3 Nisan 2014 Perşembe

Sen Küçüksün,Sus!

"Su küçüğün, söz büyüğün"

Geçmiş zamanda ne çok duyardım bu sözü. Bir anlam yüklemezdim o zamanlar. Her parçayı  yapboz mantığıyla izlediğinde, bu parçalarda yerini buluyor zamanla.

Toplumumuzda insanların yaklaşımlarına bakınca, bu yaklaşımların temelinde bu sözün payının varlığını düşünmüyor değilim.

Su, yaşam kaynağımız. Sen küçüksün, yaşa! Büyükler konuşsun, sen dinle!

Büyükleri dinlerken duyduğumuz başka şeyler de vardı üstelik;

"Aman çocuğum kimseye kendini ezdirme, doğru bildiğini savun, söyle! "

Her şeyi söylerken büyükler, söylemeyi unuttukları şeyler vardı. Ya karşımızda yanlışı savunan büyükse... Su mu içelim? Doğru bildiğimizi mi savunalım? Bunları söylemeyi unuttular...

Küçükler, büyükler tarafından hayatın çömezleri olarak görülüyorlar. " Sen daha hiçbir şey görmedin, ne yaşadın ki, benim senin kadar çocuğum var, bana yanlışımı söyleyemezsin... "

Sevgili küçükler, duydunuz mu bu sözleri?
Saygıdeğer büyükler, siz hiç kurdunuz mu böyle cümleleri?
                   

                                                    

Hal böyleyken, " Y kuşağını nasıl anlarız? " diye kafa yoran büyüklerimiz de var.

Aslında, bu kuşak sorunu değil. Sizden küçüklerin, sizden fazla şey bilmese dahi, sizden farklı bir şey bilebilme ihtimaline karşı, gösterilecek saygı ve olgunluk eksikliği!

Eğer " tamam, evet, haklısınız... " ve türevi cevaplara otomatik ayarlanmadıysan, çok bilmiş olarak yaftalanabilirsin sevgili küçük.

Ama biz, hiçbir zaman her şeyi bilmeyeceğiz, hiçbir zaman " ben oldum " demeyeceğiz. Çünkü her zaman eksik kalacağımızın bilincindeyiz. Evet, büyükler " ben oldum " diyebilirler, ama gerçek büyükler hiçbir zaman " ben oldum " demeyenlerdir. Bunu unutmamalı!

Şimdi, yaşa da saygı kalmadı diyen büyükler çıkabilir. Aksine fazlasıyla saygı gösteriyoruz size karşı. Yıllarınıza saygımız fazla. Eksik olan; sizin bizim fikirlerimize gösteremediğiniz saygı...



 Bizde durum böyle, sizin oralarda durumlar nedir?
Tersine mentörlük mü diyorsunuz? Büyük gelmesin bize sonra...

İş yerleri, toplumun yansımalarından oluşur, toplumun bir parçası ve örneklemidir.  Normal yaşantılarımızda gördüğümüz her şeyi, çalışma hayatlarımızda şekil veya yöntem değiştirmiş haliyle görebiliriz.

Küçük ve büyük arasındaki ilişki farklı yerlerde, farklı isimlerle ifade edilebilir. Ama, temelleri aynıdır. İşyerlerinde yaşanan ilişki, toplumsal olanla benzemektedir.

Vizyoner şirketler ve İK'cıları bu durum üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Örnek olarak; Danone'nin tersine mentörlük uygulamasına bakabilirsiniz.

Peki tek hedefi kar elde etmek olan işletmelerin, personelcilerinin yaptıkları personel yönetimi uygulamalarında böyle uygulamalara rastlayabilir miyiz? Tabii ki hayır! Zaten, böyle işletmelerin çalışanları da vizyoner çalışanlar olmazlar. Ya zorunda oldukları için çalışıyorlardır, ya da " ben aldığım paraya bakarım, gelişimde ne oluyor?" bakış açısıyla çalışıyorlardır. Yani, işveren markası kaygısı buralara uğramaz. Zaten işsizlik oranları malum. Bu oranların verdiği rahatlıkla yuvarlanıp giderler.
                                                          
" Küçüğüm daha çok küçüğüm,
Bu yüzden bütün hatalarım.
Öğünmem bu yüzden,
Bu yüzden kendimi,
Özel önemli zannetmem. "


Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim. :)

Gelişimi zorunlu olarak hissettiğimiz günlerde görüşmek dileğiyle, mutlu kalın. :)





1 yorum: