19 Ocak 2013 Cumartesi

AMACIN VARSA AYNI YOLDAYIZ...






Amaçlarımız; hayallerimizdir, geleceğimizdir, vizyonumuzdur...
Yani bizi biz yapacak şeylerdir...
                  
Bir insanın günü kurtarma bakış açısıyla geçirdiği her zaman onu boşluğa sürüklemektedir. En temel amaç olan ‘yaşama amacını’ yitirmesi, insanı nefes alıp veren canlıya dönüştürmüştür artık. İsmi canlı diye nitelendirilir ama hayatı canlılıktan uzaklaşmıştır.
Oysa yarın bugünden güzel olabilir. Bugünün monotonluğunda tüm geleceği yok saymamalı.
Bu gelecek güzellikler için, yapmamız gereken sadece; inanmak ve çabalamak. Eğer yarınımıza inanmıyorsak bugünümüzün anlamı yoktur.
Bazı şeylerin garantisi verilmez. Sadece istersin, inanırsın, emeğini verirsin ve beklersin. Amaçlarımızda inançlarımız doğrultusunda gerçekleşir. Gökten zembille inen hiçbir şey amacımızın karşılığı olamaz. Amacımızın karşılığını sadece emeğimiz karşılığında buluruz.
En kötü karar kararsızlıktan iyidir sözünü amaca uyarlayabiliriz; en kötü amaç amaçsızlıktan iyidir...
Amaçlarımız doğrultusunda mutlu oluruz. Başaramazsak başarısızlığın en tatlısını yaşarız. Çünkü biz bir yolda elimizden gelen gayreti göstermişizdir. Olumlu her şey gibi olumsuz sonucu da sahipleniriz, benimseriz. İşte biz bu sayede güçleniriz.
Amaçlarımızı da yapabilirliğimiz doğrultusunda belirlersek gerçekçi olmuş oluruz. Herkes kanatlanıp uçmayı ister ama bunun yerine pilot olmak için çabalayanlar, uçma hazzını imkanlar dahilinde yaşayarak kazanırlar.
O zaman biz;
Başarılı olacaksak amaçlarımız doğrultusunda başarıya ulaşırız.
Profilimizi amaçlarımızla çizersek sağlam bir profile sahip oluruz.
En önemlisi gelecek bizim eserimiz olur...
Sevgiyle kalın J

13 Ocak 2013 Pazar

Üç harfli tehlike;EGO


‘’Ne zaman yukarılara tırmansam ‘ego’ diye bir köpek tarafından takip ediliyorum.’’Friendrich NİETZCHE
                         
İnsanlığın en büyük tehlikesi beklide. Hiyerarşik düzenin eklentisi niteliğinde bir kavram. Makamın verdiği gücü ezici güç haline getirmek... Hepsi ve daha fazlası lügatimde EGO’yu ifade ediyor.
Nasıl bir hastalıktır ki; gözü kör ediyor, duyguları köreltiyor, değerbilmezliği işliyor insana. Ve bu toplumun her yerinde karşımıza çıkabiliyor. Belki bize de egolarımız hükmediyor ama yaptığımız her şey normal gözüküyor gözümüzde. Zaten insan kendinde farkına varsaydı bu olgunun,ego tehlike olan bir kavram olmayabilirdi. Çünkü tehlikeler farkında olunmayanlardan çıkar ve büyür.
Bir işyerinde yöneticiniz egoysa başarı size hiç uğramaya bilir  Ne de olsa siz onun çalışanısınız. Yaptığınız başarıları ‘BENİM’ diye nitelendirebilir ve sonuçta siz bir hiç olursunuz...
Ya da yöneticiniz koltuğundan bakarken sizi görmeyebilir bile. O koltuk o kadar yüksektir ki onun gözünde, siz ise ufak bir noktadan ibaret kalırsınız...
Aynı şey okulda öğretmenler tarafından da gerçekleştirilebilir. Adeta egolarının hükmü altında kalırlar ve kendilerinin de geçtiği yolu unuturlar.
Halk tabirinde ‘geldiğin yeri unutma’ sözü çok kullanılsa da geldiği yeri hatırlamayan o kadar çok insan vardır ki bunlar hep üç harften ibaret küçük bir kelimenin gücüdür.                                                
               
İÇİNDEKİ İNSANI ÖLDÜREN, İÇİNDEKİ EGOYU BÜYÜTÜR...
Peki, biz ne yapacağız?
1-      Sabredeceğiz
2-      Kendimize inanacağız.
3-      Geldiğimiz yeri unutmayacağız.
4-      Ben çektim herkes çeksin demeyeceğiz.
Bunları yaparsak ve başarırsak ‘insan’ diye nitelendirilmemiz için bir adım atmış oluruz. Kısa vadede olmasa bile uzun vadede egonun kökünü kurutabiliriz.
Egolarımızın bize değil, bizim egolarımıza hükmettiğimiz günlerde görüşmek dileğiyle, sevgiler J

10 Ocak 2013 Perşembe

Tuğla Dizemeyen Kahramanlar; İK'cılar


İnsan kaynakları departmanları üzerine düşünülen şeyler benzer birbirine.  Bazı kişilerin gözünde ik’cılar iş yapmaz, ik’cılar süs olsun diye yer edinmişlerdir şirkette... bu ve bunun gibi düşünceler oldukça fazladır, bizzat bu düşüncelere şahsen de şahit oldum. Departmanlara işe alım üzerine oluşturulmuş bir fıkrayı paylaşmak istiyorum;
 ‘’ 100 tane tuğlayı belirli bir düzende, tek penceresi olan bir odaya yerleştirin. Adaylarınızı ikişerli veya üçerli gruplar halinde içeri yollayın. Altı saat içeride bıraktıktan sonra sonuçları analiz etmek için geri dönün,
-          Eğer tuğlayı sayıyorlarsa muhasebe departmanına,
-          Bütün tuğlaların yerini değiştirmişlerse, mühendislik departmanına,
-          Garip bir düzende tuğlaları dizmeye çalışıyorlarsa planlama departmanına,
-          Tuğlaları birbirlerine fırlatmışlarsa, operasyon departmanına,
-          Uyuyorlarsa, güvenlik departmanına,
-          Tuğlaları en ufak parçasına kadar kırmışlarsa, Ar-ge departmanına,
-          Hiçbir şey yapmamışlarsa, ik departmanına,
-          Bir sürü değişik kombinasyon deneyip, hiçbir şey başaramamışlarsa, satış departmanına,
-          Çoktan arazi olmuşlarsa, pazarlama departmanına,
-          Pencereden dışarıyı seyrediyorlarsa, stratejik planlama departmanına,
-   Son olarak, tek bir tuğla yerinden oynamamış ve hararetli bir tartışma dönüyorsa, üst yönetime.’’
                      
                            

Bu fıkra çok acımasızca geldi bana. Ama ne yazık ki çoğu departman için bu ve benzeri önyargılar bulunmaktadır insanların fikirlerinde. Fakat hepsi bir tabudan ibarettir. Diğer departmanları yorum dışı bırakarak kendi alanım olan İK için oluşan tabuları değerlendirmek istiyorum.
Evet, maalesef böyle bir algı var; İK departmanı en boş departman, hiçbir iş yapamadan işin kaymağından yararlanırlar diye. Kesinlikle yanlış olan bu tabuyu ik çalışanları da, uzmanları da, sevdalıları da... Yani bu alana emek vermiş kişiler kabul etmezler. Kabul etmemekte de %100 haklılar. Çünkü fikrimce ik; işyerinin hukukçusunu, psikologunu, öğretmenini ve daha nicesini içinde barındıran bir departmandır.
Her şeyden önce işyerinin terazisi olan ik, işçi ve işveren arasında denge noktasındadır. Bu denge çok hassastır. Bunu kontrol altında tutmak ise zordur.
Örneğin; domatesi çiftçi yetiştirir, satan ise pazarcı, manav vs.dir. Ama teraziyi kullanan satan diye bu satanın üstünlüğünü oluşturmaz. Teraziyi yok sayamayız bu evrede. Terazi; haktır, adalettir, iki tarafında doyum noktasını ölçendir.
Bu yüzdendir ki ik hiçbir şey yapmıyor bakış açısı ortadan kalkmalıdır artık. Çocuklar duymasının personel müdürü Meltemi’nin yaptığı işten daha çok işi vardır ik’cının. En önemlisi tatminsiz varlık insanın iki zıt kutbunu tatmin edendir ve yüzü her zaman gülmek zorunda olandır...
O zaman bu kadar işi yapıp da yaptığı gözükmeyen ik’cılar işyerinin görünmez kahramanlarıdır.
Haklının hakkınca anıldığı günlerimiz olsun,sevgiyle kalın J

8 Ocak 2013 Salı

İşçi;hakları korunmadığı ölçüde dezavantajlı bir gruptur !


Evet, ben bir ik’cı olacağım ama çekocu gözüyle bakan ve baktığı doğrultuda gören bir ik’cı...
Attığım başlık çekonun temeli olan işçi ve dezavantajlı grupları ortak çatı altında topluyor. Haklar; çalışma hakkı, sosyal korunma hakkı, istihdam hakkı... Ve en önemlisi YAŞAMA HAKKI.

Geleceğin ik’cısı olarak bu hakları görmezden gelip kar mantığıyla düşünürsem ‘ÖNCE İNSAN’ olan bakış açımı ezmiş geçmiş olurum...

Verilere göre,2000-2012 yılları arasında Türkiye’de toplamda 12 bin 686 işçi hayatını iş kazalarında kaybetti. Burada tek dileğim çalışma hayatında olan kayıt dışılığın bu ölüm oranlarına uğramamış olmasıdır.
Bilindiği üzere AB uyum sürecinde sınıfta kaldığımız birinci başlık; iş kazaları ve işçi ölümleri...

Uluslar arası çalışma örgütünde Türkiye’nin adını kara tahtaya yazdıran konu; iş kazaları ve işçi ölümleri...

Evet, Türkiye bu konuda önemli bir adım atarak iş güveliği uzmanı bulundurmayı iş yerlerinde zorunlu hale getirdi.

Ama ne yazık ki, başta maden işçileri ve inşaat işçilerinin durumu hala üzücü, üstelik 2013 yılının başında acı bir örnek bunu kanıtladı. Zonguldak’ta maden ocağında oluşan metan gazı patlamasında 8 işçi öldü.

                      
8 evlat,8 koca,8 baba... 2012’de 81 maden işçisi hayatını kaybetmişken,2011’de meydana gelen göçükte 9 işçinin cenazesi çıkarılmamışken 2013 ve sonrasında bu acı tablonun derinleşmemesini diliyorum.
En azından işçinin yaşama hakkı elinden alınmasın. Neticesinde bu bir doğal afet değil. Denetimsizlik sonucu oluşan bu vakaların son bulması ülkemiz ve çalışma hayatı için büyük bir başarı olacaktır. Bir işçinin korunması bir ailenin korunması ve sonucunda geleceğin korunmasıdır,bunu unutmamalı !!!

İş hayatının acı olayları bünyesinde barındırmadığı günlerde görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın...

7 Ocak 2013 Pazartesi

Günlük tutuyorum,kimse duymasın !!!



Günlük tutan bir insan düşünün. Düzenli olarak değerli ya da değersiz her şeyini karşılığı olmayan bir nesneye kaydeden ve bu işten zevk alan insan... Bu kişi çok insanın değer vermediği anlarına değer verir ve onlara kelimelerle değer katar. Karşılıksız, kimsenin haberi olmayacak şekilde yazar ve ona hayatının vazgeçilmezi gibi yaklaşır. İşte o insan bazı kapıları açmış içerdeki güzelliklerin farkına varmıştır. İç dünyası en büyük onundur. Zaman onun için kazançtır. Anılara değer verir. Düzen önemlidir hayatında. Kanaatimce 1-0 öndedir bu yarışta. Günümüzde blog yazarlığı günlük tutmak gibi değerlendirilse de, blog’un dünyası daha geniştir ve kapıları herkese açıktır ama günlüğün kişinin küçük dünyasında yeri büyüktür, anahtarı sadece o kişidedir.
Ve aklıma gelen soru;
Blog cv’de yer alabilirken günlüğün neden yeri olmadığıdır.
Belki de günlük tuttuğunu cv’ye yazan birinin, bu özelliği karşı taraf için bir değer taşımaz.  Bu görüşüm doğru da olmayabilir, belki hiç kimsenin aklına takılmamış bir ayrıntıda olabilir. Oysa günlük tutanın karakteristik özellikleri elemelerde belirleyici nitelik taşıyabilir.
Son olarak söyleyeceğim, bu düşüncelerim tamamen amatör düşüncelerdir ve aklımda oluşan sorunun cevabını bulabilmek amacıyla kâğıda dökülmüştür.
Tüm zamanımızın günlükçüler kadar değerli olması dileğiyle, sevgiyle kalın J

6 Ocak 2013 Pazar

ZAMAN YÖNETİCİSİ



Zaman; Bizim için en değerli olan ve hızla akıp giden... Saatin işi yok işliyor ama bizim işimiz o saati değerlendirmektir. Değerlendiremediğimiz her an hayatımızın çöplüğünde yok olup giden kaybımız olur.
İnsan gücünü fark ettiği kadar güçlüdür
Eğer potansiyelimizin farkına varırsak her şey çocuk oyuncağı gibi gelecektir ve hayattan zevk alımımız artacaktır.
O yüzden kimse zamanı yönetilmeyecek bir güç olarak nitelendirmesin ve kendi gücünü fark etsin.
Temel ihtiyaçlarımız dışında kalan zaman bizim değerlendirme alanımıza girse de temel zamanımıza da el atabiliriz. Uyku en büyük kısmı kapsar, azı vücudumuza,çoğu ise hayatımıza zarardır. İdeal ve kaliteli uyku bizim yararımızaysa bunu düzenleyecek güce sahibizdir.

GÜNÜMÜZÜN ZAMAN AVCILARI; TELEVİZYON ve BİLGİSAYAR
Bu teknolojik aletlerde çeken bir cazibe olsa gerek ki bağımlılık yapıyor insanda. Bağımlılık zamanı kemiren bir kavramdır fikrimce. Ve bu bağımlılığa sürüklenmemeliyiz. Bu iki aleti kullanmamak çağdan kopmak demektir ama amaçlarımız doğrultusunda kullanırsak bizim yararımıza olur. O yüzden ilk önce bunları hangi amaçlar için tüketeceğimizi belirlersek onların bizi tüketmesine engel oluruz. Televizyonda dizilere, internette sosyal medyaya sınırı koyarsak zaman avcısını ava gelirken avlamış oluruz.
Zaman o kadar büyük bir olgudur ki anlatması, analizi sayfalar sürer.Bizim en bilmemiz gereken zamandan güçsüz olmadığımızdır. Eğer bunu bilir ve bunun verdiği güçle yaşarsak başarı bizim için kaçınılmaz olacaktır.

Son olarak Prof. Dr. Zeyyat Sabuncuoğlu ve Prof. Dr. Melek Tüz tarafından çalışma hayatına kazandırılmış ÖRGÜTSEL PSİKOLOJİ kitabında yer verilen Zaman yaratmak için öneriler kısmını paylaşmak istiyorum.
              1)      Hayır demeyi öğrenin!
              2)      Gününüzü işle doldurmayın. Dinlenmek içinde zaman ayırın.
              3)      Zor ve sevimsiz işleri öncelikle bitirin.
              4)      Ayrıntılar için gereksiz zaman ayırmayın.
              5)      Düşünebilmek için kendinize zaman ayırın.
              6)      Mükemmellikten kaçının.
              7)      Her gün yarım saat önce kalkın.
              8)      TV dev bir zaman yutucudur. TV’nin esiri olmayın. Program seçici olun.
              9)      Yorucu ve zor işleri sabah saatlerine bırakın.
             10)    Benzin deponuz her zaman dolu olsun.
             11)   Gelecekte yararlı olacak kitabı şimdi okumayın.
             12)   İşte değişiklik arayın.
             13)   İş yaparken konsantre olun.
             14)   İşinize olduğu kadar kendinize ve ailenize zaman ayırın
             15)   Yıllık tatillerinizi işletmeye hediye etmeyin. Formda olmak için tatile her zaman ihtiyacınız      vardır.

      Akrep ve yelkovan arasında sıkışmadığımız günler bizim olsun J Sevgiler.

5 Ocak 2013 Cumartesi

EKİP ÇALIŞMASI


Ekip çalışmasının başarıya ulaşması için, ekip üyelerinin birbirine saygı duyması birinci önceliktir. Çünkü insan kendisine saygı duyulan ortamda varlığının yararlarını ortaya çıkarır. Şüphesiz ki kimse saygı hissetmediği ortamda bulunmak istemez, bulunma zorunluluğu olsa bile bedenen orada olmaktan öteye gitmez, o ortamdaki varlığı. OYSA BİZE İNSANIN BEDENİ DEĞİL RUHU LAZIMDIR.
Karşıt görüşler olsa bile onun arkasından işler çevirip, onu grup dışına itmek değildir İNSANLIK. Ortak paydalarda buluşup projeler üretmek ve ortak paydalarda sabitlenmek gerek. O halde ikinci maddemiz proje bazlı düşünmekten geçiyor. Eğer o ekip gerçek anlamda proje ortaya çıkarabiliyorsa, diğer sorunlar arka plana itilebilir. Özellikle dışlanmışlığın bulunmadığı takımda, herkesin projeye katkısı varsa daha nice çalışmalar beraberinde gelecek demektir.
SORUNLAR ÜZERİNE GİDİLDİKÇE BÜYÜR!!!
Ekip ruhu çok hassas bir konudur. Çünkü insanın olduğu her yerde sorunlar bulunmaktadır. Gerçek bir ekip lideri ise sorunlar üzerinde odaklanmamalı. Bilinmelidir ki sorunlar ne odak noktası olursa o kadar büyüyecek gizil bir güçtür. Bunu bilerek sorunları çözmeye odaklanmak yerine ekibin ortak amacını belirlemek ve bu yolda yürümek gerek. Yani ekip çalışmasında sorun odaklı değil amaç odaklı düşünmek üçüncü maddemiz olmalıdır.
Ve sıra demin de adı geçen ‘ekip lideri’ konusuna geldi. Her grupta bir liderin bulunması doğanın kanunudur. Ama bir grupta birden fazla lider ruhunun olması ve lider koltuğunda gözü olanların fazlalığı bir sorun olmakla beraber çözülmeyecek problem değildir. Çünkü bizim üçüncü temel maddemiz ‘sorunlara odaklanma!’ idi. Eğer sen lider olmak istiyorsan bunu büyük sorun haline getirme aksine şuan ki liderle iletişimini sıkı tut ve ondan projede daha çok görev almak, etkinliğini arttırmak için fırsatlar iste. Unutmamalı ki lider de bir insandır, düşman olmak zorunda değildir. Bu düşünceyle yaklaşırsan aldığın her fazla görevle, saygınlığın artar. Belki lider olamazsın ama onunla ilişkilerini sağlamlaştırıp görev ortağı olabilirsin. Bu da seni etkin bir güç kılar ve bu lider düşmanı olmaktan daha iyi bir fırsattır. Böylece dördüncü maddemiz ‘lider düşmanı olma, görev ortağı ol!’
FARKLILIKLAR FARKINDALIK YARATIR...
Her bir üye yeni bir fikir, potansiyel bir güç demektir. O yüzden ki hiçbiri kaybedilmemelidir. Kimse iyi, kötü diye nitelendirilmemelidir. Sadece herkes aynı değildir. Bir ekipte farklılıkların olması ise kayıp olarak görülmemelidir. Farkındalık farklılık yaratır görüşü gibi farklılıklarda farkındalık yaratır. Farklıların ortak başarısı ise normal başarıdan her zaman üstündür. Böylece beşinci maddemizi ‘kimseyi farklılıklarıyla nitelendirme’ diye isimlendirebiliriz.
Daha deneyim kazandıkça bu maddelere yenilerini ekleyebilirim. Fakat şuan ki deneyimimle bunları oluşturdum. Öncelikle ben bir uzman değilim, sadece bir yolda ilerlemeye çalışan bir öğrenciyim. Yazdıklarım bilimsel bir nitelik taşımamakta, duygu ve deneyimlerle birlikte ortaya çıkmaktadır.
Herkesin ‘insana, insan olduğu için değer verdiği’ günlerde görüşmek üzere...

BAŞLANGIÇ



‘İnanmak başarmanın yarısıdır.’ Diyerek başlamak istiyorum bu serüvene. Hep yapmak istediğim ama bir türlü yola koyulamadığım bu alanda tek ihtiyacım olan şeyin cesaret olduğunu biliyorum. Fikirlerim var ama hepsi doğmadan mezara gömülüyorlar. Bu fikir ölümlerine daha fazla sessiz kalamayacağımı anladığımda yeni bir sayfa açtım önüme ve başlıyorum. 

İnandığım yolda başarmamam için hiçbir sebebim yokken geçirdiğim her süre benim için kayıptır.

Eminim hepimizin için de volkanlar patlarken kazananların başkası olduğunu görmenin burukluğu uyanmıştır. Onlar başardılar çünkü potansiyellerinin farkındalardı. Onlar başardılar çünkü bu farkındalıklarına sessiz kalarak göz yummadılar başarısızlığa. Onlar kazandılar çünkü cesaretlilerdi. Ve bunun gibi bir sürü özellik onları farklı kıldı.

Şimdi ise farklı olmak için çıkılan yolda yeni yolcular kervanına ben de katılıyorum.
Bu yolda örnek aldığım çok insan var ki yeri geldiğinde hepsinin isimlerine değineceğim. Hayat bir yoldur neticesinde. Ve bu yolun her kademesinde öncüler var olmuştur. Öncülerimi belirleyerek bu yola çıkmanın heyecanını yaşıyorum.

Girişi kısa tutmalı.Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle. Sevgiyle kalın...