31 Aralık 2014 Çarşamba

Bir Kaçış Noktası; Yüksek Lisans

Lisans hayatın bitti. İş piyasasına dahil olmak isterken, işsizlik piyasası tüm heybetiyle seni kendine çekmeye çalışıyor.


İşsizlik oranı iki hanelilerde. Genelden özele inince; "Genç Nüfus İşsizlik Oranı" geneli aratacak cinsten. Neredeyse iki katı!


Ayaklarından işsizlik piyasası tutmuş, ellerinden iş piyasası... Aşağıya baksan uçurum... Kendini kurtarmaya çalışıyorsun!

Dilinde bir şarkı; Ben nasıl büyük adam olucam?


İşte bu durumda bir köprüye ihtiyacın var.Bu köprü istediğin kıyıya ulaşman için değil; belirli bir süre ayaktaymış hissini yaşaman için oluşacak.

Kendine vereceğin cevap için; İşsiz değilim, öğrenciyim!
Topluma vereceğin cevap için; İşsiz değil, YÜKSEK Lisans öğrencisiyim!

YÜKSEK! İhtişam katıyor biraz işin içine. Başarıyı sayılarla, kademelerle ölçen bir toplum için doyurucu bir cevap olabilir, evet.

Akademik kariyer düşünmüyorsun, uzmanlık alanında sıfır deneyimle yüksek yüksek devam ediyorsun öğrenciliğe. Yaptığın doğru mu? Bilmiyorsun...

Haklısın, çıkıp pazarda limon mu satacaksın? (Pazarda limon satmayı tabiiki küçümsemiyorum, kendimizi büyük görmemizden bahsediyorum. Ben bütün kalıplarımı yıktım diyen insan bile önündeki limon kasasıyla kalabilir bazen, satamaz, satmaz.)

"Ee, ne yapayım?" diyorsun. Deneyim kazanmak istiyorsun. Asgari ücreti bile kabul ederim diyecek kıvama gelmişsin. Deneyim için İK'cı görünümlü Muhasebeci tanımına tamam demişsin. Ama beğenilmemişsin. İşte bunlar hep rekabet. İşsiz çok, iş az, herkes çok iyi olmaya çalışıyor.

Mecbur kaldığını düşünüyorsun yüksek lisans yapmaya. İşsizlikten kaçmak, askerlikten kaçmak... için.

Olması gerekenleri oldurmak çok zor biliyorum. Doğru olanlar ve yanlış algılar arasında tercihe kalıyorsun bazen. Algılar doğru olanı yendiği zaman işin tadı kaçıyor.

Yanlış algılar karşısında savunmasız kaldığın an kaçış noktaları arıyorsun. Yüksek lisans böyle bir kaçış noktası olmamalı.

Sonunda "Tez" in "Sav" anlamı gibi bir sonuç doğurmalı.

Sav; İleri sürülerek savunulan düşünce, iddia, dava (TDK)

"Kopyala, yapıştır, kaynak göster" için değil, uzmanlık alanında kendindeki parçaları birleştirip senden bir parça oluşturmak amacıyla olsa kısır döngü hali son bulur belki.

Kaliteli işsiz olmanın daha bir çok yolu var. En sonunda "Neredeyse profesör olacaktım" dememek için uçurumu atlatacak köprüyü daha sağlam inşa edebiliriz.

Uzmanlar ne diyor;
*Cengiz Çatalkaya- Yeni Mezunlar İçin 7 Kariyer Tavsiyesi (bknz: son madde)
*İpek Aral- Yüksek Lisans Açmazım (özellikle: ilk paragraf)
*Uğur Özmen-  MBA Diplomasını Ne Yapmalı?

Sevgiler. ;)

**İşsizlik oranlarıyla ilgili





16 Aralık 2014 Salı

Geçmişini sırtında taşıyan adam tez tükenir,yol gidemez

                                    
 "Kimse unvanlarla, payelerle doğmuyor. Herkes bulunduğu makama öyle ya da böyle vardı, geride ne hayatlar bırakarak. Geçmişini sırtında taşıyan adam tez tükenir, yol gidemez..." (Elif Şafak, Ustam ve Ben, s:144)

Geçmiş en büyük bahanemizdir başarısızlıklarımızda. Amalar, keşkeler... Bunlardan sonra kurduğumuz cümleleri düzeltmeye gücümüz yok bugün.Bulunduğumuz noktanın gücünü farketmemizi engeller. Yürümemizi zorlaştırır, pranga etkisi yaratır adeta. Yürüyememekten yorulur insan bazen. Yürümek ister ama hep geçmiş suçludur. Kendi hatalarını bilse bile kabahatli olan geçmişin getirdiği zorlu şartlardır. Kırılır, gücenir, boyun eğmek istemese de kendi pususuna çekilir insan. Kendi içinde kaybolur; tüm labirentlerden zorludur. 


"Hayatımızın bir haritası varsa şayet, yollarda değil, yol ayrımlarında çizilmekte. İki şey arasında tercih yaptığımız o kısa, kısacık anlarda. Göz açıp kapayana kadar değişir kaderimiz, tek bir kararla..." (s:78)


Her insanın haritası farklıdır hayatta. Yol mantığını benimsemek gerek. Geçmişimiz bu yolda yaptığımız tercihler sonucu aldığımız kararlardan oluşuyor. Geçmişimizi sırtımızda taşımaktan vazgeçmek geçmişimizden vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Neticesinde bugün takındığımız her tavrın mimarı olan zamanlardan vazgeçersek kendimizden uzaklaşırız. Geçmişimizin bizi iki büklüm ederek yolumuzda engel olmasından kurtulmalıyız.


"Kızma artık geçmişe. Kabiliyetin kuş gibi tutsak kalmış. Maziyle uğraşmaktan, ona buna kızmaktan fırsat olmamış ki çıksın. Eğer cehalet kafesinden kurtulursa kuş özgür kalır, gönlünce uçar, yükselir. İyi bir talebe olursan hayatın kapıları önünde açılır. Ama evvela karar vermen gerek; Öğrenmeye hazır mısın?" (s:144 )

Kızma! Duyduğun hiddet vakit kaybı sadece. Geçmişe kızmakla ortaya çıkan pişmanlık, gelecekteki sorumluluklarımızın önüne geçer. Öğrenmeye küseriz. Öğrenmeye olan küskünlük batağa saplanmışlık durumudur. Çırpınmak daha da batmakla sonuçlanır. Kabiliyetlerimize yazık olur. Zamanın verdiği dersler ışığında öğrenmeye devam edersek kazanan biz oluruz







*Ustam ve Ben


1 Aralık 2014 Pazartesi

Digital HR ; Dokunun, Hissettirin, İz bırakın

Digital HR 26 Kasım Çarşamba günü Salt Galata'da gerçekleşti.Bu senenin ana teması olan "İşveren Markası" merkezinde yapılan konuşmalarda konuşmacılar birbirinden değerli bilgiler paylaştılar.

Şahsen Digital HR'ı, butik havası, samimi ortamı, etkileyici mekanı ve içerik kalitesiyle ayrıca sevdiğimi belirtmeliyim.

Fatoş Karahasan'ın sunumunda gerçekleşen programda,  bütüne ulaşmak için parçalar sunuldu katılımcılara. Fatoş Hanım'ın bütüne olan hakimiyeti sayesinde aradaki bağlantılar çok daha kolay yakalandı. En sonunda elde ne var dediğimizde; cevabımız belirsizlikte değildi. 


Sosyal medya kullanımının TİK haline dönüştüğü bir dönemdeyiz ve "Her TİK;odaklanmayı etkilemektedir." Sosyal medyanın getirilerinden vazgeçmiyoruz, odaklanma problemi doğursa da, bununla başedebilmenin yollarını arıyoruz.

Sosyal medya;bireyler açısından da, kurumlar açısından da marka yaratmanının kapılarını açan en uygun kanalların başında geliyor. Bireyler;kişisel marka/imajlarını oluştururken, kurumlar ise; pazardaki ismiyle birlikte işveren markasını oluşturmanın yollarını bu kanalda arıyor.

Tabii, işveren markası oluşturulmak istendiği için oluşturulabilecek basitlikte değil. Sağlam temeller ve gerçekler gerektiriyor. Çalışanlar iç müşteriler ve marka elçileri olarak görülmeli, çünkü; tüm markayı kulaktan kulağa referans ile oluşturacak ve büyütecek en büyük güç onlardır.

Bu durumda çalışanlar ve yöneticiler arasındaki ilişkiye yoğunlaşmak gerekiyor. Kurulacak ilişkinin temelinde arayacağımız noktalar var. Nilsen Altıntaş "Tango iki kişiyle yapılır" konuşmasında bu ilişkinin sırrının;tutku, sevgi, hırs ve adanmışlıktan geçtiğini belirtti.

Çalışanlarla ortak amaçlar ve değerlerde buluşmalı, onlarla geleceği kurmalı, hikayemize inançla bağlanmalı ve güven çatısı altında birleşmeliyiz. Bu durumda işveren markası oluşumunda çalışanların faydası maksimize olacaktır. Yapılan işle duyulan gururun azaldığı günümüzde, çalışanlar değer kattığını hissederse, duyduğu gururun ışığını çok daha fazlasına ulaştıracaktır.

 Marka yönetiminde başarılı olmanın sırrının geçtiği önemli noktalardan biri ise; görünür olmakta. 

http://www.youtube.com/watch?v=rwDbOmPQNx0Sosyal medyanın beraberinde getirdiği hızlı içerik tüketimi videodaki gibi anlık görünür olma çabası içerisindekileri çoğaltsa da, yetenek; görünür olmakla birlikte hatırda kalacak kaliteli içerik üretmektedir. Nokta atışlarla bir anda gündeme gelebilir, like alabilir, tt olabilirsiniz. Kültüre yerleşen tüm artı değerler gönüllü aracılar sayesinde hep gündemde kalacaktır. Buradaki anahtar kavram ise; kültür. İş güvenliğiyle ilgili en iyi uygulamayı kağıt üzerinde siz yapabilirsiniz ama, kültürle birlikte uygulamada görünmedikten sonra bunun bir önemi kalmayacaktır.

Sağlam duygularla oluşmuş bir şirket kültürü işveren markası olarak geri dönecektir. Çalışanlar kurum kültürünü ne kadar benimserse "marka elçiliği" tavırları o kadar kurumların yararına olur.

Yeteneğin bize geldiği değil, bizim yeteneğe koştuğumuz dönemdeyiz.Bu durum rekabeti doğurmaktadır. Yarışta işveren markasıyla ön sıraya geçmek mümkün olabilir. Özellikle pasif adaylar konusunda işveren markası önemini arttıracaktır. Çalışanların %80'i iş aramıyor olsa da, bunun %60'ı yeni iş fırsatlarına açıktır. Pasif adayların ilgili kalmasını sağlamak, ileride çıkacak potansiyel fırsatlarda önemini gösterecektir. Ne kadar popülersen, yetenekleri o ölçüde çekersin!

Tüketicininde, çalışanında insan olduğunu unutmamak gerek. Her ne kadar dijital çağda olsak da, duygularımız bizim için önemli. Özellikle içinde bulunduğumuz toplumda vefanın her zaman var olduğunu düşünüyorum. Karşılıklı adanmışlık, karşılıklı vefa noktasına ulaşmak için; dokunun , hissettririn, iz bırakın. 


Çalışanlar değişiyor, koşullar değişiyor, dünya değişiyor... İnsan kaynaklarına bu değişimin yöneticisi olmak düşüyor. Dijitalleşmede yerel anlamda benchmark yok. Bu yüzden değişimi, işi iyi anlamalı ve dünyayı takip etmeliyiz.



                         #dijitalik / #digitalhr

# Duygularla yönetmek istiyorsak; plazalardan kurtul, çeşitliliği kucakla, yeni kuşağı anla, bireysel özgürlüğe saygı duy,dinle!

# Marka; siz olmadığınızda insanların hakkınızda söyledikleridir. Dijital ortamda olmak istemesinizde hakkınızda konuşanların olacağını unutmayın!

# Günde 150(!) kez telefonumuzu kontrol ediyoruz. "Telefonumu kaybedeceğime alyansımı/cüzdanımı kaybederim." diyenlerin oranı gün geçtikçe artıyor.

# Karşılıklı güven ve saygı ortamında; gerçekçi,tutarlı,beklentileri iyi yöneten sosyal bir sözleşme ile çalışana yönelmeli/dokunmalı.

# En iyi olabilmek için; çalışanlar misyonu benimsemeli, değer yarattığına inanmalı,ortak değerlerde kendi varlık nedenini bulmalı, dürüst iletişim ortamı kurulmalıdır.

# Y kuşağı olarak öğrenmeyi kendimiz üstlendik, yasakları sevmeyiz. İnternetin yavaşlaması bile süreci aksatıyor.

# İK'cıların en önemli görevi; kültür bakanlığıdır. En mutlu İK'cı ise bu görevi yerine getirebileceği yerde çalışan.

# Teknoljiyi çok çabuk kabul edebiliyoruz, sorunu içerikte yaşıyoruz.

# Her 3 dakikada bir Facebook'u kontrol etme ihtiyacı duyuyoruz. Bu da İnternet bağımlılığı bozukluğunu (IAD) ortaya çıkartıyor.

# Mükemmel işyeri olabilmek için çalışanların sizi "mükemmel" olarak nitelendirmesi gerekiyor. Sizlerin jürisi çalışanlardır!

# Güvenirsek mutlu oluyoruz. İşveren markası güven temeli üzerine kurulmalı.

Teşekkür; Böyle bir ortamda bulunmanın mutluluğunu davetiyle bir kez daha yaşattığı için Müge Ateş'e, samimi sunumu ve bloggerlerın varlığını programda hissettirdiği için Fatoş Karahasan'a, bütüne ulaşmak için parçaları bulmamızı sağlayan tüm konuşmacılara ve organizasyonda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.














29 Kasım 2014 Cumartesi

Kariyer 2.0 - Değişen İş Dünyasında Başarılı Bir Kariyerin Yeni Yolları


15 Nisan 2012 'de
"Kariyer 2.0 yazım süreci Twitter'dan da takip edilebilecek ilk Türkçe iş kitabı olacak."
tweetiyle ekranımıza düştü Kariyer 2.0 . Bu ay itibariylede elimize ulaştı. Gelişimine şahit olduğumuz, gözümüzün önünde büyüyen bu kitabı hevesle okudum.



 Yazarı; Cengiz Çatalkaya
Yayıncısı; Optimist Yayınları
Ana Başlığı; DEĞİŞEN İŞ DÜNYASINDA BAŞARILI BİR KARİYERİN YENİ YOLLARI


Hedef kitlesi geniş olan bu kitabı kimler okumalı?
  • Yolun başındakiler ( Öğrenciler, Yeni mezunlar)
  • Yola çıkmış ama rotasından habersiz olanlar/ rotasını değiştirmek isteyenler ( Kariyerinde bir sonraki adımı bilmeyen çalışanlar, gidişattan memnun olmayıp değişime gidenler)
  • Ben yeterince yol aldım deyip "DEĞİŞİM" e karşı sabit kalanlar. (Kariyerinde belirli tatmin noktasına gelmiş, aklı eskide kalmış profesyoneller)
  • Kariyer hedefi olan tüm sosyal medya kullanıcıları ki; 
"Türkiye'de sosyal medya kullanıcı sayısı;
Facebook: 34 milyon
Twitter: 11 milyon
Linkedin: 3.7 milyon..."
Kitle büyük! Peki ya  "Farkındalık" ?

Değişime dahil olabilmek için ilk önce farkında olmak gerekiyor. Kariyer 2.0 farkındalık derecenizi yükseltecek bir kitap. Facebook'u kullanmak kolay olabilir ama Facebook'u kariyeriniz için doğru kullanabilmenin haritasını veriyor Cengiz Çatalkaya. Yürümek isteyene!

                                                                                                                                      
Ayrıca;

#Üniversite öğrencileri kariyerlerini nasıl yönetmeli?
#CV'niz 6 saniye 4 dakika mı?
#Dijital ve interaktif CV nasıl hazırlanır?
#Sosyal medya profilinizi nasıl yöneteceksiniz?
#Kariyer sitesinden iş ararken nelere dikkat etmeli?
#Networking'in incelikleri
#Linkedin- İş ve kariyer ağı
#Kariyeriniz için Twitter kullanmanın püf noktaları
#Facebook kullanarak nasıl iş bulursunuz?
#Blog yazmanın kariyerinize faydası var mı?
#Verimli mülakatın püf noktaları
#Nasıl bir şirkette çalışmalısınız?
#İşten ayrılma adabı
#Kariyer öyküleri

gibi soruları barından geniş bir içeriğe sahip, herkesin elinin altında bulunması gereken değerli bir kitap.
 
Web 2.0 teknolojisiyle birlikte hayatımıza giren sosyal medyanın kariyerimize etkisinin boyutunu görmeye hazırsanız buyurun;

D&R, Kitapyurdu, İdefix, babil.com

Cengiz Çatalkaya'ya bu güzel kitap ve paylaşım için teşekkür ediyorum.

Herkese iyi yolculuklar. :) 



 





8 Kasım 2014 Cumartesi

İK Yolcusu 22. PERYÖN İnsan Yönetimi Kongresi'ndeydi!

                                      

Dolu dolu geçen iki günü geride bıraktık. 22. PERYÖN İnsan Yönetimi Kongresi 04-05 Kasım tarihlerinde Lütfi Kırdar Kültür ve Kongre Merkezi'nde gerçekleşti.

Kongre programında; Ana oturumlar dışında 29 paralel oturum, 6 beslenme çantası oturumu vardı. Birbirinden değerli konuşmacıların yer aldığı oturumlardan bizde payımıza düşeni aldık, kesemizi doldurduk. Kongre sonunda; yeni kararlar, yeni heyecanlar... Evet, kongreler beni motive ediyor ve enerji dolu oluyorum. :)

Katıldığım kongreler içinde en hareketli geçirdiğim kongreydi diyebilirim. Paralel oturumların çoğu ana oturum modundaydı. Hangisini seçsem, aklım diğerinde kaldı. Neyse ki bu durumda bloggerlar sayesinde katılamadığım oturumlardan haberdar oldum.

Bir oturum vardı ki; iyiki buradayım dedirten cinstendi. Kesinlikle kongrenin, benim için, zirve oturumuydu. Elif Duru Gönen moderatörlüğünde, Ümmiye Koçak'ın katılımıyla gerçekleşen; "Fark Yaratanlar! Yoktan Var Edenler!" oturumu tüm katılanları sarsacak, kendine getirecek, uykudan uyandıracak etkideydi.

Ümmiye Teyze (Teyze hitabını sorun yapmayacak enerjiyi yakaladığımdan böyle yazıyorum.) öylesine güzel dersler verdiki, tüm kapılarını kapalı tutan kişiler bile, en saf halleriye "Hoşgeldin" dedi ondan gelenlere.

Yaşanmışlık! Sözün özü...

Bu yaşanmışlık öyle bir şey ki, sadece konuşulanlarda göstermiyor kendini. Davranışlarda, insanlara olan yaklaşımlarda, bakışlarda... sonuna kadar hissettiriyor kendini.

Ümmiye teyze, sadece yaşadığı hayatı değil, algılayış biçiminden ortaya çıkardığı hayatını aktardı bizlere. Aslında hepimiz farklı boyutlarda aynı şeyleri yaşıyoruz, ama hepimiz aynı oranda algılayamıyor, aynı etkide hayatlarını sürdürüp, bu düzeyde kararlar alamıyor...

Yaşadığı/Yaşadığımız hayatı üst düzeyde algılayan Ümmiye Teyze, bizim de kapalı olan algılarımızı açmaya çalıştı. Buna izin verene ne mutlu!

Samimiyet, doğallık, saflık... aradığımız. Katılımcıları gözlemledim. Evet, bu duygulara denk geldiğimizde kendimizi buluyoruz, varlığımızı hissediyoruz. Böyle tesadüflerde haberdar olduklarımızı, tüm akışta unutmamaktır dileğim...

Anlamışsınızdır ne kadar etkilendiğimi. Bu etkiyi ne bir yazıda aktarabilirim, ne kitap yazsam yetinebilirim. Umarım herkese ulaşabilir bu enerji.

                                        
 ** Ümmiye Koçak Fark Yaratanlar Belgeselini buradan izleyebilirsiniz.

Tek tek oturum içeriklerinde neler anlatıldı paylaşmayacağım. Biz bloggerlar, güzel notlar aldık. Bu notlar bir çok yazıyı etkisi altına alacaktır ve küçük dozlar şeklinde size ulaşacaktır.

Konuşmalarda yer alan klasikler vardı; Y kuşağı, liderlik, sosyal medya, gelecek, yapay zeka, yetenek yönetimi... Önemli içeriklerinden biri kuşkusuz İş Sağlığı ve Güvenliği oturumlarında yer alan konuşmalardaydı. 4 konuşmada aynı oturum sürecindeydi. En azından 2-2 diğer paralel oturum süreçlerine dahil edilseydi daha güzel olabilirdi. Ülkemizin kanayan yarasını barındıran bu konu kongrelerde daha fazla yer almalı, daha fazla tartışılmalı, daha büyük cümleler kurulmalı...

İSG oturumlarında katıldığım, "Yeni İSG Yasasının Yasal ve İnsani Boyutu ile İşveren ve Çalışan Sorumluluğu" başlıklı oturumda takipçisi olduğum Doç. Dr. Erdem Özdemir'i dinlemek güzel oldu.

Konuşmacılardan bazıları "İnsan Yönetimi" kavramını garipsediklerini belirttiler konuşmaları sırasında. Personel yönetimi, insan kaynakları yönetimi, insan yönetimi... her zaman eleştiri bulan kavramlar olsa gerek. Yetenek yönetimi büyüyor. Hepsinin yerini alır yakın zamanda. Yinede kavramlara fazla takılmamak gerek diye düşünüyorum. Kavramların içinde üstlendiğimiz tavırlar, roller önemli olan.

"İnsan yönetilmez, yönlendirilir. Yönetilen süreçlerdir." bakış açısı yanlış olmadığı gibi, İnsan yönetimi kavramı altındaki rollerin bakış açısını etkilemesi doğru olacaktır.

Bahsetmek istediğim diğer bir konu ise; "Kişisel İş Modelleme: Kariyer ve Yetenek Yönetimi İçin Yeni Bir Yaklaşım" oturumunda uygulamalı olarak oluşturduğumuz kişisel iş modeli.
                                    

Kişisel iş modelimizi dört aşamada hazırlıyoruz;

1) Yaptığımız işin temel faaliyetlerini belirlemek,
2) En önemli müşterilerimizi belirlemek,
3) Değer önermesi ( Hitap ettiğimiz kitleye nasıl yardımcı oluyoruz?)
4) Hangi kanalları kullandığımızı belirlemek.

Kişisel iş modeli yaptığımız iş her neyse, bulunduğumuz noktayı görebilmemizi ve planlarımızı ona göre yapmamızı sağlayacak çok güzel bir metod. Bundan sonra bu dört aşamayı yaptığım işlerde inceleyeceğim.

Yukarıda klasik konulardan bahsederken, "yapay zeka" demiştim. Çok klasik bir konu olmasından ziyade fütüristik bir konu. Robotlar gelecek işimizi elimizden alacak. Bilgisayarlar herşeyi yapacak. Bize ihtiyaç kalmayacak. Ben tam anlamıyla insanın sınır dışı edileceğine inanmıyorum. En azından ülkemizde bu durumun gerçekleşmesi bir hayli zaman alır.

Günümüzde önem kazanan bir diğer konu ise; Sosyal medya. İnsan kaynaklarında süreçleri etkisi altına alan bu kanala her konuşmada, neredeyse, rastlamak mümkün.

"İK'nın yol arkadaşı; yetenek avcıları" oturumunda da sosyal medyadan bahsedildi. Sosyal medyanın karar verme sürecinde sadece bir veri olarak algılandığını, bırakılan izlerin önemli olduğunu, adayı bulmak için kullanılmasından ziyade, adayı anlamak için kullanıldığını, bu amaç doğrultusunda ön yargılardan uzaklaşmamız gerektiğini... bizzat yöneticilerden dinledik.

Yukarıda dediğim gibi her oturumdan alıntılar yapmayacağım. Benim gözümde parlayanlar içinden seçtiklerime değindim bu yazıda. İki gün süren kongrede bir çok ipucu yakaladım. Bu ipuçları doğrultusunda daha çok yazı çıkar.
                                         
İK Blog yarışmasına değinmeden olur mu? Benimde blogumla yer aldığım oylama ve seçme sonuçları ikinci günün ilk saatleri açıklandı. Finalistler banaisbul.com ile İbrahim Babadağı ve İk Amatörü blogu ile Ali Cevat Ünsal olurken, kazanan İKulis.net ile Zuhal Aslan Çiftçi oldu. Başarılarından dolayı hepsini tebrik ediyorum. Böylesine kaliteli bloggerlarla, kaliteli bir süreçte yarışmaktan dolayı mutluyum. Bakalım seneye kimlerin yüzü gülecek? :)

Kongre yazımı bitirmeden teşekkürlerim var. İlk önce bu organizasyonda emeği geçen herkese, böyle bir ortamda bulunmamı sağlayan PERYÖN Genel sekreteri Özlem Helvacı'ya, katılım sürecinde iletişimde bulunduğum Eda Dağdelen'e sonsuz teşekkürler.

Önümüzdeki yıl  PERYÖN'ün düzenleyeceği Dünya Kongresi için şimdiden geri sayım başlatabiliriz.

İyi yolculuklar. :)

                       










7 Kasım 2014 Cuma

Dijital İK Konferansı 26 Kasım’da Salt Galata’da!

Vodafone ana sponsorluğunda gerçekleşecek olan Dijital İK Konferansı’nın bu seneki teması “İşveren Markası”.  Dijitalleşme ile birlikte değişen İşveren Markası kavramından, Sosyal Medya üzerinden İşe Alım inceliklerine kadar bir çok önemli konunun vizyoner bir bakış açısı ile değerlendirileceği  konferans SALT Galata’da düzenlenecek.


Farklı sektörlerden insan kaynakları profesyonellerini bir araya getirerek iş dünyasına taze bakış açıları kazandıran Dijital İK Konferansı 26 Kasım Çarşamba günü İstanbul SALT Galata’da yapılacak. Bu yıl “İşveren Markası” teması altında gerçekleştirilecek olan konferans, İK dünyasından katılımcılarına vizyoner konu ve konuklarıyla farklı bakış açıları kazandıracak.
 Ana sponsorluğunu Vodafone’un üstlendiği konferansın diğer sponsorları TEB, Pepsico, Yıldız Holding, GfK, Markafoni, yenibiris.com, Renault, Motto 23, Sunumo, İltek ve Marjinal Porter Novelli.
Moderatörlüğünü ve açılış konuşmasını Yrd. Doç. Dr. Fatoş Karahasan’ın üstleneceği Dijital İK Konferansı’na konuşmacı olarak katılacak diğer isimler şöyle: Vodafone Türkiye Yetenek Geliştirme Direktörü Bülent Bayram, Vodafone Türkiye Kurumsal İlişkiler ve İletişim Direktörü Gizem Keçeci, TEB İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Nilsen Altıntaş, PepsiCo Türkiye Kıdemli İnsan Kaynakları Direktörü Katey Howard, TEVİTÖL öğrencisi Halil Utku Ünlü, Markafoni İK Grup Direktörü Seda Kayrak Kızıltan, Google Türkiye Pazarlama Müdürü Özgür Kirazcı, Flow Uluslararası Koçluk Okulu Akademik Direktörü Talya Vardar, isteoyun.com Direktörü Niels Van Der Linden, Linkedin Türkiye Bölge Müdürü Serden Eren, Great Place to Work Institute Almanya, Avusturya, Türkiye Yönetici Ortağı Frank Hauser.
Etkinlikte konuşmacıların yanı sıra dört panel düzenlenecek. Moderatörlüğünü Peryön Uluslararası Delegesi Yiğit Oğuz Duman’ın yapacağı “Dijitalin Amiral Gemisi Kim?” panelinin katılımcıları Hürriyet İK Direktörü ve İcra Kurulu Üyesi Tuba Köseoğlu Okçu, Accenture İK Direktörü Sure Köse ve DHL Express Türkiye İnsan Kaynakları ve Kalite Direktörü Ayla Çetinbora olacak.
“İşveren Markası Duygusuzlaşıyor mu?” konulu panelin moderatörlüğünü ise GfK Türkiye İtibar ve Çalışan Araştırmaları Danışmanı Nuran Aksu üstleniyor. Konuşmacılar arasında Akademisyen ve Danışman Prof. Dr. Türker Baş ve Alice BBDO Strateji Lideri Haluk Sicimoğlu yer alıyor.
Konferanstaki bir diğer panelin konusu ise “Sosyal Medya Mayın Tarlası mı?” olacak. Fatoş Karahasan’ın modere edeceği panele Yıldız Holding İK Grup Direktörü İdil Şeker,
Havas İstanbul Yaratıcı Direktörü Ergin Binyıldız, IBM Türkiye Kenexa İş Geliştirme ve Satış Lideri Özlem Özen ve Disturbed People Kurucusu Muhiddin Aslanbay katılacak.
“İşveren Markasının Medya Üzerindeki Yansımaları” konulu konferanstaki son panelin katılımcıları ise Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Melis Alphan, Posta gazetesi köşe yazarı Yazgülü Aldoğan, Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Özlem Yüzak ve Türkiye gazetesi köşe yazarı Fikret Çengel olacak.  
                      
Yrd. Doç. Dr. Fatoş Karahasan Dijital İK Konferansı ile ilgili olarak şunları söylüyor:  “Dijital dönüşüm, şirketlerin kültürlerini, iş süreçlerini ve performans değerlendirme yaklaşımlarını köklü bir biçimde değiştiriyor. Bu da şirketlerin toplumdaki yerlerini, mevcut ve potansiyel çalışanlarıyla kurdukları ilişkinin doğasını ve gelecek vizyonlarını etkiliyor. İnternet ve mobil teknolojiler bireylere mekan ve zamandan bağımsız çalışma gücü sunduğu için, sanayi döneminde yaratılan çalışma koşulları dramatik bir biçimde değişiyor. İletişim ağlarındaki milyarlarca insan aralıksız bir biçimde birbirleriyle haberleşiyor. İnternetin sonsuz veriler okyanusu, markaların algı çalışmalarını olduğu gibi, kurumsal itibar yönetiminin tüm kurallarınn da yeniden tanımlanması zorunlu kılıyor. Dijital İK konferansı, yeni dünya düzeninde, şirketlerin “İşveren Markasi” yönetimini güncel bir anlayışla ele alabilmesi ve başarıyla yönetebilmesi için yerli ve yabancı kuruluşların deneyimlerini ve bilgilerini paylaşmayı hedefliyor.
Konferans programına ulaşmak ve katılımcı olmak için http://www.dijital-ik.com adresi ziyaret edilebilir.
                  

15 Ekim 2014 Çarşamba

Referans Dedikleri



Dilimize Fransızca'dan geçen "Referans" kelimesinin anlamını, TDK Güncel Türkçe Sözlükte; "Tavsiye mektubu, kaynak, tavsiye" sıralamasıyla vermektedir.

Gelin görün ki bunu anlamayan kişiler azımsanamayacak ölçüde geniş bir kitleyi oluşturmaktadır.

Bir yemeği yememiş bir kişiden, o yemek hakkında gelecek tavsiyeyi ne kadar dikkate alırsınız?

Ya da bir kitap hakkında, o kitabı okumayan bir kişinin önerisi sizin için ne kadar önem arz eder?

Tavsiye, öneri sözcüklerini karşılayan referans da eğer çalışma hayatında bir insan için yapılıyorsa, ben referans veren kişinin referans verdiği kişiyle iş hayatında ki geçmişine bakarım. İki insanın kesiştiği nokta yoksa ne kadar dikkate almalı?

Hatır gönül ilişkisiyle kurulan referans bağı çok fazla, alakasız akrabalık bağı/ aile dostluğu ilişkisiyle kurulan referans bağı da fazlasıyla mevcut.Bu referans vericiler bazen öylesine baskın oluyorlar ki, insana benliğini unutturuyorlar.

 Belli bir noktada CV' mizi bir kuruma bırakalım. 
"- Merhaba, beni X Bey gönderdi / Ben X hocanın öğrencisiyim." mi?
"- Merhaba, ben Duhan.... "  ile başlayan bir başlangıç mı?
Ben ikincisini yapıyorum. Doğru mu? Yanlış mı?

Referans benim için CV' de bulunması gereken bir nokta. Deneyimlerin vardır, yaptığın projeler vardır ve bu deneyim ve projeler bağlamında referans verecek kişiler vardır. Referans mektubu geleneği devam etseydi, mektup yazmak için bir neden arayabilirdik. İletişim bilgilerini verirken neden aramayan referans vericiler kaynıyor ortalık.

Üniversitelerde " Eğer bizim kulübümüzde aktif olursanız, size iki A4 dolusu referans vereceğiz." diye dolaşanların varlığına, "Bazen referans almak için aradıklarında verdikleri ismi hatırlamıyorum ama durumu bozmamak için referans veriyorum." diyenlerin varlığına şahit oldum. Hiç hoşuma gitmiyor.

Ağızdan ağza reklam: "REFERANS"

Evet, yukarıda ilk anlam üzerinden yazdıklarım dışında birde bu nokta var. Bu referans tipi referans verilen kişi için çok gurur verici olsa gerek. Senden habersiz sendeki cevheri keşfeden kişi, başkalarınında bu cevheri görmesine yardımcı olabilir. Tabii böyle bir referansa sahip olabilmek ve reklam edilebilmek için bir cevhere sahipsen.  Öyle dıdımın dıdısı gönderdi demekle reklam edilecek kalitede olduğunu sanmasın kimse.

Sözün özü; referansın gerçek anlamı var, uygulama anlamı var. Uygulama anlamında daha çok "Torpil" e dönüşüyor.Torpilin ilk anlamı 'yanıcı ve patlayıcı bir madde', sonraki anlamlarından biri ise 'kayırma işi'.
Kayıracağım ve kayrılacağım derken ilk anlam üzerinizde vuku bulmasın, dikkat edin.

Son olarak önünüzde saygıyla "Reverans" ederek, size bir şarkıyla veda ediyorum.



Önüne gelene eğilip reverans
Bende karşılığı ağır feveran
Üzerim seni çocuk
Bakmam gözyaşına
Döner bumerang
Al sana "REFERANS".



11 Ekim 2014 Cumartesi

Bu Blog PERYÖN İK Blog Yarışmasında Yarışıyor

PERYÖN İk Blog ödülleri için oylama dün itibariyle başladı!

peryonikblogyarısması
Birbirinden değerli isimler ve bloglarının yarıştığı yarışmada bu sene bende varım.

Merakla beklediğimiz sonuca giden bir sürece giriyoruz. İstediğimiz sonuca ulaşmak için ilerlediğimiz yolda siz okuyucularımızın desteğine ihtiyacımız var şimdi.

Eğer sizde bu heyecanlı süreçte benim yanımda yer almak istiyorsanız oylarınızı bekliyorum. 

Oylama için; PERYÖN İk Blog Ödülleri 2014 linkini kullanarak 6. sırada bulunan İK Yolcusu'na yol arkadaşlığı edebilirsiniz.

Oylamada yer alan 26 içerik üreticisine oylama sürecinde başarılar diliyorum. 

Destekleriniz için şimdiden teşekkürler.

Sevgiyle kalın. : ) 

25 Ağustos 2014 Pazartesi

'RUH' unla Düşün!

 


Okumak için elime adığım bir kitabı hissederek, yaşayarak, cümleler arasında  düşünerek, yüreğimde ona yer açarak okumak isterim. Yüreğimde hissedemediğim bir kitabın elimde okuma süresi ya uzar, ya da okuma listemde hep bir sonraya ertelenir.

'RUH'unla Düşün kitabı hazır olanlar için bir çırpıda okunabilecek bir kitapken, benim için okuması biraz zaman aldı.

Hazır değildim; çünkü, sözde aklımla perdede gösterilenlere o kadar yoğunlaşmışım ki yüreğimle perde arkasını düşünemez olmuşum. Bunun için zamana ihtiyacım vardı. O zamanın gelmesiyle bir çırpıda okudum. Hissederek ve anlayarak!

Yani ilk önce yüreğinizin kapılarını açmanız gerekiyor, okuduğunuzdan verim alabilmek için...

Kitabın dili benim gibi Liderlik Ruhu blogu takipçileri için yabancı değil. Kitap isimsiz bir şekilde önüme gelseydi ve okusaydım, altında Banu Çakar imzası olduğunu anlardım. Bir yazar için yazdıklarının karakteri olması ve onunla bütünleşmesi ne kadar güzel.

Ruhsal zeka olgusunu ele alan sayılı eserlerden bir olan; 'RUH'unla Düşün, klasik bir kişisel gelişim kitabı olmadığı gibi, klasik bir liderlik kitabı da değil. Yazar Lider olmamız için 10 maddeyi sıralamıyor. Başarılı olabilmek için 20 maddelik bir reçetede vermiyor elimize. Amacı, bizde olanın farkına varmamız! Yaşadıklarımızın perde arkasında var olanları anlayabilmemiz için sesleniyor kitap; 'RUH' unla Düşün!

Banu Çakar aktarmak istediklerine o kadar hakimki bu durum bize samimi bir dille kendini hissettiriyor. Tek pencereden bakılarak yazılmış bir kitap değil. Toz pembe dünyaların pembe sorunlarıyla baş etmek için kurulan cümlelerden ötesi; 'AMA' larımızın cevabını, düşüncelerimizin haklılığıyla, bir sonraki paragrafta bulabilmemiz... Bence kitabın yazılış sisteminde en güzeli bu durum. 'AMA' larımızın havada kalmaması, kitabı daha gerçekçi kılıyor.

Kitap içinde yer alan alıntılar ise özenle yerleştirilmiş. Eğretilik yapmadan işin ahengini arttırıyorlar.

Elinizde bir kalemle, hatta birde defterle kitabı okumanızı tavsiye ederim. Altını çizeceğiniz, defterinize kaydetmek isteyeceğiniz çok şey olacak. Arada bir hatırlamak istediğinizde bu durum size kolaylık sağlayacaktır.

Ben kitaptan alıntı yapmayacağım. Yaptığım bir alıntıyla kitabın etkisini size anlatamam, sayfalara haksızlık olur. Okuduğunuzda kaybedeceğiniz birşey olmayacağı gibi, kazanacaklarınız sizin ruh'unuz kadar. Okurken eksilere düşmezsiniz, nötr kalmak ya da artılarını hanenize yazmak sizin elinizde...

Kapitalist dünya düzeninde ruhsal boyutta düşünmek kolay birşey değil; ama kitap " Kolay olduğunu kim söyledi?" mesajını çok güzel veriyor.

Kitap sizin duygularınızda ve yaşantınızda bir değişim vaat ediyor mu?

Banu Çakar, "Siz bileceksiniz?" diyor.

Beni nasıl etkilediğine gelecek olursak; "Şimdi daha iyiyim."

Kitabı temin etmek için; DR, Kitapyurdu, İdefix, Babil .




11 Temmuz 2014 Cuma

Facebook Yüzünden İşinden Olanlar





Sosyal medyanın  insan kaynakları süreçlerini etkilemesi belirli bir süredir gündem konusu. Sosyal cv, sosyal işe alım gibi yeni kavramlar doğuyor.Kurumlar açısından kurumsal sosyal medya politikaları, bireyler açısından otokontrol sisteminin geliştirilmesi sosyal medya kullanımı için önlem alıcı adımlar olarak kabul edilebilir. Sosyal işe alımın etik boyutu tartışmaya fazlasıyla açık bir konu olsa da, uygun olarak sosyal medyadan yararlanılan işe alımlar, hem adaylar hem de kurumlar açısından karlı bir hal alabilir.

Sosyal medya işe alımı etkilediği gibi çalışanların işten çıkarılmasını da etkilemektedir. İş hukukunun temel ilkelerini koruma amacıyla sosyal medyanın işten çıkarmalara olan etkisini destekliyorum. Bu durumunda etik boyutları esnektir. Düşünce özgürlüğü, özel hayat vb. durumlar da korunması gereken haklar arasındadır. Bazen bu haklar gözardı ediliyor.İş etiği, sosyal medya konusunda korunması gereken önemli bir konu. Kurum kültürü adı altında yöneticinin dünya görüşü yer alıyorsa sosyal medyanın insan kaynaklarına etkisi etiklik den uzaklaşıyor.

Sosyal medya sayesinde hepimiz sahnedeyiz ve yaptıklarımız göz önünde. Herkesle aynı olmadığımız gibi yöneticilerimizle de aynı olmayabiliyoruz. Bu aynı olmama hali sahnede göründüğümüz gibi sahneden indirilmemize  sebep olduğu zaman işler karışıyor.

Durum böyleyken 10.07.2014 tarihinde  radikal.com İnternet sitesinde bir galeri yayımlandı. Galerinin içeriğinde Facebook yüzünden işinden olan 17 kişi yer alıyordu. Bunlardan doğru bulduklarım olsa da yanlış bulduğum ve desteklemediğim işten çıkarmalar yok değil. 17 olaydan bazılarına göz atacak olursak;

İlk olarak bahşiş olarak sahte para veren müşterileri facebook üzerinden aşağılayan garsonun işten çıkartıldığı bilgisi verilmişti. Bir söz vardır "müşteri her zaman haklıdır." Müşterinin haklı olması ne yaparsa yapsın doğru olduğu anlamına gelmez ama "sabır" böyle işlerin temeli olmalıdır. Belki, müşteri gerçekten  eleştiriyi hak eden bir davranış sergiledi ama eleştiriyi sosyal medyada aşağılama boyutunda yapmak da etiklikten uzaktır. Hiç bir mekan sahibi müşterinin arkasından konuşan birisiyle çalışmak istemez.



Bir başka durumda ise; bir parti sabahı arkadaşlarından birisinin vücuduna bazı simgeler çizdiği ve uyurken çekilmiş bir fotoğrafını Facebook'ta paylaştığı için işinden olan bir çalışandan bahsedilmişti. İşte burada kilit nokta olan özel hayat devreye giriyor. Bu kişi iş yerinde çalışma arkadaşlarını boyayıp, işte uyurken fotoğraf çekilmedi ise bu davranışları özel hayatında sergilemesi nasıl bir sorun ortaya çıkartabilir?  Katıldığı partiler işini aksatmasına neden oluyorsa o farklı bir konu oluşturuyor. İşe alım sırasında bu fotoğraflar görülseydi, kurum kültürü ya da patronun dünya görüşü kılıfına sokularak işe alım gerçekleşmeyebilirdi ama bu aşama da işten çıkarmaya sebep olması ne kadar doğru, tartışılır.Bu olayda devreye girmesi gereken kavram ise; "saygı" dır.


Bir hastane çalışanının hasta yataklarında "planking" yapıp çekildiği fotoğrafı facebookta paylaşması iş etiğine ters bir durumdur, fikrimce. Bu durumun bir disiplin konusu haline gelip, işten çıkarmayla sonuçlanması normal karşılanabilir.

Bir diğer olay; çalıştığı takımın transferleri hakkında yorum yapan maskotun işten çıkartılması. Eleştiriye tahammülsüzlük, sürekli şakşakçıları zirveye çıkarmak ne kadar başarıya götürür merak ediyorum. Ayrıca eleştiriyi yapan kilit bir pozisyon değil. Pozisyon küçümsemek gibi bir amacım yok. Kostümü çıkarınca bir taraftar olan bir çalışanın fikirleri saygıyla karşılanmalıdır. Neticesinde bir siyasi partinin dava ruhuna aykırı davranan bir üyesinden bahsetmiyoruz! Eleştiri güzel şeydir!

Galeride yer alan işten çıkarma durumlarından diğeri; çalıştığı havayolu şirketinin eksiklerini, rakipleri karşısında ve müşterinin gözünde değer kaybedeceği şekilde Facebook'ta ifşa eden çalışanın işten çıkarılmasıdır. Bu olay iş hukukunun temel ilkelerine aykırı bir durumdur. Ortada bir usulsüzlük varsa, bu usulsüzlükleri ortaya çıkarma yeri Facebook değildir. Hukuki yollardan işten ayrılarak, yine hukuki yollara başvurup şirketin denetime tabii tutulmasını sağlama yolu daha etik olacaktır.


Günümüzde öğretmen - öğrenci ilişkileri daha samimi bir hal aldı. Öğretmenlerimizi sosyal medya hesaplarından eklememiz, onlarla iletişim kurmamız doğal bir durum. Fakat bir öğretmenin, öğrencisinin fotoğrafına "bu çok seksi bir poz" gibi yorum yapması eğreti bir durumdur ve tepki çekecektir. Ama öğretmenin içki kadehli bir pozu ne kadar sorun teşkil eder, tartışılır. Bir ilkokul öğretmeniyle, lise öğretmeni olmak öğrenciler arasında fark yaratacaktır. Bu fark bu durumu değerlendirme konusunda da farklılıklar doğurabilmektedir.

Yine başka bir olay; Facebook'ta çok takıldığı için işten ayrılması istenilen rahibenin başına gelmiş. Artık sosyal medyada bulunma süresi ortada ve bu durum normal sayılmaya başlandı. Eğer bir çalışanın sosyal medyada bulunduğu süre işini aksatmasına sebep olmuyorsa bu durumun işten çıkarmayla sonuçlanması doğru kabul edilmeyebilir.



Son olarak; migreni olduğunu söyleyip evde Facebook'a giren kadının işten çıkarılması durumu yer alıyor. Migren ağrısı yaşayanlar bilir. Migreni bir insanı çalışamayacak duruma getiriyorsa, Facebook'a girebilecek enerji bırakmaz. Hasta olduğu için işten izin alan ama sosyal medyada gezdiği yerlerde çekildiği fotoğrafları paylaşan adayın işten çıkartılması durumu da aynıdır.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanmıyor artık, yalancının mumu sosyal medya hesaplarına bakılana kadar yanıyor. Bunu unutmamak gerekir. Sabır, saygı, etik ve daha bir çok kavramı benliğimizde barındırarak sosyal medyada hareket edersek böyle durumlarla karşılaşmayız belki. Tabii çok taraflı bir alan iş dünyası, ama bizim görevimiz bize düşeni elimizden geldiği kadarıyla en güzel şekilde yapmaktır.  








15 Haziran 2014 Pazar

İstihdam Fuarlarındaki Amaç Çatışması; Bireysel ve Kurumsal Amaçların Uyuşmazlığı


Yoğun geçen bir sürecin ardından artık mezunum. Yoğunluktan fırsat bulup değerlendiremediğim bir konu hakkında söyleyeceklerim var bu yazımda; İstihdam Fuarları

İş arama sürecine girdiğimden, amaçlarımı belirleyerek mayıs ayında soluğu istihdam fuarlarında aldım.


 Benim fuarlara katılma amacım;
  • Yakın çevremde bulunan firmalara birebir ulaşıp, CV'mi elden teslim etmek,
  • Meslekten kişiler ile tanışıp bağlantı kurmak,
  • Düzenlenen programlara katılıp hazinemi geliştirmek.
Bu amaçları benimseyerek uğradığım duraklarda, amaçlarıma ulaşıp ulaşamadığımı yazının sonunda anlayacaksınız.
                                                      
Katıldığım ilk fuar Kocaeli'nde  bu yıl üçüncüsü düzenlenen DOMİF'ti. İlk olarak geçtiğimiz yıl katılmıştım. İstihdam fuarları hakkındaki bilgisizliğimden, gerekli hazırlığı yapamamıştım ama bu sene fuarda deneyimli olarak bulundum. Geçen sene katıldığımda tek amacım vardı, fuardan çıkarken de amacıma ulaştığımı düşünüyordum. Amacma ulaşamadığımı daha sonra öğrendiysemde o konuya girmeyeceğim. Farkında olmadığım gerçekleri farkettim en azından...

Bu yıla gelecek olursam, fuara katılmadan önce katılımcı firmaları inceledim. Geçen yıl katılıp, bu yıl fuarda yer almayan firmaları gördüm. Belki de dürüst davranmayı hedeflemişlerdi bu sefer, takdir ettim. Firmaları inceledikten sonra dağıtacağım kadar CV'mi hazırlayıp yola koyuldum.

İlk amacım olan CV dağıtmayla başlayayım konuya. CV; firmaların elinde benden kalacak maddi bir boyut benim için, işin gerekliliğide diyebiliriz. Öyle ki bazı firmalar için çok da önemli değil. Özgeçmişi reddeden bu firmaların özgelecek beklentisi içinde olduğunu sakın düşünmeyin. İstedikleri iş başvuru formundan başka bir şey değil. Yani onlar senin hakkında ne öğrenmek istiyorsa o sınırlarda yaşamalısın. Bence de CV toplanmamalı ama form toplamak da tek amaç olmamalı. Gelişen ve değişen İK'da, İK'nın sosyalleşmesiyle birlikte yetenekli adayların mail adreslerini toplamak amaç olabilir mesela. İncelenmeyen özgeçmişten daha değerlidir belki.

Meslekten kişilere ulaşmak konusunda ise, pazarlamacı olmak isteyenlerin amacının bu olabileceğini söyleyebilirim. Firma stantlarında bulunan kişilerin çoğunlukla İk'cı olması gereken fuarda pazarlamacılar çoğunluktaydı. Ürünlerini tanıtan firmalarla dahi karşılaştım. Stanlarda bulunan insan kaynakları çalışanları ise çokda fazla oralı değillerdi. "Yönetim istedi geldik." modu samimiyetten uzaklaştırıyordu ortamı. Bir grubun iki firması için bulunan  kişilerin " Niye geldiniz ki, başımıza iş çıkartıyorsunuz, ne söyleyecekseniz söyleyin gidin." tavrı ise fuarın özeti niteliğindeydi. Firmaların piyasa büyüklüğünün getirdiği egoyu çalışanların taşımasını anlamıyorum. Duyduğu gururu anlasam da, ego pek güzel durmuyor. Neticede hepimiz dünyada küçük birer noktayız...

Tabii, İk'cı olup gayet hoş sohbet kişiler de bulunmuyor değildi. Bir CV, iki sohbetten sonra, "hadi bağlantı kuralım" aşamasında; LinkedIn kullanıp kullanmadıklarını sorduğumda, " Link mi, o ne? Fabrikanın linkinden başka bir şey yok." cevabı hüsran yarattı. Bir de sanki yasadışı bir şey soruyormuşum gibi," yok, yok, yok, o ne, bilmiyorum, kullanmıyorum." cevapları başka bir boyutuydu olayın. Beni asıl şaşırtan, bu cevapları verenlerin genç olmalarıydı.

Bizim buralara ne Y kuşağı uğramış, ne insan kaynakları yönetimi, sosyalleşen ik bir kenarda kalsın...

Konuşmalar kısmına gelince gerçek anlamda uygun isimler ve konular vardı. Ben sadece Selin Yetimoğlu'nun konuşmasında dinleyici olarak bulunabildim. Kendisiyle tanışmak benim için fuarın en büyük artısıydı.

Selin Yetimoğlu'nun yeni mezunlara yol gösteren ve sosyal medya'nın insan kaynaklarına etkisinden bahsettiği sunumun bir benzerine <link> aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Konuşmalar için söyleyebileceğim; daha fazla temelleştirilmesi ve katılımcı çekmesi için öneminin vurgulandığı tanıtımların iyi yapılması gerektiğidir.

Bir sonraki hafta ise SAGİF'e katıldım. Son gün katılabildiğim fuarda durumlar çokda farklı değildi. Çoğu firma katılım azlığından şikayet ederek son gün stant açmamıştı. Reklamının bu kadar az yapıldığı, amacının ne olduğu anlaşılmayan fuarlara katılımın az olması doğal karşılanmalı. SAGİF Sakarya Üniversitesi'nde bu yıl ilk kez düzenlendi, hataları belki düzelebilir. Peki, Domif seneye ne olacak? Marka tanıtım fuarı olsun mu?

Sözün özü; fuarlar öncesinde firmalarla birlikte amaçlar belirlenmeli. Bu amaçlar doğrultusunda, gerçekten yüreğiyle orada olacak firmalar orada olmalı. Yoksa liselerden otobüslerle taşınan öğrenciler, "oğlum için form alabilir miyim?" diyen teyzelerle istihdam fuarları amacına ulaşmaz. Yetenekli adayların firmalarla, firmaların aradıkları adaylarla buluşmalarını sağlayan insan kaynakları fuarları amaçlar doğrultusunda oluşacaktır.

Bireysel kariyer planlarımı, firmaların insan kaynakları planlarıyla eşleştirmeye çalıştığım bugünlerde, önümüzdeki sene fuarlara katılmayı düşünmüyorum.

Mayıs ayı sonunda katıldığım her sene daha da güzelleşen kitap fuarı hariç. En azından kazancım; kitaplarım. :)


30 Mayıs 2014 Cuma

CV'ye Yazmadıktan Sonra Ne Önemi Var?


                                 

Yakın olarak tanıdıklarım, simaen tanıdıklarım, sosyal ağlar sayesinde tanıdıklarım... O ya da bu şekilde yollarımızın kesiştiği, mesleki anlamda gelişimlerini düşünen güzel insanlar...

Güzel bir seslenişin başlangıcı oldu hitap kitlemi belirttiğim giriş cümlem.

Evet bu bir sesleniş. Şahsıma en çok sorduğunuz bir soruya toplu cevap olarak görelim.

Yolun başında olan bana, kariyerini düşünen bir kişinin bile soru sorması; onur ve mutluluk veriyor. Her soruyu cevaplayacak ya da herkesi yönlendirecek donanıma sahip değilim. Neticesinde ben bir yolcuyum ve yolumun henüz ilk duraklarında soluk alıyorum.

Bana en çok yöneltilen soruya gelecek olursam; "Önereceğin sertifika programları var mı?"

                                                  


Önereceğim kitabı, takip edebileceği bir uzmanı ya da benim yaptığım herhangi bir şeyi soran çok az. Kitap okumak emek ister. İşin uzmanını takip etmek süreklilik, süreklilik ise yine emek ister. Benim yaptıklarım/yapmaya çalıştıklarım/ yapacaklarım da emek ister. Sertifika programı ise; zaman ve biraz para kaynağı, bir parça ulaşım çabası, belirli süreli oturma eylemi ve sonunda genelde unutulan bilgilerden oluşur. 

Sertifika programlarını beğenmiyor muyum? Asla öyle anlaşılmasın! Ben bu soruyu bana soranların amacı olan kağıt parçasını beğenmiyorum. 

Günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay. Uzmanlara ulaşmak da çok kolay. Sosyal medya olmasaydı uzmanlarla nasıl iletişim kurardım, düşünemiyorum. Aslında o sertifika programlarında eğitim veren çoğu kişiye, hatta bilgi paylaşımını daha olanaklı kılan uzmanlara bu kanallardan ulaşabiliriz. Yani kaynağın çok olduğu bu ortamda bilgiye ulaşmak için, biraz emek ve gönülden istemek gerekiyor. 
Sertifika programları uzmanlara ulaşmaktan daha mı cazip geliyor hala?

Asıl istediğinizi biliyorum ve anlıyorum. Amaç; CV' ye yazılmaya layık, göze gelen bir program ismi ve onu veren kurumun büyük harflerle yazılmış markası, değil mi?

Mülakatlarda CV'ye yazdığımız kadardan az olmak var, bir de yazmadığından fazlası olmak...

Evet, belki okuduğumuz kitabı CV'mize yazmayacağız. Bir uzmandan öğrendiğimiz bilginin değeri CV'mizde yer almayacak. Bizim yaptığımız, bir kurumun bizim için düzenlediğinden fazlası olamayacak belki. Ama CV'de yazdığımızdan daha fazlası olabileceğimiz gerçeği çok daha cazip olsa gerek.

Şimdi beni daha iyi anladığınızı düşünüyorum. 

Eğitimlere katılacağız, sertifikalı ya da sertifikasız bize yararlı her programı takip edeceğiz. Ama önceliğimiz bir kağıt parçasını, bir kağıt parçasına eklemek olmayacak. Seçtiğimiz bu programları da, sadece bilgi vermekten ziyade, ilham vermeyi öncelik haline getiren programlardan oluşturacağız. İlham alalım ki, program sonunda unutmayacağımız ve unutulmayacak işler ortaya çıkaralım. Bizim yaptıklarımız çok değerli, bunu unutmayalım!

Benden "önerebileceğim sertifika programı" istediniz ben size bu satırları verdim. Cevabımdan sonra tek amacınız bir kağıt parçası değilse, size bir önerim olacak;
                                 
                                                          Webinar 2

Kaynağım İnsan blog yazarı; İpek Aral'ın büyük hizmeti olan "Webinar"ları kesinlikle kaçırmayın. Sonunda verilen bir sertifika olmasa da, İnsan kaynakları alanına gönül vermiş herkesin, mesleğin duayeni bir isimden öğreneceği çok şeyin olduğuna inanıyorum.

Biraz emek vererek <linkteki> yönlendirme sayesinde bu hizmetten haberdar olabilirsiniz. Evimizin konforunda bize böyle bir iyilik yaptığı için İpek Aral'a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

"CV'me yazmadıktan sonra ne önemi var?" demeden değer kazandığımız günlerimiz olsun. :) 








14 Mayıs 2014 Çarşamba

Bugün Yasımız Vardı!

Bugün yasımız vardı. Kiminin gözünden inen, kiminin içini delen yaşımız vardı.

Acımız sayının büyüklüğünden dolayı değildi büyük. Gözümüzün körlüğünden, bir annenin çığlığından, bir çocuğun umutsuzluğundan, bir kadının dilinden dökülenden sebep büyüktü...
                                    
                                        
Çıkardıklarına kara elmas denilmişti ama gözünden akan yaşa bir değer verilmemişti.

15 yaşında kapkara derinliklerde kaybolacak yaşamlar varmış bu topraklarda. "Senin orada ne işin vardı?" demenin anlamsızlığı, "seni buna kim mecbur bıraktı?" demenin gerçekliğinden çok büyüktü.

2011'de bulunamamış 9 can üzmüştü bizi.
2012'de 81 kez yanmıştı canımız.
2013 Ocak'ta 8 yaşamla birlikte sönmüştük günübirlik.
"2014 yakma canımızı" dedik, büyük yaktı.
245 belkide daha fazlası acıttı canımızı.
245 baba, 245 koca, 245 evlat... 245 can!

Bugün üzgünüz, yarın da yastayız.
Diğer gün "Hayat devam ediyor" diyeceğiz.
Utanıyorum!
2015 canımızı yakana kadar uyuyacağımız uykudan dolayı utanıyorum!

Ne kader, ne kaza... Uykudan uyandırılmak isteniyoruz her sene sadece, uyanmamak için inat ediyoruz.

Bu sefer uyanma zamanı gelmedi mi?

İşçi hakları korunmadığı ölçüde dezavantajlı bir gruptur!
İşçinin korunması gereken en temel hakkı; yaşama hakkıdır!


                                 

6 Mayıs 2014 Salı

Sosyal Medyanın Özellikleri ve İnsan Kaynaklarına Etkileri


 Sosyal medya her alanı etkisi altına aldığı gibi çalışma hayatını da etkilemektedir. Tabii bu yeni dünyaya duvarlarını örenler, onu görmezden gelenler fazlasıyla mevcut. Bazen ben de kendime sormuyor değilim; Acaba çok mu büyütüyoruz gözümüzde diye. Sonra bu olguya yaklaşımımın büyütmek olmadığını, tam anlamıyla farkında olmak olduğunu hatırlıyorum.



Sosyal medya toplumsal hayatı etkilemiyor dersek, Arap Baharını, Wall Street’i, Gezi olaylarını görmezden gelmiş oluruz. Yönetim’i yönetişime çeviren bu olguyu, Barack Obama’nın başarısının sırrını küçümsemek ayıp olur.


Ekonomik hayata etkisine gelirsek; ortaya çıkan toplumsal olayların oluşturduğu ekonomik etkiyi, Obama’nın yaralandığına dair sahte bir tweet’in borsaya etkisini, Hatta İzlanda’nın kurtuluşuna sebep olduğu varsayımını görebiliriz.


Peki ya çalışma hayatına etkisi?

                                 

İş’in kaynağının insan olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde sosyal medyanın kaynağının da insan olduğunu söyleyebiliriz. İş’in olması için emek, emeğin olması için ise insan lazımdır. Eğer sosyal medyada da var olmak istiyorsak ilk olarak biz olmamız ve beraberinde emek vermemiz gerekir.


Sosyal medya ve iş’in ortak noktasına insan dersek, insan kaynakları süreçlerine, yönetim anlayışına sosyal medyanın etkisini öngörebiliriz.


Sosyal medyanın etkilerinden kısaca bahsettikten sonra, sosyal medyanın özellikleri ve bu özelliklerin yönetim anlayışlarında var olup olamayacağına değinmek istiyorum.


Erhan Akar Sosyal MedyaPazarlaması kitabında, sosyal medyanın özelliklerini şu şekilde sıralıyor.


·             Katılım,

·            Açıklık,

·            Karşılıklı konuşma,

·            Topluluk,

·             Bağlanmışlık/bağlantılı olma.


Sosyal medyanın katılım özelliği; geri bildirim almayı, herkesin katkı sağlamasını teşvik etmektedir. İnsan kaynaklarının gelişen süreç içerisindeki amaçlarından birisi; çalışanların katılımcı olmaları ve her çalışanın bir iş ortağı haline getirilmesi değil midir?  Katılım özelliği medya ve izleyici arasındaki çizgiyi bulanıklaştırırken, insan kaynaklarının sosyalleşmesi de şirket ve çalışan/aday arasındaki çizgiyi bulanık hale getirecektir. Görünür duvarları yıkalım, görünmeyen çizgiler bizim olsun. J


Sosyal medyanın bir diğer özelliği olan açıklık; sosyal ağların katılım ve geri bildirime açık bir yapıda olması özelliğinin tanımıdır. Bilgi paylaşımını, oylamayı ve yorum yapmayı destekler. İçerikten faydalanma ve giriş için nadiren engeller vardır. Şifre korumalı içerikler beğenilmez. Sosyal medya ile birlikte yönetim anlayışının yönetişim anlayışına dönüşmesi, şirketlerin yönetimi içinde öngörülebilir. Çalışanların motivasyonunu arttırıcı etmenlerden biri olan şeffaf yönetim, kararlara katılım, yorumlarının değerlendirilmesi; yetenek yönetimi, işveren markası ve sosyal medya kavramlarıyla birlikte gelişen bir hal alacaktır. Aynı şekilde Y kuşağının yönetimde yer almasıyla birlikte açıklık daha fazla ön plana çıkacak, yönetim ile çalışan arasında örülen engeller daha ulaşılabilir bir hal alacaktır.

 
Sosyal medyanın üçüncü özelliği olan karşılıklı konuşma; geleneksel medyanın sistemi olan “herkese yayın” ilkesi yerine sosyal medya ile birlikte daha fazla güçlenen “iki yönlü karşılıklı iletişim” ilkesinin kavramsal tanımıdır. Yönetişimler de olması gereken karşılıklı iletişim, sosyal medyanın bireylerde oluşturduğu kendini ifade etme özelliğini işletmelere taşıyacaktır. Yine Y kuşağının önemli özelliklerinden biri olan, dinlenilme ve konuşmalarının dikkate alınması ihtiyacı, sosyal medyanın karşılıklı konuşma ilkesini insan kaynakları yönetimlerinde kendisini gösterecektir.


Bir diğer sosyal medya özelliği olan topluluk; sosyal medyanın daha hızlı ve etkili iletişimi biçimlendirmede toplulukları olanaklı kılma özelliğinin sonucudur. Topluluklar, sevilen bir resim, politik bir konu ya da favori TV şovu gibi ortak ilgileri paylaşırlar. İşletmelerde ekip çalışmalarında takım olma duygusu zor yakalanan hassas noktalardan biridir. Sosyal medyanın topluluk olmayı desteklemesi, takım olmayı ve ekip çalışmasını güçlendirecektir. Aynı zamanda, sosyalleşen insan kaynakları uygulamaları çeşitli sosyal aktivite gruplarıyla şirket içi motivasyonu arttırmayı amaçlamaktadır. Bu yönden de insan kaynakları bugünü ve yarınıyla sosyal medya ile benzemektedir.


Sosyal medyanın son özelliği bağlanmışlık/bağlantılı olma; çoğu sosyal medya türünün gelişmesini destekleyen bağlanmışlık ile gelişmekte ve diğer sitelere, kaynaklara ve insanlara bağlantıları kullanmasının kavramsal tanımıdır. Küreselleşen dünyada insan kaynaklarının çerçevesi genişlemektedir ve bu durum daha geniş bir kitleye hitabı gerektirmektedir. Yetenek yönetimiyle birlikte gelişen dış kaynak kullanımı (outsourcing) bağlantılı olmayı beraberinde getirmektedir. Yine sosyal ağlar ile potansiyel çalışanlarla ve eski çalışanlarla bağların korunması işveren markasının oluşumu açısından önemli bir etmendir. Şirket içi sosyal gruplar da bağlanmayı beraberinde getirmektedir.


Sözün özü, bana göre sosyal medyanın tekniksel olarak getirdiği özellikler insan kaynaklarının gelişen süreçte içinde bulunduğu ya da hedeflediği noktanın özellikleriyle benzemektedir.


İnsan kaynaklarının sosyalleşme sürecinde en büyük destekçisi kuşkusuz sosyal medya olacaktır. Bundan dolayı ikisin bağdaşlaştığı özelliklerinin olması kaçınılmazdır. 
                            

21 Nisan 2014 Pazartesi

BEYAZ YAlaKA


Coco’nun HR Kronikleri blogunda  Beyaz Yalaka’ yazısını okuduğum gibi ekledim sepetime.  Bloggerların kitap önerilerini barındıran yazılarını dikkate alıyorum. Bir nevi referans gözüyle bakıyorum bu yazılara.  Coco’nun referansıyla alıp okuduğum bu kitap için gönül rahatlığıyla diyebilirim ki; İyi ki okumuşum!


Yazarı; Sarp Mogan. Sahne adı bu,  aramızda başka bir kimlikle dolaşan Sarp Mogan, etrafınızdaki herkesten biri olabilirim, dikkat edin diyor, hakkında kısmında. Bir sonraki kitabının esin kaynağı olmayacağımız ne malum.




Seviyorum bu dilin hakim olduğu kitapları. Mesajı hiç yormadan veriyor okuyucusuna. Eveleyip geveleyip yormuyor kimseyi.  Teorik kitaplarla boğuştuğum bu dönemde hediye gibi geldi bu kitap ve bir günde kitabın sonuna gelmiştim. Ben Coco gibi keyfini çıkara çıkara okumadım, aceleci davrandım galiba. Ne de olsa teorik dilin hakim olduğu kitaplarım beni bekliyor.


Önsöz kısmında öyle bir damardan giriyor ki sarsılıyorsunuz. Ya da beni sarstı demeliyim. Neyse ki o dramatiklik kitabın ilerleyen kısımlarında acı gerçeklere biraz eleştirel, biraz espritüel bir dille yani tam kıvamında yaklaşıyor da içinizdeki enerjiyi alıp götürmüyor.


Genç dostum diye sesleniyor okuyucusuna; “ Emin misin?” diyor.


Daha lüks bir ev, daha iyi bir araba mı senin hayalin?


Türk eğitim sistemini eleştiriyor sonra. “Hayal kurmayı engelleyen bir eğitim sistemi bizimkisi.”  diyor.

 
 
Hak veriyor insan...


Yeşil sap, kırmızı çiçek. Her şey bu kadar.


Sap mavi olursa senin gözünde, “İcat çıkarma başımıza.”,  “Eski köye yeni adet getirme.”



Bazen oluyor ki, “ bunlar çok uç örnekler” diye geçiriyorsun içinden. Cümleni tamamlamadan bir cümle sesleniyor oradan “biliyorum bunlar çok uç örnekler.”   diye. Seviyorum yazdığının farkında olan insanları. Her cümle yerinde ve zamanında giriyor devreye.


Yine de ülkemizde herkes 250 bin lira bütçe ayırarak, eğitim görmüyor. Devletten aldığı burs için ayın 7’sini bekleyen milyon genç var. Bu gençlerin hayalleri ise; memur olup ailesine destek olmak oluyor. Yani, hayallerinde lüks otomobili geç, hayali lüks gören çok genç var. Eh tabi, öğrenilmiş çaresizlik had safhada bu durumda.


Neyse, iç sesimi devam ettirmeyeceğim burada...


Sözün özü; okuyan insana çok farklı bilgiler vadeden bir kitap olmasa da, görmezden geldiğimiz bazı şeyleri çok güzel sunuyor okuyucusuna. Diyette olan bir insanın, kaçamak yaptığında ulaştığı lezzete ulaşmak istiyorsanız kesinlikle bu kitabı öneririm.


Dileklerim; Sarp Mogan’ın gerçek kimliğiyle tanışmak ve yeni kitaplarını okumak.

                  Artık Coco bir kitap yazsa da keyfimiz yerine gelse.:)


Mutlu kalın....