31 Aralık 2013 Salı

Yeni bir yıl, yeni umutlar

2013 yılının son gününden merhaba.:)

Umarım hepimizin içine sinen bir yıl olmuştur 2013.

Şahsen benim içime sindi bireysel olarak, toplumsal olarak ise "Güneşli günler göreceğiz" diyerek olumlu uğurlamak istiyorum bu yılı.

2013' e girerken hazırlanan planlarım sekteye uğramadan tamamlandı. Mutluyum! Darısı 2014 planlarımıza.

2014 yeni listeler, yeni heyecanlar ve inanıyorum ki gönülden isteyenlere yeni başarılar getirecek.

2013' e blogumla girdim, 2014' ü blogumla karşılıyorum. Yeni yıl eskiye dönüştüğünde, ben yenilenerek, gelen yılları bekleyeceğim. Yıllar eskisin biz eskimeyelim.:)

Herkes için " o " yıl " bu " yıl olsun efendim:)

Sevgiyle kalın...


28 Aralık 2013 Cumartesi

Kürsüde Neler Oluyor?

Hepimiz eğitim hayatı boyunca birçok sunum yapmak durumunda kalmışızdır. Bazılarımız ise sunum sorumluluğunu iş hayatında da devam ettirmektedir.

Sunum konusunda tüm tabuları yıkmış, kürsüye/sahneye çıktığı zaman, izleyenleri kendisine hayran bırakanlar vardır. Onlar, adeta ben burası için yaratıldım enerjisi yayarlar etrafına. Ama bu elektriği yakalayamayıp tek duygusu; heyecan olan kişilerde çoğunluktadır.

Peki bu heyecan kontrol edilemez mi?

Kendimden yola çıkarak bu konuda anlatacaklarım var.

Bazı sunumlarımda çok heyecanlandım, bazıların da ise " paylaşacaklarım var, beni dinleyin " özgüveniyle sunumumu gerçekleştirdim. Bu iki durum arasındaki tek fark bana göre kesinlikle "hakimiyet" dir.

Heyecanımı hissettirmediğim sunumlarda konuma hakimdim, konumu benimsemiştim ve ben olarak anlatıyordum. Heyecanımı belli ettiklerim de ise sunumu görev sorumluluğuyla yerine getirdiğimden, "tamamım" diyemediğim bir enerji taşıyordum üzerimde.

O zaman; heyecansız sunum için, " konuya hakim olduğumuz, rol yapmayıp kendimiz olabilme imkanını yakaladığımız" sunumdur diyebiliriz.

Heyecan sebebiniz; sizi izleyenler de olabilmektedir. Unutulmamalı ki onlar bizi yargılamak için orada değiller, onları ilgilendiren sunumun içeriği ve kendi kazanımlarıdır. Bundan dolayı izleyenlerden çekinmemek gerekir. Geçmişte görev aldığım bazı sunumlarda, hocalarım karşımızdakileri marul gibi görmemizi isterlerdi.  Eğer yüzlerine bakınca heyecan katsayınız artıyorsa bunu bende öneririm. Yoksa sizin kırmızı bir turba dönüşmeniz kaçınılmaz olabilir.:)

İçerik

Anlatacaklarınızın içeriği ise en temel etkendir. İlk olarak içeriğe sizin inanmanız gerekmektedir. Sunum sırasında kendi cümlelerinizi kurmanızı tavsiye ederim. Çünkü direkt olarak alıntı yaptığınız içeriğe ne kadar çalışırsanız çalışın sunum esnasında karıştırma ihtimaliniz yüksektir. Yine, içeriğinizi hikayelerle, anekdotlarınız ile desteklerseniz, enerjinizi arttırır ve odak noktası olmaktan uzaklaşmazsınız.

Destekleyiciler!

Evet, karşınızdakiler kalabalık ve siz tek başınasınız. O yüzden destekleyicileriniz her zaman olmalıdır.

Bunlardan biri; küçük not kağıtları olabilir. Bu kağıtlar ne kadar büyük olursa, o kadar strese girebilirsiniz. İçinizden bir ses sizi okumaya itebilir ve okunarak yapılan sunumların hiç bir etkileyiciliği yoktur.  Not kağıtlarınız sıkıştığınız durumlarda yol arkadaşınız olacaktır.

Bir diğer destek ise; teknolojik desteklerdir. Slaytlar artık sunumların olmazsa olmazlarıdır. Slayt hazırlamak ise ayrı bir sanattır. Çünkü can alıcı noktaları yakalayıp oraya yansıtmak gerekir. Tüm içeriğinizi slaytta yazmak bana göre büyük amatörlüktür. Katılımcıların gözünü yormaktan başka bir işe yaramaz bu durum. Slaytlarda en çarpıcı cümleleri gösterip, resimlerle renklendirir iseniz kürsünüzün enerjisini arttırırsınız.

Benim için en önemli destekleyici; SU

Bir el hareketinizle ulaşabileceğiniz yerde mutlaka su bulundurun. Dudaklarınız kuruyabilir, sesiniz çatallaşabilir... Bir su sayesinde, bunların sizi demotive etmesine izin vermemiş olursunuz.

Denge

Eğer sunum yaptığınız yerde bir kürsü varsa dengenizi kürsü sayesinde sağlayabilirsiniz. Tabi tamamen kürsü arkasında bulunmak ölü bir sunum yapmanıza sebep olabilir. Biraz ortalarda kendinizi göstermek isterseniz, unutmayın ki iki eliniz var. İki elinizi temas ettirerek dengenizi kurabilirsiniz. Tabii fazla abartıp dans figürleri ortaya çıkarmamaya dikkat etmeli.:)

Başka bir denge aracı ise; kalemdir. Kalem bilgiyi temsil eder ve sunum sırasında görüntüyü zenginleştirerek dengenizi koruyabilir.

Dış Etmenler

Artık tüm planınızı, provalarınızı yaptınız, gerekli donanımı kazandığınıza inandınız ve son noktayı sunumunuzla koyacaksınız.

Sunum sırasında veya sonunda sorular gelebilir. Eğer ilk başta belirttiğim gibi konunuza hakimseniz, zaten dışarıdan gelen tüm sorulara cevap verebilirsiniz.

Sizden öncekiler ve sonrakilerde dış etmen olarak düşünülmelidir. Sizden önce çıkan süresini aştıysa bu durum sizi etkileyebilir. Bunun için yapmanız gereken tek şey sizden sonrakini düşünmeniz olacaktır. Sürenizi iyi kontrol ederseniz bu durumda sorun yaşatan siz olmazsınız.

...

Bugüne kadar yaptığım sunumlardan çıkarımlarımı harflendirdiğim yazımda sona geldim. Bu hafta lisans hayatımın - tez savunması dışında - son sunumunu gerçekleştirdim. Bundan sonra dileğim; iş hayatımda etkileyici sunumlarla var olabilmek ve bu konu hakkında daha fazla söz sahibi olabilmektir.

Ben ne sunarsam sunayım heyecanlanacağım. Tüm söylediklerim "Heyecan kontrolünün elimizde olduğu" dur. Heyecan işinize verdiğiniz değeri gösterir.

Heyecanla yazdığım yazılarda görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın.:)




20 Aralık 2013 Cuma

Başarılı olmak istiyorsan...


Sakarya Esnaf ve Sanatkarlar Odasının düzenlediği; "Esnaf ve Sanatkarlarımızın Girişimcilik ve Mücadele Ruhu" konulu seminerde, sosyal medya'da yakından takip ettiğim; Prof. Dr. Türker Baş'ı dinleme şansı buldum.


Başlangıç konuşmasında; "Yunuslar çıktı diye küçük balıklar ölmesin!" sloganıyla esnaflarımızı destekledik ve almamız gereken sosyal mesajı "Esnafları Yaşatalım" aldık. Kendimi part-time esnaf olarak tanımladığımdan Sakarya'nın çınar niteliğindeki; esnaf amcalarının yanında, esnaf ruhunu benimsediğimi belirtmek isterim.:)

Esnaflık konusuna bağlamadan, Türker Baş'ın konuşmasına geçmek doğru olan...

Konuşmanın başında esnaflığın toplumsal düzendeki yerine değinen Türker Baş, Türkiye ve Avrupa'da olan hizmet anlayışının farklılığından bahsetti.

Toplumumuzda sohbet edebilmek güçlü bir gereksinimdir. Bu yüzden ; sohbet edebildiğimiz esnafı tercih etmemiz ise bu olguyu destekler. Sohbet ise ne kadar geniş bir yelpazeye yayılırsa o kadar renklenir. Bu durumu kendinden örnek vererek güçlendiren Türker Baş, sadece kendi grubumuzdan insanlarla konuşursak hayatımızın ne kadar siyah beyaz olacağını belirtti.


                   durgun mu?
Piyasa                                            
                   değişiyor mu?

sorusu ise her alan için kendini tamamlayan bir cevabı içinde barındırmaktadır. Çünkü günümüzde hiç bir piyasa durgun değildir, sadece hızla değişiyordur ve bu hızlı değişime uyum sağlamayanlar ise, ya yerinde sayıklıyor ya da yok oluyordur.

Kendi kitabı olan; Kobiler için Gerilla Stratejileri' nden bahseden Türker Baş, rekabetin yoğunlaştığı günümüzde, hareketin azaldığını, karların düştüğünü ve müşterilerin sorunlu profiller oluşturduğunu belirtti.


Çağımız, farklılaşanların çağıdır. Var olmak için yeni şeyler bulmak, başarılı olabilmek içinde, yol kenarında otlayan inek sürüsü içinde mor inek olabilmek gerekir. Eğer, farklılığı yaratmayı başarırsan, rekabette bir adım önde olursun. Denenmiş olanı yapmak ve riske girmemek ise başarının anahtarları içinde yer almaz.

Ticaretle uğraşanlar için başarının anahtarı; Müşteri

Bunu herkes kendi alanı için daraltabilir. Bloggerların başarı anahtarı da okuyucular değil midir? Yani başarılı olmak istiyorsak hitap ettiğimiz kesimi iyi tanımalı ve ona göre yürümeliyiz.

Başarmanın bir yolu olarak da; birlik olabilmeye değinen Türker Baş, tek tabanca olarak dolaşmanın sonuca götürmeyeceğini, bu yüzden birlik olup, işbirliğine girmemiz gerektiğini sözlerine ekledi.

Diğer bir çıkarımım ise; şirketler tek kişi tarafından yönetildiği sürece büyüyemezler, büyüyebilmek için organizasyon şemalarının yatay eksende kaydırmanın yararlı olacağıdır.

Son olarak başarı için gerekenleri maddelersem;
    - Denenmemişi dene!
    - Kendini dev aynasında görme!
    - Fazla kanaatkar olup, yetinmeyi bilme ve yerinde sayma!
    - Kendine değer kat!
    - Asla paylaşmaktan vazgeçme!

Türker Baş'ın pozitif enerjisiyle yaptığı sunumu değerlendirdiğim ve kazanımlarımı paylaştığım yazı  burada sona eriyor.

Paylaşmaktan asla vazgeçmediğimiz günlerde görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın.:)










17 Aralık 2013 Salı

Küresel Dünyanın Küreselleşemeyen İnsanları

Dünya küreselleşiyor demek an itibariyle büyük bir anlatım bozukluğudur.  Doğrusu; "Dünya küreselleşti" olacaktır ki bu gerçeğe karşı olanlar, fikrimce, er ya da geç anlayacaklardır yanıldıklarını. Bu saatten sonra olacak olan küreselleşme katsayısının artan oranını izlemektir.

Benim sözlüğümde;

Küreselleşme; sadece siyasi ve ekonomik kriterleri baz alarak tanımlanamayacak kadar büyük bir kavramdır.

Küreselleşme; bir düşünce yapısıdır ve düşüncelerin sınırlarını kaldıran bir olgudur.

Küreselleşme; geçmişe takılıp kalmak yerine, fütürist bakış açısıyla geleceği planlamaktır.

Dar anlamlardan kurtulup, geniş anlamlarla bakmaktır hayata.

Bu tanımlar söz konusuyken;

"Ben küreselleşmeye karşıyım!" demek ne kadar akıl karıdır, düşünmek gerekir.

Küreselleşmenin getirdiği olumsuz koşullara göz dikip, küreselleşmeyi lekelemek, sırt dönmek; hayatı arkana almaktan ibarettir. Olumsuz sonuç doğuran hiç bir şeyin tümüyle üstü silinmemeli, ortadan kalkması istenmemelidir.

Ülkemizde ölüm oranlarının, trafik kazalarıyla ilişkisi incelendikten sonra; "trafiği" yasaklayalım, trafiğe karşıyım demek kadar yanlıştır, küreselleşmeye ve aynı oranda dijitalleşmeye karşıtlık.

Bu dünyada her şey, senin ondan yarar sağladığın kadar yararlıdır. Bunu unutmamak gerekir. Evrenin yapısı da küreseldir. Hiç bir kuş kendine sınır koyarak kanat çırpmaz.

Dünyanın en akıllı varlığı insanın ise, kendine sınır koyması anlamsız kalır evrenin yapısı karşısında.

Sözün özü; düşünmek güzeldir. Küresel düşünce yapısı ise daha güzelidir.

Her an değerlidir, her an deneyimdir. Sırf bu yüzden hayatı ciddiye almak gerekir.

Küresel düşüncelerde görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın.:)

4 Aralık 2013 Çarşamba

Kurumsal Sosyal Sorumluluk

Sosyal sorumluluğun özünde;kendinden başkası vardır.


 Kendinden başkasını düşünür,onların çıkarlarını korur ve onlar için kaygı duyarsın.İşte o zaman olgunlaşmışsın'dır ve senin kocaman bir kalbin vardır.

Sosyal sorumluluk; bireysel olarak yapılabildiği gibi STK'lar öncülüğünde veya kurumsal olarak da yürütülebilir.

Bu yazımda "Kurumsal Sosyal Sorumluluk" üzerinde duracağım.

Günümüz yaşam telaşında, insanın kendisini bile düşünmesi zorken, başkaları ya da toplum için kaygı duyması daha zor gelebilir, kimilerinin gözünde. Ama eğer çalıştığınız yer bünyesinde bir sosyal sorumluluk ve gönüllülük yapılanması varsa, şanslısınız demektir. İşvereninizin sizi sevdiğine emin olabilirsiniz! :)

Kimilerine göre kurumların sosyal sorumluluk projeleri reklam amaçlı olabilir. Ama olsun, birilerinin yapılandan dolayı yüzündeki bir gülümseme, varsın diğerine maddi kazanç olarak dönsün. Bu işte kimse kaybetmez. Özellikle işvereniniz sizin için sosyal sorumluluğun; planlama,oluşturma ve uygulama gibi aşamalarını düşünüyorsa, siz uygulamalarına yardımcı olarak, en büyük zenginlik olan; gönül zenginliğine erişebilirsiniz.

Kurumsal sosyal sorumluluk; işveren açısından reklam kaynağı olarak görülebileceğini bir önceki paragrafta söylemiştim. Bunun yanında işverene sağladığı kazanımlar arasında; işletme imajının güçlenmesi, marka bilinirliğinin artması, müşterinin sadakatinin kazanılması, çalışanların aidiyet duygusunun geliştirilmesi... gibi artılar sayılabilir.

Kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin diğer bir ayağı ise; sürdürülebilirlik için gereken kaynaklardır. Bunlar;İnsan kaynağı ve maddi kaynak olarak ayrılabilir. Maddi kaynağı şirket sağladı diyelim. Peki ya gönüllülük temeline dayanan bu projelerde insan kaynağının sürdürülebilirliği nasıl sağlanacak?

Burada ise devreye; ekip çalışması ve ekip lideri  giriyor. Sosyal sorumluluk projelerinin temeli olan ekip çalışmasında ekip liderinin sağlaması gerekenler vardır.

Bunlardan birincisi; ekibe "biz" duygusunu aşılamaktır. Zaten bu projelere gönül verenlerin 7/24  "ben" ekseni etrafında dolaşacağını sanmıyorum. Ama ekip çalışmasının temeli "biz" olabilmektir ve bunu aşılamakta ekip liderinin katkısı büyüktür.

Ekip liderinin yapması gereken diğer bir unsur ise "takdir" unsurudur. Ekibinde bulunan gönüllüleri samimiyet ve içtenlikle takdir etmesi ekip üyelerinde "değer" kavramını canlandırır. Unutulmamalı ki "Değer verildiğini hisseden, değer katmak için çalışır."

Bu projelerde ekip liderlerinin yapmaları gerekenlerden bir diğeri; "Pozitif sorgulama" ortamı oluşturmak ve projelerin zenginleşmesini sağlamaktır.Son olarak ise ekip lideri "enerji" vermelidir, çünkü, liderin iç enerjisi ile ekibin enerjisi paralel olarak yükselir.

Kurumsal sosyal sorumluluk üzerine bunları yazdıktan sonra bir kaç örnek vermek istiyorum.

İlk olarak; "TURKCELL GÖNÜLLÜLERİ"; Turkcell çalışanlarının farklı hayatlarla tanışmasını amaçlayan bu oluşum kurumsal sosyal sorumluluk için güzel bir örnektir.

Bir diğer örnek; "ÖZHAN GÖNÜLLÜLERİ" ; Yetenek ve Kariyer blogu ile takip ettiğim sevgili Cengiz Çatalkaya'nın sosyal medya hesaplarında karşılaştığım; Özhan Gönüllüleri, yerel bazda oldukça güzel bir örnek teşkil etmektedir.

Eğer benim iş yerimde böyle bir uygulama yok, bireysel olarak bir şeyler yapmak istiyorum derseniz "UMUT OL!" manızı öneririm. Yakından takip ettiğim Umut ol! projesi ihtiyacı olan çocuklarla sizin aranızda bir köprü görevi görebilir.:)

              Bu yazımı kocaman kalpleri olan tüm gönüllülere ithaf ederek sonlandırıyorum, sevgiyle kalın.:)