24 Kasım 2016 Perşembe

Hayatımızın Kırmızı Işıkları


İzlediğim bir tiyatro oyununda başrollerden biriydi kırmızı ışık.Başlı başına bir ana karakterdi tüm heybetiyle. Hiç bir tiradı yoktu oysa ki, çıkarttığı "daat" sesinden başka.


Diğer başrol haykırıyordu sahnede ; "N'olur beni kurtarın, acı çekiyorum..."
Kırmızı ışık başrol insanımızın sesini başkalarına duyurmasından hiç memnun kalmıyordu, bir uyarı veriyor sonrasında duvarları üstüne üstüne sürüyordu. Bitmek istemeyen insan tanesi hemen pes ediyor, varlığı için kırmızı ışığa biat ediyordu...

Sizin hayatınızda kırmızı ışıklarınız var mı?

Gerçekten yapmak istediklerimizi yapmaya, gönlümüzden geçenleri söylemeye başladığımız an dattt dattt diye uyarı veren, bizi kısıtlama görevini üstlenen her türlü şeyden bahsediyorum. Hayatımızda maddesel olarak, trafik dışında bizi durduran, kırmızı ışık olmadığına göre, bizim kırmızı ışıklarımızın neler olduğunu yaşadığımız hayata göre farklı konumlandırabiliriz. Egolarımız, garanticiliğimiz, mükemmelliyetciliğimiz, ünvanlarımız, üstlerimiz, içinde bulunduğumuz toplum,  ailemiz, kaybetmekten korktuğumuz varlıklar... daha bir sürü şey sayabilirim kırmızı ışık görevi üstlenen.


tiyatro ile ilgili görsel sonucu
İçimizden bir ses; acı çekiyorum beni kurtarın diye haykırsa da, kimse duymadığı için kırmızı ışıklarımız bize kızmıyor, kızmadığı için  de duvarlar üstümüze doğru gelmiyor... Geniş, ferah mekanlarda içsel duvarlarımız arasında mutlu gibi yaşıyoruz.

Oyunun devamında  süper kahramanımız geliyordu; şikayetçi bir Süperman... Kendi durumundan şikayetçi de olsa kurtarmaya çalışıyordu zavallı kahramanı. Bir deneme, iki deneme , üç deneme... Yok, kahramanımızı kendi dünyasından kurtaramıyordu. Görünür duvarları itmeye gücü vardı Süperman'in ama kendi hayatına tutsak olmuş karakterimizin görünmez duvarlarından çıkarıp özgürlüğe çekemiyordu onu. 

İşte böyle... Yönetmen finish diyene kadar otomatiğe bağlanmış haykırışlarımız, hissettiğimiz acılar, bitti komutuyla birlikte yok oluyor; kendi sahnemizde kendimize yazdığımız oyunların yönetmeni hep o ışık oluyor. Fırsatlar, kurtarıcılar bizim yıkamadığımız duvarlarımızı aşmamıza yaramıyor; cacık olmuş hayatlar içinde krem karamel davranışlar sergilemeye devam ediyoruz... 

** Bu yazıya esin kaynağı olan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarının yeni oyunu "Krem Karamel" dir. 

13 Kasım 2016 Pazar

Blogger Etiklerine Uyuyorum!


 #ikbloggerlarıbeyinfırtınası 'nın meyvesi olan blogger etiklerini yayınlama konusunda geç kaldım. Blogger etiklerinin yayınlandığı ilk günden beri Etik logosu blogumda yerini almıştır. Yeşil benim rengimdir; bu logoya blogumda severek ve isteyerek yer vereceğimi ve yayınladığım içeriklerde "Etik"kelimesinin altını dolduracağımı belirtmek isterim.

Etikler;

    • Özgürlük; Düşünce, üslup ve içerik özgürlüğüne saygı duyarız.
    • Dürüstlük; Alıntıları ve esinlenmeleri belirtiriz.
    • Bağımsızlık; Blogger'lıktan çıkar gözetmeyiz.
    • Nesnellik; Eleştirilerimizi gerekçeli ve tarafsız yaparız.
    • Saygı; Cinsiyet, yaş, etnik köken, din, mezhep gibi farklılıkları zenginlik olarak görür, değer veririz.
    • Yenilikçilik; Yenilikleri araştırır, öğrenir, geliştirir ve paylaşırız. 






9 Eylül 2016 Cuma

#wfpma2016İstanbul İçin Geri Sayım Başladı



Bu yıl Dünya İnsan Kaynakları Kongresi Peryön'ün ev sahipliğinde İstanbul'da gerçekleşecek. 20-21 Ekim 2016 tarihlerinde Haliç Kongre Merkezinde yapılacak olan kongre için geri sayım başladı.

Her yıl heyecanla beklediğimiz Peryön İnsan Yönetimi kongresinin küresel boyutta yapılacak olması heyecanı ve beklentileri arttırıyor.


  • İnsan yönetiminde ve insan kaynaklarında dünyadaki en büyük buluşma,
  • Benzersiz bir network platformu,
  • Zengin içerik, insan yönetimi trendleri ve gündemle ilgili her şey,
  • Fuar alanında yeni iş ve işbirliği fırsatları,
  • Uzmanlarla bir araya gelme ve tanışma fırsatı,
  • İnsana dair konular aynı zamanda 'eğlencelidir'


Neden Katılmalısınız? sorusu organizasyonun internet sitesinde yukarıdaki maddeler ile açıklanmış. Program sonunda iyi ki katıldığınızı düşündürtecek çok sebep var.

Organizasyonla ilgili detaylara ve program içeriğine internet sitesinde ulaşabilirsiniz.

Bu eşsiz ortamı kaçırmamak için bende orada olacağım. 20 Ekim tarihi geldiğinde Haliç Kongre merkezinde görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın.

6 Eylül 2016 Salı

Dünya Standartlarında İşveren Markası İçin!


İnsan kaynakları ve işveren markası uzmanı Merdiye Eker ve Employer Branding International başkanı Brett Minchington ortak bir çalışmaya imza attı.

"Dünya Standartlarında  İşveren Markası Yaratmak Amacıyla, Türk Firmalar İçin Fırsatlar" başlıklı çalışmada Minchington işveren markası stratejisini, 2016/2017 için yeni bir seviye olan beş odak bölgesi olarak sınıflandırmasına karşın; Merdiye Eker Türk şirketler için fırsatları açıkladı.


  • Kapsamı, hedefi ve koşulları tanımla,
  • İşveren markasında eğitim liderlerine önem ver,
  • Tecrübeye odaklan,
  • İşveren markası konulu bir pazarlama programı uygula,
  • Gelecek nesil elemanların ihtiyaçlarını anla,
Öneri başlıkları altında Türk şirketleri için fırsatların ve seçeneklerin işlendiği çalışma "Harekete geçmek için asla geç değildir!" mesajıyla sonlandırılmış.

Titizlikle inceleyip kaynak alabileceğiniz bu güzel proje için enerjisini her zaman alkışladığım Merdiye Eker'i tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum. Güzel enerjisiyle daha birçok kapsamlı projede karşılaşacağımıza eminim. 

Projenin detaylarına ve içeriğin tamamına linkten ulaşabilirsiniz; link 

Sevgiyle kalın...


Yol, Nasıldır


Yaşamı yola benzeten, genel olarak kabul görmüş bir metafor vardır. Yaşamı yola benzetmek gerçekten de pek çok bakımdan semereli olabilir ama yaşamın yola nasıl benzemediğini de düşünmeliyiz. Maddesel bir anlamda, yol dışsal bir gerçekliktir. Üzerinde biri yürüsün ya da yürümesin, birey onun üzerinde ne şekilde yolculuk ederse etsin, yol yoldur. Oysa ruhsal anlamda, yol ancak üzerinde yürüdüğümüzde husule gelir. Yani, yol nasıl yüründüğüdür.

İki şehri birbirine bağlayan bir yolu, nasıl yüründüğü üzerinden tanımlamak mantıksız olur. Yolu yürüyen ister başını dik tutan bir genç olsun ister başını önüne eğmiş, güçlükle ilerleyen dermansız bir ihtiyar, ister bir amaca ulaşmak için acele eden mutlu kişi olsun ister ağır ağır sürünen vesveseli, ister yavan giden yoksul yolcu olsun ister faytonunda bir zengin, maddesel anlamda yol herkes için aynıdır. Aynıdır ve aynı kalır, iki şehri birbirine bağlayan aynı yol. Ama erdem yolu böyle değildir. Erdem yolunu işaret edip işte erdem yolu diyemeyiz. Biz ancak erdem yolunun nasıl yüründüğünü gösterebiliriz ve biri o yolda yürümeyi reddederse başka bir yolda yürüyordur.

"Kişinin yaşam yolunu nasıl yürüdüğü" sorusu dünya kadar fark yaratır. Bir diğer deyişle, yaşam bir yola benzetildiğinde bu metafor evrensel olanı, yaşayan herkesin hayatta oluş dolayısıyla ortak olan özelliğini dile getirir, o kadar. O ölçüye dek, hepimiz yaşam yolunda ve hepimiz aynı yolda yürüyoruzdur. Ama yaşamak bir hakikat meselesi haline geldiğinde, soru da dönüşür: Yaşam yolunda doğru yolda yürümek için nasıl yürümemiz gerekir? Yaşamın yolunu hakikatte yürüyen yolcu "Yol nerede?" diye sormaz, bu yolda nasıl yürüneceğini sorar, sanki yolcu iki şehri birbirine bağlayan yolu nihayet bulduğunda, her şeyi belirleyen etmen yolun nerede olduğuymuş gibi. Dünyevi bilgelik, bir yandan yaşamın gerçek görevi hariç tutulurken bir yandan da "yol nerede?" sorusuna doğru yanıt vererek bizi kandırmaya pek isteklidir. Oysaki ruhsal anlamıyla anlaşıldıkça, yol, nasıl yüründüğüdür....

* Tanrıya İhtiyaç Duymak kitabından alıntıdır.
* Fotoğraf @melhtas 'a aittir.

3 Eylül 2016 Cumartesi

İŞ'te Demokrasi


İşyerleri belirli bir ekonomik düzende kar endeksine bağlı olarak çalışan ticari kimliği tüm kimliklerinin üstünde tutulan yerlerdir. Tek amacın kar olduğu bir yerde demokrasi gibi çok sesliliği temelinde barındıran bir sistem nasıl yaşatılır? Otokrasiyi kolay benimseyen bu yerler demokrasi kalıbına uyabilir mi?

Okuyorum, düşünüyorum, tartışıyorum… İçimde cevaplarını aradığım sorular hep kültüre götürüyor beni.  Bir işyerinin demokrasiyle uygun olması ancak içinde yaşattığı kültürle doğru orantılı olabilir. Bu kültürde şirketlerin başında bulunan kişilerin, ister patron olsun ister CEO ister müdür, dünya görüşlerine göre şekilleniyor. Kültürün oluşmasını demokratik süreçler içinde tanımlayabilmek için zaman gibi büyük bir kavrama ihtiyacımız var. Zamanla kültürü yaşatanların davranışları gerçek değerine kavuşacaktır. Ama ilk başta birilerinin dünya görüşlerine ihtiyacımız var.


Son zamanlarda boy gösteren “çalışan bağlılığı, aidiyet” gibi kavramlar şirketlerin demokratik yollara girmesine ortam oluşturmuştur. Emir – komuta sisteminde işleyen şirketlerin çalışanları, karşılaşılan olumsuz durumlarla mücadelede kendini çok fazla ortaya koymadan, kendi paçasını kurtarmayı tercih edecektir. Çalışanların karar alma süreçlerinde bulunduğu, kendini iş sürecinde önemli bir yerde konumlandırdığı, hatta şirketten hisse verilerek direk kar payının içinde bulunduğu şirketlerde kazanımlar, kayıplar herkes tarafından benimsenecek, birlikten kuvvet doğar atasözü kendini gerçekleştirecektir.

Eğer sizde İş'te demokrasiden yanaysanız iş yerlerinde demokrasi konulu çalışmalar yapan WorldBlu' ya göre 10 kurumsal demokrasi prensibini dikkate almalısınız!

10 Kurumsal Demokrasi Prensibi,

  •        Amaç ve vizyon
  •        Transparanlık
  •        Diyalog ve dinlemek
  •        Adil olmak ve saygınlık
  •        Sorumluluk almak
  •        Birey + Takım
  •        Seçim
  •        Dürüstlük
  •        Sorumluluğun dağıtılması
  •      Yansıtma ve değerlendirme

 Detaylarına linkten ulaşabilirsiniz ;  link   ( www.dünya.com , 2015 )
    
 Şirketlerde Demokratik Devrim yazısı için ; link   ( www.turkishtimedergi.com , 2015 )

WorldBlu'nun her yıl yaptıkları Democratic Workplace çalışmalarını link 'ten takip edebilirsiniz.
    
    Hayatınızın her noktasında demokrasiyle karşılaşmanız dileğiyle,

    Sevgiler...








2 Eylül 2016 Cuma

En Sonunda Ne mi Olacak?


İnsan kaynakları açısından yerle yeksan olmuş bir şirket düşünün. Sizi o şirketin İK departmanında görevlendiriyorum. Neler yaparsınız?

Geçmişte oluşan bir imajı yok etmek kolay iş değildir. Geçmiş bir enkazsa şayet ilk önce o enkazın kalıntılarını ortadan kaldırmak ve yeni imajı oluşturmak için çok emek harcamak gerekir.

Yerle yeksan olmasına sebepleri analiz ederek başlayalım öncelikle; departmandaki eski çalışanların oluşturduğu imajı iyi görmek gerekiyor. Sizde onların yolundan mı devam edeceksiniz yoksa yeni yollar mı açacaksınız? Gidilen yolları dikenli yol haline getiren eskilerin oluşturduğu engelleri temizleyerek başlamak doğru bir başlangıç olacaktır. İşinizin kolay olmadığını kabul ederseniz gereken tüm çabayı göstermeniz daha kolay olacaktır. Elinize gerekirse alacaksınız kazma küreği vuracaksınız, çünkü oluşan imaj katılaşmış bir halde olabilir ve bunu ortadan kaldırmak için büyük çaba harcamanız gerekmektedir. Yaptıklarınızdan gocunmak gibi bir hataya düşmeyin bu aşamada…  Çünkü kimse size cennetteki yerini emanet etmedi, kendi cennetinizi kurmak size düştü…

Oluşmuş imajın etki alanlarını değerlendirmekte doğru bir yaklaşım olacaktır. İnsan kaynakları gibi bir alanda çalışıyorsanız iki kutba da ulaşmanız gerekecektir. Üst yönetime olan yaklaşımınızla çalışanlar tarafı için oluşturduğunuz iletişim kanalları aynı olmayabilir. Ama iki tarafa da ulaşmak üstünüze vazife olacaktır. İnandırıcılık ve ikna kabiliyetiniz bu noktada kuşanacağınız yetkinliğiniz olmalıdır. Bu silahları hangi taraf için kullanacağınızı söylemiyorum, tahmin edersiniz…

Türkiye’de ki işletmelerin yüzde kaçı KOBİ ve aile şirketi? Cevabı bilenler çok kurumsal hayaller kurmazlar. Kurumsal gerçekliğe kavuşanların zaten yerle yeksan ik ile alakası pek olmaz. Yazdıklarımı okuyup hak verenler zannediyorum ki geleneksel yönetim anlayışlarının hâkim olduğu kobilerde modern hayaller kuran yorgun beyaz yakalılar olacaktır. Sizlerin mücadelelerini dinlemek isterim yorgun savaşçılar!

Benim inancım; yerle yeksanlık bir tür tembellik sonucudur. Kendini bir fanusa kapayıp, rekabetten uzak dünyanda değirmeni döndürmekle meşgul olursan, bakıp bakıp kendini övdüğün ayna gün gelecek toz kaplayacaktır. Kendini göremesen de ,” ayna ayna söyle bana benden güzeli var mı bu dünyada?” diye konuşup durursun sonra. Aynada bir gün gelir patlarsa, parçaları kendinden temizleme gayesiyle oturduğun yerde ağlar, kalırsın…



Hal böyleyken eline bezi alacaksın ik’cı kardeş; fanusu, aynayı bir güzel temizleyeceksin. Çünkü yapmak istediğin meslek farkındalık seviyesi yüksek olan şirketlerde yapılınca güzel oluyor. Şirketinin farkındalığını arttırmayı kimse amaç edinmiyorsa, gönüllü olacaksın. Hakkıyla bu mesleği yapmak için ilk başta ne yaptığını tanımlayamaz hale geleceksin, İK’cı olmak dışında her şey olacaksın.

En sonunda ne mi olacak? Bir şirkette insan kaynakları departmanının sıfırdan kurulması hikayesini gerçek, yaşayan ve samimi dille anlatacaksın.

Eh, bir imzanı da esirgemezsin. ;)

25 Ağustos 2016 Perşembe

Bir Şiir, Bir Şarkı ve Bir Yol...

yol problemi formülü ile ilgili görsel sonucu




Yol = Hız x Zaman
Hız = Yol / Zaman
Zaman = Yol / Hız

Formüllerini hepimiz ilkokul sıralarından hatırlarız. Kaybedenler Kulübü filmini de hatırlarım ben. Afilli filintalar satırlarının repliklere yerleştiği sahneler de gözümün önündedir.

Aklıma geldi nedense. Yol kavramının önemini düşündüm yeniden. İlerlediğimiz, düştüğümüz, tepe taklak olduğumuz kadar kalkıp koştuğumuz bu yolu anlamak gerek, idrak etmek ve sevmek gerek…
Dış kuvvetleri yok saymadan ama çokta umursamadan yürümek, durağan, düşen ya da son sürat artan bir hızda ilerlemek gerek bu yolda var olmak için. Durmak bu yolda var olmaya terstir , “durmak sıkıcıdır…”


Yolculuk anında zaman yol arkadaşlığı edecektir bize. Olsa çok iyi olurlarımızı veya olmasa da olur dediklerimizi yüklenecektir sırtına. Ama hiçbir zaman onlarla bütünleşmeyecek, en büyük her zaman kendi işleyişi olacaktır. Akıp gidecek, hiç durmayacaktır… Biz zamanı yaşadıklarımızla tanımlaya durursak yanılmış oluruz…

Ve hiçbir zaman bu yol bitmeyecektir, bitti dediğimiz noktanın arkasında her zaman yeni yollar bizim için var olacaktır, gitmesini bilene…

Yolculuğa verdiğim önemi anımsadığım bu yazımı bir Ortaçgil şarkısıyla noktalıyorum. Şiirle, sevgiyle, yolda kalın... 

Sen hep kendine önlemler aldın,
Ben kendime yasaklar koydum,
Önümüzde barajlar var,
Bu su hiç durmaz…