24 Mart 2014 Pazartesi

Eğer Müzik Aşkın Gıdasıysa Durmadan Çalınız (W.Sheakspeare)


Gün hepimiz için alarm sesiyle başlıyor. Alarm sesini sevmediğimiz bir şarkı yaptıysak, katlanma süremizi azalttığımızdan, uyanma hızımız zirveye yaklaşabilir. Eğer alarmımız sevdiğimiz şarkıysa, ilerleyen zamanda o şarkıyı sevmediklerimiz kategorisinde bulabiliriz. Tabii, sevdiğimi silmem diyenlerdenseniz sevdiğiniz şarkının enerjisiyle güne başlamanın keyfini biliyorsunuzdur.

Hazırlık aşamasına geçtiğimizde ise, arka fonda sevdiğimiz şarkılar bize eşlik edebilir. Araştırmalar müziğin stres hormonlarını azalttığını söylüyor. Güne stresli başlamak kötü olsa gerek. Bunu önlemek istiyorsak, en önemli reçete kesinlikle müziktir. Birde şarkıyı dinlerken mırıldananlardansanız, rahatlamanın formülünü çözdüğünüzü söyleyebilirim.

Mozart'dan senfoni, Vivaldi'den konçerto dinleyin gibi önerilerim yok size. Şunu söylemeliyimki; herkese iyi gelen sevdiğidir. Sevdiklerimiz ise farklıdır.

Toplum olarak kendimizi üzmeyi sevdiğimizden, sevdiklerimiz fazla slow şarkılar olabilmekte. Enerji ararken kendimizi yerlerde sürünürken bulmanın manası yok. O yüzden; bizi yüksekte tutacak, sözlerinde umut olan, kendimizi değerli hissettiren, enerjisi yüksek müzikleri sabahları tercih etsek iyi olur bizim için. Umuda çok ihtiyacımız var ne de olsa...

Sabah mahmurluğuyla bilinçli şekilde müzik sorunumuzu ayarlayarak güne başladık. 1 - 0 öndeyiz demeyeceğim; çünkü, müzik herkes için anlam ifade etmeyebilir. O kişilerde kendilerine iyi gelen enerji arttırıcılarını bulmuşlardır belki...

 Şimdi sırada servis yolculuğu var. Evden mutlu, umutlu şekilde kendi ayarlarımızı yaparak çıktık. Ama o da ne? Serviste bir ses geliyor derinden derinden. Sözlere dikkat ediyoruz; " Kertenkele benim adım sürünüyorum sadece..." Servistekilere bakıyoruz yorgun bir mavi yaka topluluğuyla karşılaşıyoruz. Hayat zaten zor. Herkes dışarıdan gelen sesin, müziğin insan psikolojisine etkisini bilmeden yaşıyor. Farkında olmadan kertenkele gibi sürünüyor bütün gün. Böyle bir durumda ya kulaklıklarımızı takar kendi halimize bakarız, ya da bu durumun devamı halinde serviste bir şey çalıyorsa, çalması gerekenlere el atarız.

Ofislerde müziğin etkisine girmeyeceğim. Çünkü, bazı yerlerde yasaklanabiliyormuş müzik dinlenmesi. Böyle yasakları anlamsız bulsam da, ofis arkadaşlarımızla verdiğimiz karar doğrultusunda güzel şarkılar çalan bir radyo kanalını arka planımıza almanın bir zararı olmadığını düşünüyorum.( Bu yazı yazıldığında Twitter yasağı ortada yoktu. Şirketlerde müzik yasağı, ülkedeki Twitter yasağının yakınından bile geçmez.)

Müziğin; Bilişsel gelişime, öğrenmeye ve duygusal kararlılığa etkisi olduğunu biliyor musunuz?

Ayrıca müziğin bazı etkilerinden söz etmek gerekirse;
  • Belirli müzik türleri huzur veren endorfin hormonunu salgılar,
  • Öğrenmeyi hızlandıracak sakin ortamı sağlar,
  • Uyarıcı ve harekete geçirici etkisi vardır,
  • Müzik; matematikseldir! Kompleks ve karmaşık fikirlerin daha kolay çözülmesini sağlar,
  • Müzik; ilham verir, duyguları harekete geçirir, yaratıcılığı arttırır!
  • Uzun vadede hafızayı geliştirir,
  • Etkili öğrenmenin temel unsuru olan beynin her iki yarısınında iyi entegre olmasına yardım eder,
  • Dinleyenlere, analitik düşünme becerisi kazandırır.  ( Kaynak )

Benim için müzik her zaman önemli oldu ve dinleyici olarak hayatımın içinde hep yer buldu. Bu yüzden etkilerine her zaman üzerimde şahit oldum, olmayada devam edeceğim.

Ayrıca; Canel Gürgen'in kaleme aldığı " Aşk Acısına Şarkılardan Reçete " başlıklı, içinde yönlendirmeler olan yazıya linkten ulaşabilirsiniz.

Son sözümüz W.Sheakspeare'a ait; "Eğer müzik aşkın gıdasıysa, durmadan çalınız...."

Mutlu kalın. :)









0 yorum:

Yorum Gönder