden bahsediyorum. Ben bütün kalıplarımı yıktım diyen insan bile önündeki limon kasasıyla kalabilir bazen, satamaz, satmaz.)

"Ee, ne yapayım?" diyorsun. Deneyim kazanmak istiyorsun. Asgari ücreti bile kabul ederim diyecek kıvama gelmişsin. Deneyim için İK'cı görünümlü Muhasebeci tanımına tamam demişsin. Ama beğenilmemişsin. İşte bunlar hep rekabet. İşsiz çok, iş az, herkes çok iyi olmaya çalışıyor.

Mecbur kaldığını düşünüyorsun yüksek lisans yapmaya. İşsizlikten kaçmak, askerlikten kaçmak... için.

Olması gerekenleri oldurmak çok zor biliyorum. Doğru olanlar ve yanlış algılar arasında tercihe kalıyorsun bazen. Algılar doğru olanı yendiği zaman işin tadı kaçıyor.

Yanlış algılar karşısında savunmasız kaldığın an kaçış noktaları arıyorsun. Yüksek lisans böyle bir kaçış noktası olmamalı.

Sonunda "Tez" in "Sav" anlamı gibi bir sonuç doğurmalı.

Sav; İleri sürülerek savunulan düşünce, iddia, dava (TDK)

"Kopyala, yapıştır, kaynak göster" için değil, uzmanlık alanında kendindeki parçaları birleştirip senden bir parça oluşturmak amacıyla olsa kısır döngü hali son bulur belki.

Kaliteli işsiz olmanın daha bir çok yolu var. En sonunda "Neredeyse profesör olacaktım" dememek için uçurumu atlatacak köprüyü daha sağlam inşa edebiliriz.

Uzmanlar ne diyor;
*Cengiz Çatalkaya- Yeni Mezunlar İçin 7 Kariyer Tavsiyesi (bknz: son madde)
*İpek Aral- Yüksek Lisans Açmazım (özellikle: ilk paragraf)
*Uğur Özmen-  MBA Diplomasını Ne Yapmalı?

Sevgiler. ;)

**İşsizlik oranlarıyla ilgili





16 Aralık 2014 Salı

Geçmişini sırtında taşıyan adam tez tükenir,yol gidemez

                                    
 "Kimse unvanlarla, payelerle doğmuyor. Herkes bulunduğu makama öyle ya da böyle vardı, geride ne hayatlar bırakarak. Geçmişini sırtında taşıyan adam tez tükenir, yol gidemez..." (Elif Şafak, Ustam ve Ben, s:144)

Geçmiş en büyük bahanemizdir başarısızlıklarımızda. Amalar, keşkeler... Bunlardan sonra kurduğumuz cümleleri düzeltmeye gücümüz yok bugün.Bulunduğumuz noktanın gücünü farketmemizi engeller. Yürümemizi zorlaştırır, pranga etkisi yaratır adeta. Yürüyememekten yorulur insan bazen. Yürümek ister ama hep geçmiş suçludur. Kendi hatalarını bilse bile kabahatli olan geçmişin getirdiği zorlu şartlardır. Kırılır, gücenir, boyun eğmek istemese de kendi pususuna çekilir insan. Kendi içinde kaybolur; tüm labirentlerden zorludur. 


"Hayatımızın bir haritası varsa şayet, yollarda değil, yol ayrımlarında çizilmekte. İki şey arasında tercih yaptığımız o kısa, kısacık anlarda. Göz açıp kapayana kadar değişir kaderimiz, tek bir kararla..." (s:78)


Her insanın haritası farklıdır hayatta. Yol mantığını benimsemek gerek. Geçmişimiz bu yolda yaptığımız tercihler sonucu aldığımız kararlardan oluşuyor. Geçmişimizi sırtımızda taşımaktan vazgeçmek geçmişimizden vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Neticesinde bugün takındığımız her tavrın mimarı olan zamanlardan vazgeçersek kendimizden uzaklaşırız. Geçmişimizin bizi iki büklüm ederek yolumuzda engel olmasından kurtulmalıyız.


"Kızma artık geçmişe. Kabiliyetin kuş gibi tutsak kalmış. Maziyle uğraşmaktan, ona buna kızmaktan fırsat olmamış ki çıksın. Eğer cehalet kafesinden kurtulursa kuş özgür kalır, gönlünce uçar, yükselir. İyi bir talebe olursan hayatın kapıları önünde açılır. Ama evvela karar vermen gerek; Öğrenmeye hazır mısın?" (s:144 )

Kızma! Duyduğun hiddet vakit kaybı sadece. Geçmişe kızmakla ortaya çıkan pişmanlık, gelecekteki sorumluluklarımızın önüne geçer. Öğrenmeye küseriz. Öğrenmeye olan küskünlük batağa saplanmışlık durumudur. Çırpınmak daha da batmakla sonuçlanır. Kabiliyetlerimize yazık olur. Zamanın verdiği dersler ışığında öğrenmeye devam edersek kazanan biz oluruz







*Ustam ve Ben


1 Aralık 2014 Pazartesi

Digital HR ; Dokunun, Hissettirin, İz bırakın

Digital HR 26 Kasım Çarşamba günü Salt Galata'da gerçekleşti.Bu senenin ana teması olan "İşveren Markası" merkezinde yapılan konuşmalarda konuşmacılar birbirinden değerli bilgiler paylaştılar.

Şahsen Digital HR'ı, butik havası, samimi ortamı, etkileyici mekanı ve içerik kalitesiyle ayrıca sevdiğimi belirtmeliyim.

Fatoş Karahasan'ın sunumunda gerçekleşen programda,  bütüne ulaşmak için parçalar sunuldu katılımcılara. Fatoş Hanım'ın bütüne olan hakimiyeti sayesinde aradaki bağlantılar çok daha kolay yakalandı. En sonunda elde ne var dediğimizde; cevabımız belirsizlikte değildi. 


Sosyal medya kullanımının TİK haline dönüştüğü bir dönemdeyiz ve "Her TİK;odaklanmayı etkilemektedir." Sosyal medyanın getirilerinden vazgeçmiyoruz, odaklanma problemi doğursa da, bununla başedebilmenin yollarını arıyoruz.

Sosyal medya;bireyler açısından da, kurumlar açısından da marka yaratmanının kapılarını açan en uygun kanalların başında geliyor. Bireyler;kişisel marka/imajlarını oluştururken, kurumlar ise; pazardaki ismiyle birlikte işveren markasını oluşturmanın yollarını bu kanalda arıyor.

Tabii, işveren markası oluşturulmak istendiği için oluşturulabilecek basitlikte değil. Sağlam temeller ve gerçekler gerektiriyor. Çalışanlar iç müşteriler ve marka elçileri olarak görülmeli, çünkü; tüm markayı kulaktan kulağa referans ile oluşturacak ve büyütecek en büyük güç onlardır.

Bu durumda çalışanlar ve yöneticiler arasındaki ilişkiye yoğunlaşmak gerekiyor. Kurulacak ilişkinin temelinde arayacağımız noktalar var. Nilsen Altıntaş "Tango iki kişiyle yapılır" konuşmasında bu ilişkinin sırrının;tutku, sevgi, hırs ve adanmışlıktan geçtiğini belirtti.

Çalışanlarla ortak amaçlar ve değerlerde buluşmalı, onlarla geleceği kurmalı, hikayemize inançla bağlanmalı ve güven çatısı altında birleşmeliyiz. Bu durumda işveren markası oluşumunda çalışanların faydası maksimize olacaktır. Yapılan işle duyulan gururun azaldığı günümüzde, çalışanlar değer kattığını hissederse, duyduğu gururun ışığını çok daha fazlasına ulaştıracaktır.

 Marka yönetiminde başarılı olmanın sırrının geçtiği önemli noktalardan biri ise; görünür olmakta. 

http://www.youtube.com/watch?v=rwDbOmPQNx0Sosyal medyanın beraberinde getirdiği hızlı içerik tüketimi videodaki gibi anlık görünür olma çabası içerisindekileri çoğaltsa da, yetenek; görünür olmakla birlikte hatırda kalacak kaliteli içerik üretmektedir. Nokta atışlarla bir anda gündeme gelebilir, like alabilir, tt olabilirsiniz. Kültüre yerleşen tüm artı değerler gönüllü aracılar sayesinde hep gündemde kalacaktır. Buradaki anahtar kavram ise; kültür. İş güvenliğiyle ilgili en iyi uygulamayı kağıt üzerinde siz yapabilirsiniz ama, kültürle birlikte uygulamada görünmedikten sonra bunun bir önemi kalmayacaktır.

Sağlam duygularla oluşmuş bir şirket kültürü işveren markası olarak geri dönecektir. Çalışanlar kurum kültürünü ne kadar benimserse "marka elçiliği" tavırları o kadar kurumların yararına olur.

Yeteneğin bize geldiği değil, bizim yeteneğe koştuğumuz dönemdeyiz.Bu durum rekabeti doğurmaktadır. Yarışta işveren markasıyla ön sıraya geçmek mümkün olabilir. Özellikle pasif adaylar konusunda işveren markası önemini arttıracaktır. Çalışanların %80'i iş aramıyor olsa da, bunun %60'ı yeni iş fırsatlarına açıktır. Pasif adayların ilgili kalmasını sağlamak, ileride çıkacak potansiyel fırsatlarda önemini gösterecektir. Ne kadar popülersen, yetenekleri o ölçüde çekersin!

Tüketicininde, çalışanında insan olduğunu unutmamak gerek. Her ne kadar dijital çağda olsak da, duygularımız bizim için önemli. Özellikle içinde bulunduğumuz toplumda vefanın her zaman var olduğunu düşünüyorum. Karşılıklı adanmışlık, karşılıklı vefa noktasına ulaşmak için; dokunun , hissettririn, iz bırakın. 


Çalışanlar değişiyor, koşullar değişiyor, dünya değişiyor... İnsan kaynaklarına bu değişimin yöneticisi olmak düşüyor. Dijitalleşmede yerel anlamda benchmark yok. Bu yüzden değişimi, işi iyi anlamalı ve dünyayı takip etmeliyiz.



                         #dijitalik / #digitalhr

# Duygularla yönetmek istiyorsak; plazalardan kurtul, çeşitliliği kucakla, yeni kuşağı anla, bireysel özgürlüğe saygı duy,dinle!

# Marka; siz olmadığınızda insanların hakkınızda söyledikleridir. Dijital ortamda olmak istemesinizde hakkınızda konuşanların olacağını unutmayın!

# Günde 150(!) kez telefonumuzu kontrol ediyoruz. "Telefonumu kaybedeceğime alyansımı/cüzdanımı kaybederim." diyenlerin oranı gün geçtikçe artıyor.

# Karşılıklı güven ve saygı ortamında; gerçekçi,tutarlı,beklentileri iyi yöneten sosyal bir sözleşme ile çalışana yönelmeli/dokunmalı.

# En iyi olabilmek için; çalışanlar misyonu benimsemeli, değer yarattığına inanmalı,ortak değerlerde kendi varlık nedenini bulmalı, dürüst iletişim ortamı kurulmalıdır.

# Y kuşağı olarak öğrenmeyi kendimiz üstlendik, yasakları sevmeyiz. İnternetin yavaşlaması bile süreci aksatıyor.

# İK'cıların en önemli görevi; kültür bakanlığıdır. En mutlu İK'cı ise bu görevi yerine getirebileceği yerde çalışan.

# Teknoljiyi çok çabuk kabul edebiliyoruz, sorunu içerikte yaşıyoruz.

# Her 3 dakikada bir Facebook'u kontrol etme ihtiyacı duyuyoruz. Bu da İnternet bağımlılığı bozukluğunu (IAD) ortaya çıkartıyor.

# Mükemmel işyeri olabilmek için çalışanların sizi "mükemmel" olarak nitelendirmesi gerekiyor. Sizlerin jürisi çalışanlardır!

# Güvenirsek mutlu oluyoruz. İşveren markası güven temeli üzerine kurulmalı.

Teşekkür; Böyle bir ortamda bulunmanın mutluluğunu davetiyle bir kez daha yaşattığı için Müge Ateş'e, samimi sunumu ve bloggerlerın varlığını programda hissettirdiği için Fatoş Karahasan'a, bütüne ulaşmak için parçaları bulmamızı sağlayan tüm konuşmacılara ve organizasyonda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.