27 Mart 2014 Perşembe

Facebook vs. Twitter

                                


İnternet kullanımı 2000'lerin başlarında şekil değiştiriyor ve anındalık gün geçtikçe artıyordu. İçinde bulunduğum nesil bu değişime tanık oldu.

Hatırlıyorum; Yıl 2007... Bir gazetenin orta sayfalarında bulunan küçük bir haberin etkisiyle, Facebook dikkatimi çekti. İlk Facebook hesabımı o haberin üstüne açmıştım. Kullanım amacını ya da aradığım kitleyi bulamadığımdan aktif olarak kullanmam 2008'e denk geldi.

Gizemli bir kutu ya da bir labirent gibiydi. Ergenliğin getirdiği renksiz bakış açılarına fazlasıyla renk katmaya başlamıştı.

Sosyal medyanın tarihinde Youtube'nin yeri tartışılamaz. Şuan okuduğum " Türkiye ve Sosyal Medya " kitabında güzel bir tanım yer alıyor Youtube için;
" Youtube ile  we (biz) olan internet ortamı you (sen/siz) olmuştu. "
Bu tanım; Youtube ile sınırlandırılamayacak kadar doğru bir tanımdır.  Sosyal medya ile " Sen / Siz " değer kazandı. " Biz " diyenler tarafından sunulana talip değildik sadece. Artık, ben ve benim gibiler tarafından içerik üretimine kaynak sağlayan bir yapı oluşuyor, çok sesli bir koroya dönüşüyordu internet.

Bu çok sesliliği "bloglar" destekliyordu. Blogcuların kimlikleri büyük ölçüde sanal olsa da, paylaşılan içerikler kaynağını gerçek hayattan alıyordu.


Facebook, gerçek anlamda " sosyal medya " yı yaratmıştı

Kimliklerin tam anlamıyla sanal dünyayla temas etmesi Facebook'a denk geldi. Artık ağına değdiğimiz  kişiler gerçekti. Bu kişilerin ağlarıyla beraber değdiğimiz hayatlarında, olan biteni daha hızlı şekilde öğreniyorduk artık. Belkide, halk arasında en çok dolaşan yararı cazip kılıyordu Facebook'u; " İlkokul arkadaşlarımızı buluyorduk. :) "

Kitap, Facebook'un gücünü şu cümlelerle aktarıyor;
 " Facebook'un gücü şuradan geliyordu; sitenin sunduğu her şey sanaldı ama gerçekti de. Karşınızdaki hakkında pek çok şey öğrenebileceğiniz kadar gerçek, ama iletişimin dozunu ayarlayabileceğiniz kadar sanal olması bu siteyi vazgeçilmez yaptı."
  Artık kişilerin ve şirketlerin sanal dünyadaki varlığı için Facebook'ta olmakta Google'da olmak kadar önemliydi.

Eski medya gün geçtikçe zorlu bir yarışa giriyordu. Sosyal medya sanal alemde varolmak isteyen herkese kapılarını açan araçlara sahipti. Bunları iyi değerlendirmek şart olmuştu. Bazı basın-yayın organları, ilk başlarda direnselerde, günümüzde eski ve yeni medyanın barıştığı söylenebilir. Çünkü, eski medya bu alana gerekli insan ve teknolojik yatırım yapacak seviyeye ulaştı. Gün geçtikçe kabul gören sosyal medya kendi uzmanlarını çıkartmaya başlamıştı.Tüm yaratıcılıklar; eski medyada değil, yeni medyada ortaya çıkıyor. Çünkü, burada daha fazla insan var!

Tüm bu olanlardan sonra sosyal medyanın dev adımlarından biri; Twitter oldu. Twitter'a kadar bir çok sosyal medya aracı ortaya çıktı. Ancak bunlar; Facebook'un gölgesinden kurtulamadılar. Bunun nedeni; Facebook'un paylaşım için gereken ortamı fazlasıyla barındırmasıydı.

Twitter, yeni bir nefes olduğu için ön plana çıktı bu yarışta. Facebook o kadar fazla ihtiyaçları karşılar seviyedeydiki, farklı bir şey sunmayan hiç bir şey öne çıkmıyordu. Peki, Twitter'ın farkı neydi?

Twitter'ı diğerlerinden farklı kılan; işe Facebook'un güçlü olduğu yerden değil, onun var olmadığı yerden girişmesi oldu. Facebook'un eksiği; 3G ve akıllı telefonlardan önce mobil cihazlarda açılmasının dakikalar almasıydı. Bu durum, Facebook'un mobil dünyaya hazır olmadığını gösteriyordu. Twitter ise tamamen o dünya için yaratılmıştı.
"Twitter; internete kısa mesaj atmak demekti.  140 karakterde ne söylemek istiyorsanız söyleyin. SMS'ten tek farkı sizi takip eden herkes okuyabilsin."

Gerçek hayatınızı daha sonradan aktardığınız Facebook gibi değil, aksine, o anda, daha o anı yaşarken durumunuzu hemen güncelleme pratikliğine sahipti. Zaten atacağımız mesaj kısa olduğundan gerçek hayatımızdan çalınan bir şey yoktu.

Kitapta bu durum şöyle ifade ediliyor;

" Twitter, gerçek hayattaki bir olay olurken, o olayın içinden çıkmadan sanal hayatın içinde de o olayı var etmenin mecrası oldu ve başarısınıda buna borçluydu. "

Twitter, gerçek hayatla sanal alem arasında eş zamanlı bir bağlantı kurarken aynı zamanda yurttaşların politik aktivitelerinin de içine dalmıştı.

Bu işlev kendisini ilk kez, internetin ve demokrasinin dünyada sorunlu olduğu yerlerden birinde; İran'da gösterdi. 2009 seçimleri sırasında hile yapıldığı iddialarını tüm dünya takip ediyordu.

Bir sene sonra patlak veren " Arap Baharı "  ise sosyal medya aracını ziryeve taşıdı. Artık, Twitter Facebook ile eşdeğer sayılıyordu.

Facebook ile Twitter arasındaki fark şöyle ifade edilmiş;
" Facebook'un kişisel alanı kamusal alanla birleştirerek başardığını, Twitter politik alanı kamusal alanla buluşturarak başarmıştı."
 Süreç içerisinde Twitter Facebook'a değil, Facebook Twitter'a yakınlaşmak, ona benzemek zorunda kaldı.



 Ayrıca;

Facebook paylaşım yeriyken, Twitter söyleyecek bir şeyleri olanların yeridir.

Facebook daha kapalı bir kutuyken, Twitter
 #hashtagler sayesinde tüm dünyaya ulaşabilecek bir yapıya sahiptir.

Twitter'ı seviyorum! Çünkü, söyleyecek bir şeyleri olan insanları çok seviyorum. Ben sussam bile, aynı dili konuştuğum insanları takip etmeyi seviyorum.

Sosyal medya sayesinde insanlar kendi networklerini oluşturabiliyorlar artık. Akrabaların networklerine ihtiyaç duymak istemediğim için Sosyal Medyayı seviyorum.

Sosyal Medya insanları yemez bunu biliyorum. Sosyal Medyanın bir nimet olduğunun da farkındayım. Onu fazla büyütmeden kendimiz için kullanmayı öneriyorum.

İçinden geçtiğimiz süreç, herkesi siyaset yapmaya sürüklüyor. Siyaset toplumda stres yapıyor. Dünya'da Klout puanının işe alımlardaki etkisi konuşulurken, bırakın bizi, biz Twitter'da İK konuşalım, gülelim, eğlenelim, mutlu olalım. :)



 

0 yorum:

Yorum Gönder