30 Kasım 2013 Cumartesi

Dijital İK / Digital HR

Konu ne olursa olsun ilkler hiç bir zaman unutulmaz. Dijital İK' da benim hayatımda unutulmayacaklar listesinde yerini aldı; 28 Kasım 2013 tarihi ile birlikte. Bana bu ilki yaşattıkları için Fatoş Karahasan ve Müge Ateş'e bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.

İlk defa böyle bir organizasyonda bulunacağımdan, heyecan seviyem dorukta girdim Salt Galata'ya. Mekanın muhteşemliğin'de attığım her adım heyecan merdivenim'de bir üst basamağa çıkarken, kayıt masasında buldum kendimi. Tabiri caizse; şaşkın ördek yavrusu gibiydim.:) Ortamın sıcaklığına alışmam, kendime gelmem; blogger arkadaşlarım sayesinde oldu.

Anladım ki heyecanı bir kenara bırakıp geçirdiğim her anın keyfini çıkarmalıydım.:)


Ve Konferans Başlıyor!!!

Programın genel olarak teması ' Çeşitliliği Yönetmek' ti. İlk olarak Fatoş Karahasan konuşmasıyla; erkek egemen toplumumuzda kadınlara biçilen toplumsal rolleri kapsayan etkileyici bir giriş yaptı.

Daha sonra Vodafone Türkiye'den Bülent Bayram ve Gizem Keçeci konuşmalarında; Dijitalleşen dünya'da cinsiyet eşitliğine verdikleri önemden bahsettiler. Kadın istihdam oranın artmasının GSYİH'ya katkısının % 25 düzeyinde olduğunu ve liderlik özelliklerinin erkeklere oranla kadınlarda daha çok olduğunu belirttiler. Engelliler için yürüttükleri 'Düşler Akademesi' projesi ise benim gözümde yıldızları hak eden bir projedir. Proje kapsamında bulunan engelli arkadaşlarımızın elinden aldığımız kurabiyeler ise şüphesiz;günün en leziz olanıydı.:)

Ve bence günün en etkili konuşmalarından biri; Bilim İlaç Genel Müdürü Dr. Erhan Baş'ın yaptığı konuşmaydı. Konuşmasında farklılıkların farkında olduklarını hissettiren Erhan Baş, tüm yöneticilerin not alması gereken bir cümle kurdu;

"Yetenekli çocukları işe alıp onları yetiştiriyoruz, onların yetişmiş olarak gelmelerini bekleyemeyiz."

18 sunum 2 panelden oluşan programa damga vuran; içinde bulunduğum Y kuşağı oldu. Çeşitlilik kapsamında; kadınlar ve genç kuşağın ele alınması ve bahsedilen projelerle engelliler ile yelpaze genişlese de, çeşitlilik yelpazesinin daha açılmayan çok kanadı olduğunu düşünüyorum.

Programda yer alan tüm konuşmacılara bu yazımda yer vermek istesem de blog yazısından uzaklaşmamak gerekir. O yüzden benim dikkatimi çeken cümleler etrafında oluşturuyorum bu yazımı.

Bunları belirttikten sonra; SAP Türkiye İnsan Kaynakları Çözüm Yöneticisi Fulya Arköse'nin konuşmasından bahsetmek istiyorum. Sunumunda Y kuşağına ve sosyal medyaya yer veren Fulya Arköse, yeni kuşağın sosyal medyayı kullanma zorunluluğu oluşturduğunu belirtti. SAP bünyesinde oluşturdukları şirket içi sosyal medya olan "Sap JAM" ise bizim için güzel bir örnek oldu.

Nestle Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Neil Edwards'ın değerler üzerine yaptığı konuşmasında; "Temel beklentiler arasında bulunan, çalışanların Nestle'de çalıştıkları için mutlu olup,gurur duymalarını sağlamak..." dikkatimi çeken bölümler arasındaydı.

Yeni Neslin İK Direktörü Seda Kayrak Kızıltan ise ; Y kuşağına, Y kuşağı diliyle dikkat çekerek güzel bir sunum yaptı.

PEPSICO Saha Satış İnsan Kaynakları Müdürü İrem Önal; liderlerin nasıl dahil edici olacaklarına yer verdiği sunumunda, 4 örnek lider davranışından bahsetti.
Bu davranışlarda bulunan örnek liderler;
         
            - Tüm çalışanları selamlayan,
            - Doğum günlerini hatırlayan,
            - Tüm seviyeden çalışanlar ile konuşabilecek bir şeyler bulabilen,
            - Toplantılarda herkesi toplantıya dahil eden.

Konuşmasında dikkat çektiği diğer bir kavram ise; "Tersine mentörlük" tü.

IBM Bankacılıktan Sorumlu Satış Müdürü Volkan Sözmen'in sunumunda yer verdiği 3 tavsiye ise;
           
             - Görünür ol,
             - Kariyerini planla,
             - İş ve yaşamını bütünleştir.

Son olarak panellere geçildi...

Engelleri Aşmak panelinde; Vodafone- Düşler Akademisi, Sabancı Vakfı- Farkyaratanlar.org(engelli kadın derneği, sevgi down cafe..., LCW- Engelsiz LCW projelerinden bahsedildi. Güzel şeyler bunlar.:)

Çalışan beklentileri değişiyor. Ya İK? panelini ise bir cümleyle temsil etmek istiyorum;
"Dijital çalışanlar artık iş hayatında ve instagram'da ki like sayısını sayan çalışan, yöneticisinin aferinlerini de sayıyor."

Özellikle belirtmek istediğim kişiler ise; Ümit Levent Erol ve Mert Kıvanç Paker. Y kuşağını temsilen orada olsalar da, kuşak üstü konuşmalarıyla hayran bıraktılar kendilerine.

Benim Dijital İK üzerine aktaracaklarım bu kadar olsa da, çok şey kazandığımı söylemek istiyorum. Ben bir yolda yürüyorum ve benim için güzel bir geçitti; Dijital ik... Dilerim ki daha nicelerinde blogger olarak yer alırım ve yolumun devamında çok şey kazanır, çok şey aktarırım.

                                           

Benim Blog açmama vesile olan Hayati Arpacı'ya ve bu programdan haberdar eden Seda Küçük'e, Samimiyetleriyle kucak açan Nilüfer Koçyiğit, Ali Cevat Ünsal ve Yüksel Erdoğan'a teşekkürlerimi sunuyorum.

Sevgiyle kalın.:)




                                           









25 Kasım 2013 Pazartesi

Kadın ve Kariyer

Kadınların kariyer basamaklarındaki engelleri bir çok yazıya konu olmuş, bu engellere bilimsel açıdan isimler verilmiş, "Çalışma Hayatında Kadın" dallanıp budaklanan bir araştırma konusu halini almıştır.

Peki bu engeller arasında kadınların kendi tutkularının yeri nedir?


Kariyer engellerinin en önemlisi "Cam Tavan Sendromu" olarak bilinen öğrenilmiş çaresizlik durumudur. Buna göre; kadın, belirli bir noktaya ulaştığında görünmez bir engel algılar ve bu noktadan sonra mücadeleyi bırakarak üst yönetime geçemez.




Diğer bir engel ise; "Kraliçe Arı Sendromu"
Bu kavram arılardan geliştirilmiştir. Bir kovanın içine bakıldığında tüm arılar kraliçe arıya özen gösterir, kraliçe arı ise kovanda ki tekliğinin farkındadır. İş yaşamını da bir kovana benzetirsek; kadının, erkek egemen iş yaşamındaki zorlu mücadelesi, cinsiyet körlüğü, başarıyı yüceltme ihtiyacı, kıskançlık, hemcinslerini tehdit olarak görme gibi faktörler sendromu güçlendirmeye başlamıştır. Kadınlar için artık ilerlemek, bu sendroma ne kadar sahip olduklarıyla ilişkilendirilmiştir.





Bahsetmek istediğim üçüncü sorun; "Süper Kadın Sendromu"

Burada kadınların toplumsal olarak rollerinin fazlalığı ve yoruculuğu etkilidir. Bazı kadınlar toplumun yüklediği iyi bir ev hanımı , iyi bir eş, iyi bir anne misyonunu yerine getirmeye çalışırken, iş yaşamında kendine engeller oluşturabiliyor. Bazıları ise çözümü her işin üstesinden gelebilen "süper kadın modeli" oluşturmakta buluyor.




Buraya kadar genel kabul gören sorunlardan kısaca bahsettim. Bu yazıyı asıl yazma amacım ise "Kadınların tutkuları kariyerlerinde engel olabilir mi?" sorusunun cevabını örneklerle destekleyerek bir tez oluşturmak.


İlk olarak; 19 Şubat 2013 tarihli Hürriyet gazetesinde Ayşe Arman'ın röportaj yaptığı Esra Gönülal Sevilengül ' den bahsedeceğim.

Kendisi ODTÜ Ekonomi mezunu. İş hayatına denetim sektöründe başlamış, 3 yıl sonra kariyerine kurumsal bir şirkette yönetici olarak devam etmiş,10 yıllık süre zarfında pek çok kişinin hayal ettiği yükselişi gerçekleştirmiştir. Buraya kadar toplumsal olarak kazandığı başarıyı, çiçekçilik yapmaya karar vererek geride bırakan Sevilengül, büyük bir cesaret örneği sergilemiştir. Daha önceki işini sevip sevmediği sorusuna verdiği cevap ile, hedefe kilitlendiğini ve sevip sevmediğinin bile farkında olmadığını, yani kraliçe arı sendromundan döndüğünü belli etmektedir. Çiçekçilik işinde kazandığı başarıyı ise "tutku duyuyorsan başarılı olmaman mümkün değil!" cevabıyla özetlemiştir.

Bu örnek iş hayatında iki türlü başarı elde etmiş olumlu bir örnektir. İlk başarısının sebebi hırs, ikinci başarısının sebebi ise tutkularıdır sadece.

Bu durum akılda "Kadınlar iş hayatında hırslarıyla mı? yoksa tutkularıyla mı? hareket ediyor." sorusunu oluşturmaktadır.

İkinci örnek ise herkesin tanıdığı bir isim ; Nazlı Tolga

Haber spikerliği alanında kazandığı başarısı herkes tarafından kabul gören Tolga, evlilik kararı vererek kariyerinde hayal edilen noktada ara vermiş ve gönlüyle yani tutkularıyla karar verdiği yolda devam etmiştir hayatına. Üstelik içinde bulunduğu sektör, dönmek istediğinde başarısını aynı yerden devam ettirebileceği kesinliğini vermeyen bir sektör olduğundan, hırslarıyla yürüyenlerin yoldan ayrılacağı bir alan değilken...

Verdiğim iki örnekteki kadınlardan biri mutluluğu başka bir çalışma alanında, diğeri çalışma hayatından uzaklaşarak bulmuştur. İkisinin ortak noktası ise "tutku" sözcüğünde kesişmektedir.


Kariyer hayatında, ister toplum kadınlara engel oluştursun, isterse kendi tutkuları... Süper kadınlık bir sendrom olarak nitelendirilse de "Her kadın süper kadındır!" diyerek, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Gününde bu yazımı noktalıyorum.


Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın.:)

23 Kasım 2013 Cumartesi

Sosyal Medya ve İK(2)







Bir önceki yazımda "Sosyal medya ve İK(1)" sosyal medya konusuna giriş yapmıştım ve bloglar dan bahsetmiştim. Bu yazımda da kaldığım yerden devam edecek ve sosyal medyadaki davranışlarımız üzerine naçizane fikirlerimi belirteceğim.

"Eski zamanlarda, evlilik öncesi kız tarafı erkeğin mahallesine bir kişi gönderir ve damat adayı hakkında sorup soruştururmuş..."

Bu benzetmeden yola çıkarak sosyal medyayı'da mahallemiz olarak tanımlayabiliriz. Bu mecralarda takındığımız davranış, yazdığımız, paylaştığımız her şey bizi temsil ediyor inceleyenin gözünde. Kısacası farkında olmadan sosyal cv'mizi oluşturuyoruz!

7/24 küfür eden. her şeyden şikayet eden, kavgacı, olumsuz davranışlar... sergileyen kişiye, nasıl kimse bilerek ve isteyerek kızını vermek istemezse, işe alım sürecinde de benzer bir sonuçla karşılaşabiliriz.

İş böyleyken dikkat etmemiz gereken davranışlarımız ve bu davranışların bize sağladığı yararlar vardır.

İlk olarak "samimiyet"

Tabii ki izleniyoruz diye sahte davranışlar sergilemekte büyük yanlış olacaktır. Amaç kendimizi kontrol ederken samimiyetten uzaklaşmamak olmalıdır. Özellikle başkalarının başarılarını takdir etmekten korkmayın.
Beğendiğinizi söylemek, olumlu/olumsuz tenkitlerde bulunarak karşınızdakine yarar sağlamak, yine kendinize yapılan tenkitleri olgunlukla karşılayarak lehinize çevirmek sizin elinizde.

İkinci olarak; sürekli "şikayet" eden bir profil oluşturmamaya çalışmamız iyi olacaktır. Öğrenciler için yaptıkları ödevlerden, çalışanlar için işlerinden sürekli yakınan bir profil negatif izlenim oluşturabilir. Sosyal medya hesaplarınızda geçmişe göz atarsanız, sizde böyle bir döneminiz ile karşılaşabilir ve bunu daha iyi anlayabilirsiniz.

"Sosyal alanımdır, özel hayatımdır ve yaptıklarım beni ilgilendirir" mantığı da fazla doğru değildir. Neticede genel davranışlarımızı özetleyen ve bizi karşı tarafın gözünde canlandıran bir alandan bahsediyoruz. Rumuz kullanmakta olması gereken "şeffaflıktan" uzaktır ve yaptıklarımızın sorumluluğundan kaçtığımızı gösterebilir.

Son olarak; Google amcanın affetmediğini ve mahallemizde bizi sorgulayan herkese geçmişimizi gösterdiğini hatırlatmak doğru olacaktır. O yüzden kişisel markamızı oluşturduğumuz sosyal medya'da kendimizi doğru şekilde ifade etmenin; yararımıza olacağını unutmamak gerekir.

Kendimiz olarak kazandığımız günlerde ve yazılarda görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın.:)