21 Nisan 2014 Pazartesi

BEYAZ YAlaKA


Coco’nun HR Kronikleri blogunda  Beyaz Yalaka’ yazısını okuduğum gibi ekledim sepetime.  Bloggerların kitap önerilerini barındıran yazılarını dikkate alıyorum. Bir nevi referans gözüyle bakıyorum bu yazılara.  Coco’nun referansıyla alıp okuduğum bu kitap için gönül rahatlığıyla diyebilirim ki; İyi ki okumuşum!


Yazarı; Sarp Mogan. Sahne adı bu,  aramızda başka bir kimlikle dolaşan Sarp Mogan, etrafınızdaki herkesten biri olabilirim, dikkat edin diyor, hakkında kısmında. Bir sonraki kitabının esin kaynağı olmayacağımız ne malum.




Seviyorum bu dilin hakim olduğu kitapları. Mesajı hiç yormadan veriyor okuyucusuna. Eveleyip geveleyip yormuyor kimseyi.  Teorik kitaplarla boğuştuğum bu dönemde hediye gibi geldi bu kitap ve bir günde kitabın sonuna gelmiştim. Ben Coco gibi keyfini çıkara çıkara okumadım, aceleci davrandım galiba. Ne de olsa teorik dilin hakim olduğu kitaplarım beni bekliyor.


Önsöz kısmında öyle bir damardan giriyor ki sarsılıyorsunuz. Ya da beni sarstı demeliyim. Neyse ki o dramatiklik kitabın ilerleyen kısımlarında acı gerçeklere biraz eleştirel, biraz espritüel bir dille yani tam kıvamında yaklaşıyor da içinizdeki enerjiyi alıp götürmüyor.


Genç dostum diye sesleniyor okuyucusuna; “ Emin misin?” diyor.


Daha lüks bir ev, daha iyi bir araba mı senin hayalin?


Türk eğitim sistemini eleştiriyor sonra. “Hayal kurmayı engelleyen bir eğitim sistemi bizimkisi.”  diyor.

 
 
Hak veriyor insan...


Yeşil sap, kırmızı çiçek. Her şey bu kadar.


Sap mavi olursa senin gözünde, “İcat çıkarma başımıza.”,  “Eski köye yeni adet getirme.”



Bazen oluyor ki, “ bunlar çok uç örnekler” diye geçiriyorsun içinden. Cümleni tamamlamadan bir cümle sesleniyor oradan “biliyorum bunlar çok uç örnekler.”   diye. Seviyorum yazdığının farkında olan insanları. Her cümle yerinde ve zamanında giriyor devreye.


Yine de ülkemizde herkes 250 bin lira bütçe ayırarak, eğitim görmüyor. Devletten aldığı burs için ayın 7’sini bekleyen milyon genç var. Bu gençlerin hayalleri ise; memur olup ailesine destek olmak oluyor. Yani, hayallerinde lüks otomobili geç, hayali lüks gören çok genç var. Eh tabi, öğrenilmiş çaresizlik had safhada bu durumda.


Neyse, iç sesimi devam ettirmeyeceğim burada...


Sözün özü; okuyan insana çok farklı bilgiler vadeden bir kitap olmasa da, görmezden geldiğimiz bazı şeyleri çok güzel sunuyor okuyucusuna. Diyette olan bir insanın, kaçamak yaptığında ulaştığı lezzete ulaşmak istiyorsanız kesinlikle bu kitabı öneririm.


Dileklerim; Sarp Mogan’ın gerçek kimliğiyle tanışmak ve yeni kitaplarını okumak.

                  Artık Coco bir kitap yazsa da keyfimiz yerine gelse.:)


Mutlu kalın....

3 Nisan 2014 Perşembe

Sen Küçüksün,Sus!

"Su küçüğün, söz büyüğün"

Geçmiş zamanda ne çok duyardım bu sözü. Bir anlam yüklemezdim o zamanlar. Her parçayı  yapboz mantığıyla izlediğinde, bu parçalarda yerini buluyor zamanla.

Toplumumuzda insanların yaklaşımlarına bakınca, bu yaklaşımların temelinde bu sözün payının varlığını düşünmüyor değilim.

Su, yaşam kaynağımız. Sen küçüksün, yaşa! Büyükler konuşsun, sen dinle!

Büyükleri dinlerken duyduğumuz başka şeyler de vardı üstelik;

"Aman çocuğum kimseye kendini ezdirme, doğru bildiğini savun, söyle! "

Her şeyi söylerken büyükler, söylemeyi unuttukları şeyler vardı. Ya karşımızda yanlışı savunan büyükse... Su mu içelim? Doğru bildiğimizi mi savunalım? Bunları söylemeyi unuttular...

Küçükler, büyükler tarafından hayatın çömezleri olarak görülüyorlar. " Sen daha hiçbir şey görmedin, ne yaşadın ki, benim senin kadar çocuğum var, bana yanlışımı söyleyemezsin... "

Sevgili küçükler, duydunuz mu bu sözleri?
Saygıdeğer büyükler, siz hiç kurdunuz mu böyle cümleleri?
                   

                                                    

Hal böyleyken, " Y kuşağını nasıl anlarız? " diye kafa yoran büyüklerimiz de var.

Aslında, bu kuşak sorunu değil. Sizden küçüklerin, sizden fazla şey bilmese dahi, sizden farklı bir şey bilebilme ihtimaline karşı, gösterilecek saygı ve olgunluk eksikliği!

Eğer " tamam, evet, haklısınız... " ve türevi cevaplara otomatik ayarlanmadıysan, çok bilmiş olarak yaftalanabilirsin sevgili küçük.

Ama biz, hiçbir zaman her şeyi bilmeyeceğiz, hiçbir zaman " ben oldum " demeyeceğiz. Çünkü her zaman eksik kalacağımızın bilincindeyiz. Evet, büyükler " ben oldum " diyebilirler, ama gerçek büyükler hiçbir zaman " ben oldum " demeyenlerdir. Bunu unutmamalı!

Şimdi, yaşa da saygı kalmadı diyen büyükler çıkabilir. Aksine fazlasıyla saygı gösteriyoruz size karşı. Yıllarınıza saygımız fazla. Eksik olan; sizin bizim fikirlerimize gösteremediğiniz saygı...



 Bizde durum böyle, sizin oralarda durumlar nedir?
Tersine mentörlük mü diyorsunuz? Büyük gelmesin bize sonra...

İş yerleri, toplumun yansımalarından oluşur, toplumun bir parçası ve örneklemidir.  Normal yaşantılarımızda gördüğümüz her şeyi, çalışma hayatlarımızda şekil veya yöntem değiştirmiş haliyle görebiliriz.

Küçük ve büyük arasındaki ilişki farklı yerlerde, farklı isimlerle ifade edilebilir. Ama, temelleri aynıdır. İşyerlerinde yaşanan ilişki, toplumsal olanla benzemektedir.

Vizyoner şirketler ve İK'cıları bu durum üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Örnek olarak; Danone'nin tersine mentörlük uygulamasına bakabilirsiniz.

Peki tek hedefi kar elde etmek olan işletmelerin, personelcilerinin yaptıkları personel yönetimi uygulamalarında böyle uygulamalara rastlayabilir miyiz? Tabii ki hayır! Zaten, böyle işletmelerin çalışanları da vizyoner çalışanlar olmazlar. Ya zorunda oldukları için çalışıyorlardır, ya da " ben aldığım paraya bakarım, gelişimde ne oluyor?" bakış açısıyla çalışıyorlardır. Yani, işveren markası kaygısı buralara uğramaz. Zaten işsizlik oranları malum. Bu oranların verdiği rahatlıkla yuvarlanıp giderler.
                                                          
" Küçüğüm daha çok küçüğüm,
Bu yüzden bütün hatalarım.
Öğünmem bu yüzden,
Bu yüzden kendimi,
Özel önemli zannetmem. "


Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim. :)

Gelişimi zorunlu olarak hissettiğimiz günlerde görüşmek dileğiyle, mutlu kalın. :)