19 Şubat 2014 Çarşamba

Yaratıcı Sınıfa Özgürlük

Yaratıcılık; sadece sanatta değer kazandıran bir olgu değil artık. Farklılık oluşturmak, dikkat çekmek ve odak merkezine oturmak için herkes, her ortamda yaratıcılık peşinde koşuyor. Farklı olan değer kazanıyor.

Tabii burada yaratıcılık derken olmayan bir şeyi yoktan var etmekten bahsetmiyorum.


  • Tüm güçlerin bize verdiği kaynakları kullanarak ortaya farklı ne çıkarabiliyoruz? 
  • Hangi farklı ihtiyacı tatmin edip, hangi eksikliği tamamlıyoruz?
  • Kısaca; günümüzde en değerli olan farklılığı nasıl elde ediyoruz?
Kimimiz çok uğraşsak da tek düzelikten kurtulamıyor, kimimiz ise adım attığında farklılığını ortaya koyuyor.

Siz hangisisiniz? 

Katıldığım 19. İnsan Kaynakları Zirvesinde son oturumum Ahmet Akın'ın sunduğu " Yaratıcı Sınıfa Özgürlük" idi. Sunumun içeriğinde; yaratıcı kişilerin kişilik özellikleri yer alıyordu. Bu yazımda size bu özellikleri aktaracağım.

Bunları duyduğunuzda bu özellikleri taşıyan birilerinin etrafınızda olduğunu fark edebilir, onların belkide köreltilen yaratıcılıklarını ortaya çıkarmak için destek verebilirsiniz.



Yaratıcı kişiler;
  • İşe düzenli saatte gelip, gidemezler.
  • Bazen uzak noktalara dalıp gitmiş şekilde bulabilirsiniz onları.
  • Sosyal medya'da paylaşımları fazla iddialıdır ve kurum kültürünü yansıtmadıklarını düşünebilirsiniz.
  • Toplantı ortasında alakasız bir şeyler söyleyebilirler.
  • Fazla alıngan ve duygusal olurlar.
  • Takım elbise giyse bile bir şeyi farklı yaparak dikkatleri üzerine çekebilirler.( örn. kravatı ters takmak)
  • Zor insanlardır. "Yaratıcı olmalarının sebebi de budur."
  • Çok özgüvenli olabildikleri gibi tam tersi de olabilir.
  • Kendilerini hem beğenirler, hemde beğenmedikleri olur.
  • Hem insana hem yalnızlığa ihtiyaç duyarlar.
  • Karşı cinsten bazı özellikleri taşırlar.
  • Cinsellik ile ilgili olsalar da yalnızlardır.
  • Rasyonel tarafları olduğu kadar sezgisel tarafları da vardır.
Bu özelliklerden size uyanlar var mı? ya da " Bu özellikler aynı X kişisinin özellikleri." dediğiniz birini tanıyor musunuz?

Katıldığım toplantıda profesyonel iş yaşamında olan İK'cılar için bu özellikler tanıdık geldi, gülümsediler. Benim içinde okul sıralarından yabancı gelmeyen özelliklerdi. Genelde bu kişiler hiperaktif, sakinliği bozan kişiler olarak tanındıklarından şikayet alırlar, bastırılmaya çalışılırlar. Demek ki içlerinde ne fırtınalar kopuyor, ne fikirler uçuyor gözlerinin önünde, bilemedik... 

Toplum olarak farklı olana tahammül sınırımızdan olsa gerek; "Aman sus, düzeni bozma." dedik çok sefer belki de.

Şimdi ben " Yaratıcı Sınıfa Özgürlük." diyorum. Çünkü artık farklı olana ihtiyacımız had safhada... Sizde sıkılmadınız mı hep aynı şeyleri duymaktan, izlemekten? 

2011 yılında LinkedIn'de insanlar kendilerini en çok "yaratıcı" olarak tanımlamış. Kendini öyle görenlerden ziyade ortaya çıkan farklı fikirlerin sayısı önemli olan. Bu kişiler ne kadar farklı şeylerin peşinde koştular acaba?
                                               

Yaratıcı kişiler, "Kaos ortamını yönetmek için" kaos yerine " Yeni bir düzen yaratmak için" kaos ortamını tercih ederler. Bu kişilerin çoğunun masasının dağınık ve renkli olmasının sebebi bu olsa gerek...

Kendi dağınık düzenlerinde ortaya çıkardıkları, belki bizim için basit bir rapor olan herhangi bir şeye onlar benliklerini katarlar. Eğer ürettiği bir şeyi beğenmezseniz alınırlar, kalpleri kırılır. Onu beğenmediğinizi düşünecek kadar bütünleşmiştir ürettiğiyle.

Sunumun sonunda paylaşılan Apple'ın reklamını sizinle paylaşmak isterim; Think Different

Ayrıca; Ahmet Akın'ın MCT organizasyonuyla düzenlenen Pazarlama Zirvesi 2013 sunumuna linkten ulaşabilirsiniz.

Yazımın son cümlesi olarak ise zirvenin son cümlesini kullanıyor ve farklı ve yaratıcı olmanıza imkan veren şirketlerde çalışmanızı diliyorum.:)

                               










16 Şubat 2014 Pazar

İK Zirvesi Ardından Bana Kalanlar

MCT Danışmanlığın düzenlediği  İnsan Kaynakları Zirvesine katılma şansı yakaladım. Benim için teori ve pratiğin ötesine geçen iki gündü.

Düşündüren, bazen yüzlerde gülümseme bırakan, bazense duyguları etkisi altına alan sunumlardan geçtik iki gün boyunca. 

Iyeoka; " I believe that we have 365 days to change." seslenişiyle açtı zirveyi. Farklı ve etkileyici açılışın ardından zirve başkanları Alper Utku ve Didem Tekay'ın sözleri programın bir "Liderlik Zirvesi" olduğunu açıklıyordu.

"İK devrimine hoş geldiniz " John Perkins 'in karşılama cümlesiydi. Konuşmasında ölüm ekonomisinden hayat ekonomisine geçmemiz gerektiğini belirten Perkins, sonraki günde haber olacak sunuma imza attı. 

" Gezi " beyaz yakalıların isyanı 

Dünyada artık normal olana ulaşmanın yeterli olmadığını söyleyen Charles Eisenstein konuşmasında normal olandan daha güzeline, daha iyisine ulaşmanın amaç haline getirilmesi gerektiğini belirtti. Wall Street ve Gezi'nin  beyaz yakalıların isyanı olduğunu söyleyen Eisenstein'in konuşmasında da devrim anlayışı yerini aldı.

Adam Kahane ise " GÜÇ " ve " SEVGİ" olgularının birlikte var olduklarında sorunların çözüleceğini, yalnız başlarına kaldıklarında devreye girecek yıkıcıların, birbirlerinin eksikliği olacağını belirtti. 

İlk konuşma ekonomik güç üzerine gerçekleri baz alırken, ikinci konuşmada gücün çoğunluktan yana olduğu üzerine duruldu. Kahane ise sevgiden bahsederek sevgisiz gücün gerçek güç olmadığını söylerken aldığımız mesaj  " Devrim kalpten geçer." oldu. 

2. Oturum " Liderlik " konusu üzerine kurulmuştu. Alex Haslam liderliğin yeni psikolojisi üzerine konuştu. Liderlerin hakim olması gereken duygunun "BİZ" duygusu olduğunu söyleyen Haslam; liderler büyük egolarıyla kendilerini seçilmiş sandıklarında ortaya başarısızlığın çıkacağını belirtti.

Nigel Nicholsan ise lider adaylarına kazandırılacak vizyonerliğin İK' nın görevi olduğunu belirtirken, değişimini istediğimiz kişilere yeni vizyonlar kazandırırsak değişimin kaçınılmaz olacağını söyledi.

Türkiye' de iş yaşamında kadınların varlığı konulu panelden aktaracağım  Muzaffer Akpınar'ın sözleri; " Eril ve dişil özelliklerin bir arada bulunduğu kişilikler kazançlı çıkacak." 

Bahsetmek istediğim diğer bir konuşmacı; Tanyer Sönmezer.Sanırım hiçbir zaman aklımdan çıkmayacak bir sunumdu. Eğlence mühendisleri ile enerjisine enerji katan Sönmezer etkili sunumun kitabını yazdı dersem yanlış söylemiş olmam.
"Eğer hızlı gitmek istiyorsan yalnız git, uzağa gitmek istiyorsan birlikte." ( Afrika deyişi)
Tanyer Sönmezer'in aktardığı Afrika deyişi amaçlarımızı cevaplamak için yerinde bir deyiş. Hızlı mı yoksa uzağa mı gitmek istiyoruz?

İlerlediğimiz yolda elimizde bulunan haritanın gösterdiği yönlerin önemli olmadığı, haritayı hangi yönde kullandığımızın önemli olduğu çıkarımı ise her zaman benimle olacak.
Bul bakalım bul bakalım, liderleri bul bakalım, unvanı çıkar, makamı bırak, delikanlı kim bakalım...
Tüm katılımcıların birlikte söylediği bu şarkının enerjisiyle zirvenin birinci gününü kapattım. Ekvador Cumhuriyeti Mutluluk Ekonomisinden Sorumlu Devlet Bakanı Freddy Ehlers Zurita'nın konuşmasını kaçırdığımın üzüntüsünü yaşasam da, tüm yönetimlerin amacının mutluluk olmasını diliyorum.

Programın 2. günü Alper Utku ve Didem Tekay'ın 1. gün değerlendirmesiyle başladı.

Hazırlık aşamasında programın tarifleme, keşfetme, örnekleme/uygulama, yansıma olmak üzere 4 bölümde planlandığını anlatan Alper Utku, "devrim aşktan geçer" diyerek 2.günü başlattı.

Yaşamkolik Perry Timms'in konuşması çalışma hayatının yeni "normali " başlıklıydı. Sosyal teknolojilerle birlikte hayatımıza giren sosyal medya, sosyal iş ve sosyal öğrenme kavramları üzerinde duran Timms; sosyal medyada yaptığı her şeyde anlam aradığını belirtti. 

İK' da aranan yetenekleri ; Fütüroloji, psikoloji (web psikolojisi) ve sosyalleşme olarak sıralayan Timms, öğrenme ve gelişmenin öneminden bahsetti. Bilgi çağının ötesinde network ve zeka çağında olduğumuzu ve ofis kenarlarında sıkışmaktan kurtulup dünyamızı büyütmemizi önerdi.

Diğer konuşmacı LinkedIn'den Genco Orkun Genç'ti. Hayalinizdeki işi mi yapıyorsunuz sorusuna katılımcıların çoğunun el kaldırması gayet güzeldi. LinkedIn üye sayıları hakkında bilgi veren Genç, LinkedIn'ın bir kariyer sitesi olmadığını, profesyonel gelişim platformu olduğunu hatırlattı. LinkedIn İnfluencers'ten bahsedildi ve burada yazan ilk Türk'ün Muhtar Kent olduğunu söyledi. Sunumunun sonunda LinkedIn'ın süper kahramanları olarak NBS'den Gamze Bilge ve LCW'dan Canan Hotanoğlu'na hediyeleri takdim edildi. İlk iki dışında sekiz kişininde kadın olması dikkat edilesi noktaydı.  

Mehmet Özel'in Liderlikte 3P sunumu da etkileyici sunumlardan biriydi. Eğlence mühendislerinin desteğiyle sergilenen skeç bir Türkiye gerçeğiydi. "Ailen dahi olsa karşındaki, kendi istediğinden vazgeçme."  

3P( Provokasyon, performans, potansiyel )'nin birbirleri üzerindeki etkilerini formüle eden Özel, kendini provoke edemeyen başkasını hiç edemez cümlesiyle, kendi itici gücümüzün kendimizde olduğunu bir kez daha hatırlattı.

"Herkesin seni kendisine benzetmeye çalıştığı dünyada, kendi istediğini yapmak en büyük provokasyondur." cümlesi ise kilit cümlelerden biriydi.



Ve sırada zirvenin süpermani; Mehmet Kızıltaş vardı. engelsizkariyer.com'un kurucusu olan Kızıltaş; engellilere en büyük engelin insanların onlara karşı takındıkları ön yargılı ayrımcılık olduğunu belirtti ve engellilerle iletişimin en önemli yanının onlara fırsat vermek olduğunu söyledi.

Paralel oturumlara geçtiğimizde tercihim Liderlik kahvesinden yana oldu. İlk sunum sosyal medya üzerine olsa da yine y kuşağı konuşuldu diyebiliriz. Sosyal ayak izlerinden bahsedilen sunumda bunun etik olup olmadığı tam olarak açıklanamadı. 

Bana göre; sosyal medya hesaplarımız tabii ki bizim referansımız olmalıdır. Bunun sınırı ise kurum kültürünü yenen patronun dünya görüşünün etkisi olmalıdır. Tüm yetkinlikleri uyan birisinin sosyal medya hesabında paylaştığı bir fotoğraf, söz... patrona uygun değil ve bu aday eleniyor ise bu ne kadar etiktir, tartışılır. ( Sosyal medyanın işe alım üzerindeki etkisinin etik yanı üzerine bir yazı yazmayı planlıyorum.)

Diğer bir oturum ise ismiyle oldukça ilgi çekiciydi. X kuşağı Y kuşağına anla beni diyordu.  İzlettirilen video oldukça güzeldi. X kuşağı Y'nin rahatlığından şikayetçiyken, Y kuşağına sorulan X'leri anlıyor musunuz? sorusuna verilen bir cevap tüm Y kuşağının desteğini alır mı bilemem ama yerinde bir cevaptı." Anlamaya çalışıyorum, anlamazsam yönlendiremem.!" Yine Y'lere sorulan X'lerin hangi özelliğini almak isterdiniz sorusuna çoğunluğun hiçbiri demesi ilginçti.

Katıldığım başka bir oturumda ise TOFAŞ 'ın İK uygulamalarını dinlemek oldukça iç açıcıydı. Örnek alınası uygulamalar olduğunu düşünüyorum. Uygulamalı İnsan Kaynakları dersim için kurduğum hayali işletmem ve İK uygulamaları projemde hayal ettiğim bazı uygulamaların bir firmada gerçeğe dönüştüğünü görmek umutlandırıyor insanı.

Başka bir liderlik kahvesi oturumunda AVEA'dan  Selçuk Alimdar uyguladıkları çevik manifesto yöntemlerinden SCRUM' ı anlattı. Aklımda soru işaretleri oluşturan bir sistem. Araştırılacak listemde yerini aldı. Yakın zamanda araştırma sonuçlarımı toparlayacağım.

Ve son oturum; Yaratıcı sınıfa özgürlük! Ahmet Akın'ın sunumu konuya fazla sakin kalsa da güzel notlar aldım. Özellikle yaratıcı çalışanların kişilik özelliklerini bir sonraki yazımda vereceğim. İş hayatında olmadığım için okul sıralarından tanıdık gelen, onlara karşı yanlış davranışlar yüzünden yaratıcılıkları ölen çok kişi aklıma geldi. İş hayatından katılımcılar ise ofislerinden tanıdık gelen bu kişiler için gülümsedi. Kim bilir belki sizin iş arkadaşınızda yaratıcıdır, sizin tarafınızdan işe yaramaz gözüküyordur. Bu durumu fark etmek yararlı olacaktır.

İstanbul'a alışma sürecinde olduğumdan Iyeoka konserine kalamadan zirveyi sonlandırdım. Çok güzel geçen iki gündü benim için. Katılmama vesile olan tüm MCT çalışanlarına, programda emeği geçen herkese, tüm İK Bloggerlarına teşekkürlerimi sunuyorum.

Önümüzde ki sene İnsan kaynakları zirvesinde bulunmayı şimdiden diliyorum. 


 Gömülü resim için kalıcı bağlantı

Kendi kendimizi provoke ettiğimiz günlerde görüşmek dileğiyle...






4 Şubat 2014 Salı

GAYRİ SAFİ MİLLİ MUTLULUK



Herkes bilmese bile duymuştur, Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) ve Gayri Safi Yurt içi Hasıla (GSYİH) kavramlarını. Bu kavramlar ekonomistlere kalsın. Ben yazımda " Gayri Safi Milli Mutluluk (GSMM) " kavramı ile ilgileneceğim.

GSMM kavramının çıkış noktası; Güney Asya'nın küçük bir ülkesi olan Bhutan Krallığı. Çoğumuz duymamış bile olabiliriz bu küçük ülkeyi.

2011 yılında BM'in
"Mutluluğu sağlamak en temel insani hedeflerden biridir."
kararı üzerine Bhutan Krallığı GSMM kavramını önermiş ve bu kavram o günlerde farklılığıyla ilgi görmüştür.

  • Peki bu kavramın geçerliliği nedir?
  • Mutluluk toplumlarda ne ile ölçülür? "Para=Mutluluk" mudur?
  • GSMH  mutluluğu ölçmede yeterli midir?
  • Sorular çoğalabilir ama yaşanan gerçekler ortadadır. Peki bu gerçekler nedir?